Köşe Yazarları

Ölümle burun buruna gelmek!..



 

‘Ölümle burun buruna gelmek’ varoluşçulukta önemli bir tartışma konusudur. İnsanların varoluşunun özgürlükle eşit bir kavram olduğu iddia edilir. Tıpkı Sartre’ın vurguladığı gibi ‘insan önce varolur sonra özgürce kendini özünü oluşturur’.

Koronavirüs nedeniyle insanların evlere kapanması düşünmeye yol açmalı. İnsanlar toplumsal yaşamdaki sorumlulukları nedeniyle ‘özgürlüklerini’ her gün biraz daha yitirdiklerinin farkına varmadan yaşıyordu. Halbuki ‘her birey kendini özünü oluşturmak için çaba sarfetmeli’ der varoluşçuluk.

Bunun için de an’ın değerini anlamalıdır. An’ın değeri özellikle ölümle burun buruna gelince, tokat gibi insanın yüzüne ve zihnine vurur. Sokağa çıkamama bunu düşündürüyor.

Yenişehirlioğlu, Satre’ın ‘Bulantı’ adlı romanından kısa bir parçayı aktarır*: ‘Geleceği görüyorum. İşte orada, sokakta. Şimdiden daha silikçe. Daha ne bekliyor gerçekleşmek için sanki? Gelecek bu ihtiyar kadına daha fazla ne sağlayabilir ki? İhtiyar kadın topallayarak uzaklaşıyor. Aniden duruyor. Başörtüsünden sarkan aklaşmış bir tutam saçı yana doğru itiyor. Yeniden yürümeye koyuluyor. Demin oradaydı, şimdi burada… Hiç anlamıyorum içinde bulunduğum durumu: Hareketlerini gerçekten görebiliyor muyum, yoksa onları tahmin mi ediyorum? Şimdiyi gelecekten hiç ayırt etmiyorum artık. Çünkü sürüp gidiyor bu, yavaş da olsa gerçekleşiyor; ihtiyar, koskocaman erkek ayakkabılarını sürüye sürüye ilerliyor ıssız sokakta. Budur işte zaman, hem de çırılçıplak zaman, yavaşça varoluyor. Kendini beklettirir ve geldiğinde de tiksinti verir. Çünkü, zaten, uzun süredir onunla birlikte bulunulduğunun farkına varır. İhtiyar sokağın köşesine yaklaşıyor. Ufacık kara bir kumaş yığınından başka bir şey değildir artık o. Evet, doğru, bu, yeni bir şey. Demin orada değildi. Ama bu, insanı şaşırtmayan tatsız ve silik bir yenilik. Sokağın köşesini dönmek üzere, dönüyor işte… bitmek bilmeyen bir süreden beri… Pencereden söküp atıyorum kendimi. Sallana sallana odada başlıyorum dolaşmaya; birdenbire aynaya yapışıp kalıyorum, kendime şöyle bir bakıyorum. Tiksiniyorum kendimden; Hala bitmez tükenmez bir süre daha. Sonunda bu görüntümden kurtulup yatağın üzerine yığılıyorum. Tavana bakıyorum, bir uyuyabilsem: Sakinlik, sessizlik…!

Yenişehirlioğlu, yukarıdaki alıntıyı, varoluşçuluktaki, varlık ve onun yaratmış olduğu salt gerçekliğin, varlığın gerçekliği olduğunu göstermek için verir. Örnekte ‘ihtiyar kadın’ ile onun içinde varolduğu gerçeklik arasında bir özdeşlik olduğunu belirtir. Çünkü zaman ile yaşlı kadın arsında, yıpranma ile zaman arasında, bu kadına bakıp zamanı düşünen, pencereden bu durumu düşünen (içinde bulunulan durumu) insan arasında bir özdeşlik olduğunu da vurgular. Yaşlı kadını seyredip, onda, zamanı gören varlık (roman kahramanı), gerçekte onda kendi gerçekliğini görmektedir. Esas vurgu ise; eğer varolmayı sürdürürse (yaşamayı sürdürürse) gelecekte aynı gövdesini sürükleyen, zar zor sürükleyen kadın gibi olacaktır. Kahramanı dehşete düşüren ihtiyar kadın değil, bilinç-altındaki onun gibi olacağı düşüncesidir.

Sartre’ın ‘Bulantı’ kitabındaki roman kahramanını esas dehşete düşüren olgu ise ‘ölüm’dür; ölüm korkusu. Zamanın gaddarlığı da buradadır. Zaman kendisine geleceği ve sonu göstermektedir çünkü.

Varoluşçulukta ölümle burun buruna gelmek, bireylere ‘an’ın değerini öğretmek için önemlidir. Bunun gibi roman kahramanları, ölüm döşeğindeki hastaların söyledikleri, idam mahkumlarının son istekleri ve sözleri gibi olgular birer öğrenme laboratuvardır.

Şimdi karantina ve sokağa çıkma durumlarında insanlığın, an’ın değerini anlamak ve hissetmek için fırsatı var. Bu durumlar öncesi ve şimdiyi karşılaştırarak yaşamı yeniden sorgulamak.

Benim için hayatta önemli olan nedir? Hangi davranışlar ahlaklıdır? Vicdanlı olmak için neler yapmalıyım? gibi soruları soracak zaman dilimindedir insanlık.

İnsanlar kendileri için önemli olan pek çok şeyden bir süreliğine mahrum kaldı; kinden, ihtirastan, gösterişten, lüks evler ve arabalardan, daha fazla mal ve paradan. Ve tüm bunların gösteriş aracı olarak, başkalarının üzerinde hüküm sürmek ve üstünlük göstergesi olarak kullanmaktan.

Ahlak ve etik değerleri yeniden gözden geçirmek için ‘virüs’ insanlığa dur dedi. Bunu fırsata çevirmek insanın kendi elinde. Günümüze kadar getirilen ahlak anlayışı, değerler bir çırpıda çöpe gitmiş durumda. Yeni ahlak ve etik değerler oluşturmak için insanlığın bir an duraksayıp, herkesin kendi içinde dönmesi iyi olur. Ne dersiniz?

 

*Şahin Yenişehirlioğlu (1982). Varlık Sorunsalı ve Jean-Paul Sartre. Felsefe Yazıları 2. Kitap. İstanbul: Yazko yayınlar.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı