Köşe YazarlarıSürmanşet

OLMUYOR VESSELAM! (KKTC’YE HÜKÜMET DAYANMAZ!)






Zannediyorlar ki her yıl bir hükümet değiştirmekle memleket de değişecek!

Ne var ki ol alemin değişmeden,  öyle geldi böyle gittiğini gördüklerinde..

Bu kez de “zırt pırt “bakan” değiştirip  memleket değişikliği gözlemekteler..

Ve gerçekte ne yapmaktalar? “Değiştiremedikleri memleketi beterince kaoso sokarlarken, siyasi kriz yaratmaktalar!

Üstelik iktidara gelirlerken yeniden  ihdas ettikleri makamlara gelip gidenlerin bu kez de arkalarında bıraktıkları mali yükü, kat katıyla devlet hazinesine  yükleyerek!

Sonra da Ankara’nın yollarına düşerek bir solukluk  yaşamsal nefes için  “para” istemekteler…

VE YAZIK! Artık iyice pespayeleşen bu süreç sadece devlet olma iddiasındaki KKTC’nin siyasi ve ekonomik yapısına zarar vermiyor: “Bu halk kendini yönetmekten acizdir” çağrışımı yapıyor. “Çağrışım” fazla olmalı  zaten yönetemiyor! Şöyle ki “devlet” lafı bile işitmek istemiyor! Olmaya ki  Rum tarafıyla bir federasyonda buluşulur da sayelerinde kendimizi yönetiriz düşüncesiyle; çözümün yetki ve sorumluluğu bile çoğunluk olan Güneyin  himmetine bırakılmak  isteniyor!)  Pandemi kadar kötü huylu bu siyası virüsü de satır aralarına sıkıştırayım dedim…)

***

ÖTESİNE GELİNCE: Memleket ikiye ayrıldı! Ali Pilli ve Ünal Üstel yanlıları..

Oysa tüm eleştirilerimize karşın hükümet kademesindeki  UBP içerikli “değişim”  Başbakanı ilgilendirir. Ha, Başbakan bu konuda partisi UBP ile ne kadar uyumlu hareket etti, MYK ne dedi falan… Bunlar yine UBP’i ilgilendiren siyasi değerlendirmelerdir..

Oysa UBP’i yada mevcut hükümeti günahı kadar sevmeyenler bile feryat ediyorlar! “Gitti memleketin istikrarı, sağlığı, afiyeti!”

YAHU zaten istikrar hiç  yoktu bir, olanlar  bir siyasi partinin hükümet kademesindeki Bakanlıklar değişikliğidir iki..

Vahim olan ise şudur:  Yukarıda da sözünü ettiğim gibi Başbakan Saner de zannediyor ki her “bakan değişimi” yeni bir iyileşmedir!

Sanki giden Bakan etten kemikten sıyrılıp atılmış “ur” gelen de çiçeği burnunda konca güldür!

Haa!  Eğer “yönetim sistemi” tartışması yapılacaksa olay UBP’i de aşar. Tüm siyasi partilerin  hatta STÖ’nin de katılacağı platformlarda tartışılır.. Mesela “başkanlık Sistemi” mi yoksa “parlamenter sisteme” devam mı?                                                                      Yada seçim sisteminde tek parti iktidarına cevaz verecek  değişiklikler mi?

Fakat ben İlle de “kadro hareketi” diyorum.. Şöyle ki:

***                                                     “MEFKÛRE” SAHİBİ KADROLAR: Şimdi o mefkûreye “ilke” derler. Bir davaya inanmış ayni kafa yapısına sahip insanların bir araya gelerek oluşturdukları “birlik, dernek yada siyasi parti…”

Rahmetlik Denktaş Ekim 1975’de bu   ilkeyi gözeten bir hareketle  ayni kafa yapısına sahip arkadaşlarıyla UBP’i kurdu. Sonra da halka çağrıda bulunarak  “gelin Ulusal Birlik Partisi  şemsiyesi altında birleşelim…”

1974 Barış Harekâtının hemen ardından başlatılan bu siyasi hareketin kurucularının her biri bir ulusal mücadelen çıkan çoğu Denktaş’ın dava arkadaşlarıydılar..                “Kurucu Meclis” önce bu ulusal dava bilincine sahip politikacılar tarafından oluşturuldu..

Bugün hâlâ tekrarladığımca söz konusu olan  Kuzey topraklarını Kıbrıs Türk halkının “vatanı” olarak kabul etmiş bir “kadroydu.” Kuzey’i yeniden yaratacak yeniden yapılandıracak olan kadro.

Nitekim  hâlâ o günlerden kalma beş yıllık planlardan söz ederim..  Kooperatifçilik seferberliğinden.. Tarımı, toprakların ekilip biçilmesine yeniden dönüşü, sanayileşmeyi hatırlatırım..                                                                                              ***                                               VE EKLERİM: “Barış harekâtından sonra olağan bir düzen kurmak hiç de kolay değildi! Olmadığını hâlâ o günlerden kalma toplumsal yaraların mesela “ganimet” gibi olanlarını hatırlatarak kınarım..

Fakat bu olumsuzluklara karşın toplumda bir devinim bir heyecan vardı.. Mesela Güzelyurt’un narenciye bahçeleri  yeniden yeşertilerek dünyaya ürün ihracatı yapılıyordu. Yani narenciye gerçekten  “sarı altındı..”

Amerika’ya bile konfeksiyon ürünleri ihraç ediliyordu.. Açın Ahmet Sanver’in yazıp yayımladığı boyumu geçen kitaplarını, okuyun. Bir devirde Kıbrıs Türk halkının nelere muktedir olduğunu Rum’la kafa kafaya rekabete bile girdiğini öğrenirsiniz..

SİZ ne diyorsunuz. Bu memlekette “hava yollarımız” uçaklarımız bile vardı!”                 Bu memlekette “zeyko” adlı yağ fabrikamız vardı. Harubu değerlendiren fabrikası” vardı!  Sütü mamül hale getiren fabrikamız olduğunca..

***                                                     DEVAM ETTİREMEDİK: çünkü 1974’den sonra yakaladığımız o seferberlik ruhuna uygun “siyasi kadroları” koruyamadık. Küskünlüklerle parçalanmalar, özel çıkarlarla karıştırılırken “yolsuzluklar” olarak yansıyan kanunsuzlukların gitgide devleti beterince yozlaştırmasının önüne geçemedik!

Kİ ne deniyordu sık sık: “Bir ülkede namus erbabı eğer namussuzlar kadar cesur değillerse o ülkede ciddi iş görmek mümkün değildir.” Rahmetlik İsmet İnönü’nün lafıydı.

Şimdi o “namus erbabı politikacılarımızı” gözlüyoruz da birisi olan Kudret Özersay “işte ben” diyerek kabuğunu kırıp ortalara atıldığında adama Meclisi de politikayı da dar ettilerdi!                      GERİYE ne kaldı?  Zar zor kurulan bir hükümet! Üfürsen gidecek! Yetmez gibi tam da talihine pandemi düştü! Tutun ki memleket allak bullak! Ersan Saner ne yapacak? Halledemez bu memleketin sorunlarını, inse gökten peygamber!







Başa dön tuşu