Köşe Yazarları

OLMAZ Kİ BÖYLE DE YAŞANMAZ Kİ!


Bir yandan çözüme uzak bir Kıbrıs sorunu…

Öte yandan çapımıza bol gelen çok partili demokratik sistemimiz…

Bunun sonucu olarak da her yıl bir koalisyon hükümeti yıkılırken bir yenisinin kurulması!

Devamlılığı olmadığı için huzur ve istikrarı da sağlayamayan borç harç içindeki bir devlet ki uçan kuşa borçlu!

“Vatan” kelimesinin telafuz edilmesinden bile sarfınazar eyleyen bir toplum oluş misyonumuzla “KKTC ancak bu kadar olabilirdi” dediğimizce…

Ola ola “pislik deryası oluşula trafik terörüne yenik düşmenin kadersel tevekkülünde…

Ve ne “sosyal” ne “ekonomik” yanını halledemediğimizden;  adına “sosyoekonomik” dediğimizin ismi var cismi yok “yapımızın” yıkıntıları altında kalarak falan…

YAŞARKEN… “Olmaz ki böyle de yaşanmaz ki” diyeceğiz de kime?

Bir yanda ve içte Kılıçtaroğlu’lu CHP ile kavga ederken, İmamoğlu ile İstanbul için sahiplik dalaşına giren… Astana anlaşmasına karşın Rusya ile Esat yönetiminin İdlip’i bobardıman etmelerini önleyemeyen… Trump ile uçak füze satın alma konusunda yeni yeni sorunlar üreten… Artık Çipras’ın bile “posta koyduğu “Anavatanımız” Türkiye’ye mi yoksa Ankara’ya mı?…

ÜSTELİK anlatacağız da nasıl?

Ki artık Ankara’nın para musluğunu açması için “koşullarını bir tamam yerine getirmemiz gerekiyor…” Gerekiyor da reorganizasyon için para nerede? Nitekim:

…KAÇ gündür “aman Türkiye” diyoruz çünkü “Türkiyesiz” bu adada var olamayacağımızı biliyoruz.

Oysa bir “kolordusu” ile üzerimize kol kanat geren Türkiye ne hikmettir bilinmez, bizi dışındaki bir “Devlet” muamelesinde ve KKTC ile imzalanan ikili anlaşmalar uygulamalarında kategorileştiriyor ki yoksa diyoruz; “bizim de dürte dürte fıcırığını çıkardığımız TC-KKTC gerçeklerinde kafamıza vura yara şunları mı sokmak istiyor:

“Eğer beni dinlemez, söylediklerimi yapmazsanız ben de size “anavatan” gibi değil “istediğiniz buysa” işte böyle dışınızdaki bir yabancı devlet gibi davranırım!.”

Yani nasıl? Örneğin “Mali ve Ekonomik Protokolü imzalayıp uygulamaya başlamazsak para musluğunu kapatması gibi!

KOLAY mı ama? Nitekim benim de her aklıma geldikte neden Kıb-Tek’i, mobil telefonlar karşısında kendini yenilemediği için işlevini yitiren Telekomünikasyonu özelleştirmiyorsunuz falan diyorum da bu reform nitelikli işler öyle “oldu da bitti maşallah” lafıyla olmaz ki?

Söz konusu olan “binlerce işçinin, personelin, bürokratın sonrası rehabilitasyonlarıdır…

O halde? Gelin cevabı için, “kurulması bir yana, kurulduktan sonra çalışması ayrı bir sorun olan ve her birinin en kabaysından ömürleri bir yıllık “Hükümetlerimizle sistemimize” bakalım:

 

**********

BU SİSTEMLE YÜRÜMEZ!

Rahmetlik Denktaş’tan sonra toplumu motive ederken, sürükleyip götürecek bir lider yetişmedi.

Bunun yerine seçimle gelmiş, Anayasaya göre “tarafsız olmaları” gereken Cumhurbaşkanları “liderlik” görevini de yüklenmek zorunda kaldılar ama Talat’tan Eroğlu’ndan şimdilerde Sn. Akıncı’dan beridir; “partileriyle partilerinin Sol’da veya Sağ’da yüklendikleri misyonlarını taşımaktan” kurtulamadılar…

Böylesi bir yönetsellikte (ki bazıları statüko der) hem Anayasal çerçevede Devlet’in siyasi ve sosyoekonomik çıkarlarını hem siyasi partiler hiyarerşisinde oluşmuş Koalisyon Hükümetlerinin olağan zaman süresindeki görevlerini ifa etmelerinin yollarını açık tutmaya çalışmak; tıkandı mıydı açmak…

Kolay değildir, zaten hiç olmadı, başarılamadı!

OYSA Cumhurbaşkanı “Başkanlık” yetkilerine sahip olsaydı; zaten böylesi koalisyon hükümetlerinin zırt pırt yıkılıp yerlerine yenilerinin kurulmasını seyretmez, abese iştigalde zamanları boşa harcamaz, hükümeti kendi kurardı.

Uzağa gitmeye hiç gerek yok. Yıllardır hatta bizi devletten attıktan, bölgelerimizin esiri yaptıktan sonra Rum tarafı; devleti “Başkanlık sistemiyle” yönetmektedir vallahi de çok da iyi yönetmektedirler!

Ki Hristofyas gibi Solcu’su, Papadopulos gibi faşisti, Anastasiadis gibi Sağcısı da o Başkanlık koltuğuna hep oturdular, AB’li de oldular, BM’lere üye de!

Bizse ta Dr. Fazıl Küçük döneminden ve İsmet İnönü’nün partisine duyduğumuz sevgi saygıdan dolayı yıllarca “Parlamenter Sistem” üzerine kurduğumuz siyasi partilerle hatta bazı partilerimiz oralardan aktardıkları “tüzüklerle” vaziyetleri idare ettik ama şimdi şu hükümet krizine bakın. Hem netameli hem geleceği sorgulu sualli!

Oysa artık Türkiye’de bile (iyi kötü) kendine özgü bir Başkanlık sistemi vardır…

Demek istediğim şudur: Tatar’la Özersay bir koalisyon hükümeti kurmayı başarsalar da sürdürmeyi ne kadar süre başaracaklar?

UBP tabanı ile zıt bir HP tabanı hangi konularda ve asgari müştereklerde buluşabilecekler ki?

 

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (ÇOK ZAMANINIZ OLACAK!)

Kırk bir kere maşallah! Genç jenerasyon yavaştan memleketin siyasi kaderini kaşarlanmış politikacılarla komprador burjuvazinin elinden çeke söke alırken sonunda “hükümetler yıkıp hükümetler kuracak siyasi mertebeye ulaştılar!”

Nitekim birisi yıkılan hükümetin Başbakan yardımcısı, genç kuşağın son dönemlerde yıldız sporcusu (pardon politikacısı) Özersay!

Diğeri bugünlere, toprağı tırnaklarıyla kazarak (pardon Özgürgün’ü UBP Başkanlığından itip) yerine kurulan Tatar!

Birisi hükümeti kurmak için “halef” oldu diğeri “selef!”

Ve ne oldu? (Ben bu satırları yazarken hâlâ konuşuyorlardı!) Hadi “gençler,” “kurun şu hükümeti, nasılsa sonrasında tartışmak için çok zamanınız olacak!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı