Parti başkanlarının Cumhurbaşkanı ile toplantısından sonra özellikle UBP ve DP genel başkanlarının söyledikleri, bir süredir basına verdikleri açıklamalarla ters düştü…
Yani herkes de biliyor ki, elli yıldır şu müzakere süreçleri, Türkiye ile KKTC kanatları arasında, tüm ilgili tarafların yani her iki tarafın hükümetleri ve cumhurbaşkanlarının ortak mutabakatıyla sürdürülür. Eğer ters bir durum ortaya çıkarsa, -ki geçmişte bir kaç kez çıkmıştır- o da çok açık, belirgindir zaten. Hani en son Denktaş-AKP uyuşmazlığı gibi…
Onun dışında, bir ortak hafıza vardır, bunun üstüne bina edilen ortak çıkarlar ve o çıkarlara uygun ortak politikalar…
Sayın Akıncı, makama geldiği günden bu yana, görevini toplumun hassasiyetlerini gözeterek yürütmekte.
Türkiye kanadı ile ilişkilerinde de belirgin bir sorun yok.
Aksine bir karşılıklı anlayış seziliyor.
Buna rağmen, KKTC hükümet kanadından gelen Akıncı’nın masadaki pozisyonuna ilişkin “ezilip, büzülme, dilenme” gibi aşağılayıcı ifadeler kafaları karıştırdı…
Aynı anda, sanki düğmeye basılmış gibi bir kampanya başlatıldı, sanki toplumda bir kamplaşma yaratılmak istendi…
Ama önceki gün bir de baktık, bu ağır ifadeleri kullanan Başbakan Özgürgün, çözümden umutlu olduğunu söyledi. Hem de yıl sonuna kadar…
Yaptıkları görüşmeden de memnun olduğunu ifade etti.
Serdar Denktaş ha keza. “Akıncı’ya desteğimiz sürecek” dedi.
Denktaş, aynı zamanda, endişelerinin hala akıllarında durduğunu da kaydetti.
Olabilir, herkesin endişesi var.
Ama o endişeler süreçten mi, karşı taraftan mı, Akıncı’dan mı kaynaklanıyor.
Akıncı’ya destek beyan ettiğine göre, demek ki, endişeler süreçle ilgili…
Peki o zaman kamuoyu önünde yürütülen bu kampanyanın nedeni neydi?
İç politika mı? Tribünlere oynamak mı?
Düşünmek bile istemiyorum.
Kıbrıs konusunu, masadaki gücümüzü iç politik gailelerle yıpratmak, bence kendilerinin “milli dava” dedikleri davaya yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Hadi yine Özgürgün’ün yeni bir gafı deyip geçelim.
Ancak gerçekten de yaptığı ucuz bir iç politika manevrası değilse, kendi söylediğini papağan gibi tekrarlayarak Cumhurbaşkanı’na her ortamda saldıran kitlelerini de bilgilendirmesi de gerekecek…
VATANDAŞ ÖDESİN…
Neyi ödeyecek vatandaş? Devletin görev zararını. Kötü yönetimin ceremesini.
TÜK’ü batıran sanki vatandaş. Bana kalırsa zaten olmaması gereken bir kurum. Sovyet modeli. Herşeyin devlet kontrolunda olduğu, belli sektörleri koruma gibi, modası geçmiş bir sistemin ürünü Bir denetim mekanizması gerekiyorsa, Tarım Bakanlığı’nın işi ne. Yetti artık. Liberal ekonomi dediklerinde tavandan tozlar dökülür. Tamam o zaman, liberallliğin gereğini yapın, tarımı da rekabete açın. Kendi dengesini yaratsın. Çürümüş bir sistemin her daim batık kurumunun zararını, en temel ihtiyaç maddelerine zam yaparak mı çıkaracaksınız. Meyveden sebzeye, margarinden, sıvı yağa akla gelebilecek her şeye yüzde 3 zam. Aynen belediyelerin zararlarını kapatmak için suyu fahiş fiyata satması gibi. Hükümetin sigaraya durduk yerde yaptığı zam gibi… Kimse yaptığı yanlışın hesabını vermeyecek, vatandaş zararı ödeyecek…
Üreticiler hem TÜK’ü isterlermiş, hem de zamlar için eylem yapacaklarmış. Onlar bir kenarda dursunlar. Eylemi vatandaş yapmalı. Zaten zorlukla geçinen, eve girecek her gıda maddesine yüzde 3 daha fazla para ödeyecek olan vatandaş.
Bence ödemesin vatandaş, eylem koysun…. Ha, yapamıyorsa, beş beter zamma hazır olsun. Çünkü bunların duracağı yok…
YERİN KULAĞI VAR
AK MI KARA MI BELLİ OLACAK: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 14 Eylül’de tamamlanacak olan yoğunlaştırılmış müzakerelerin ikinci turu sonunda ortak bir açıklamanın söz konusu olabileceğini söyledi. Aylardır “bu kez olacak” diyenlerle, “bu kafayla olmaz” diyenler de, masada gelinen son noktayı, uzlaşılan ve uzlaşılmayan konuları öğrenecekler. Keşke o gün iki lider çıkıp, birkaç prüz dışında her konuda anlaştıkları müjdesini verebilseler ama, biraz zor. Neyse, 20 gün sonra ak mı, kara mı belli olacak…
5’Lİ DEĞİL, 3’LÜ ZİRVE: 24 Eylül’de, New York’ta yapılması düşünülen ve Türk ve Rum liderlerle birlikte garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve İngltere’nin de katılacağı beşli zirveye , Anastasiadis sıcak bakmıyor. Rum lider, beşli zirve yerine, bir üçlü zirveye açık kapı bıraktı…
HAVAYI BİLEREK BOZMASINLAR: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı yeni turun ilk görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, zorunlu olmadıkça her toplantıdan sonra her iki tarafın da açıklama yapmamasının kararlaştırıldığını söyledi. Bizim derdimiz resmi açıklamalar değil ki zaten. El altından yürütülen kampanyalar. Bunu da Rum basını yapıyor. Maksat Türk tarafını birbirine düşürmek. Sayın Akıncı Rum liderden, bu tür faaliyetlere son verilmesini de istemelidir. Görüşmelerin sağlıklı bir ortamda yürüyebilmesinin şartı da budur. Eğer samimi iseler, gereğini yaparlar…
ANAYASAYA AYKIRI: İçişleri ve Çalışma eski Bakanı Akansoy, Anayasa’da kararnamelerin ekonomik konularda ve ivedilik olması halinde çıkartılabileceğinin belirterek, Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı Muhaceret Affı’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi. Vallahi başımızda öyle bir hükümet var ki, emirnamelerle iş yapıyor, ne Anayasa’yı, ne Babayasa’yı taktığı falan yok…
AKSİ OLSA ŞAŞARDIM: KTÖS, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Özdemir Berova’nın var olan tutumunu sürdürmesi halinde ciddi bir eylemin, eğitimi aksatacak bir sürecin yaşanacağı uyarısında bulunmuş. Zaten aksi olsa şaşardım. Alıştık artık, öğretmenler okullardaki eksikleri neden göstererek daha ilk günden eyleme gidiyorlar ama, bakanlık da bunu bildiği halde yaz boyu uykuya yatıp eksikleri gidermeyi akıl etmiyor. Hal böyle olunca da, eylemler ve grevler de kaçınılmaz oluyor…
KEŞKE SADECE GÜMRÜK OLSA: Soysal Demokrat Parti, gümrük kapılarında kontrol yapılmadığını iddia ederek, gümrük kapıları için; “sorma gir hanı” ifadesini kullandı. Sadece gümrüklerde mi sorun var? Memlekette kuran kursları düzenleniyor, Bakan’ın haberi yok. İzinsiz inşaatlar çıkıyor, arayan, hesap soran yok. Gümrükler konusu da yeni değil ki… Diğer bütün çarpıklıklarımız gibi, örf ve adet haline gelmiş bir konu…
ZİRVEDEKİLER: GİAD: TÜK’ün içine düştüğü mali krizden kurtulması amacıyla 109 ithal ürün için % 3 oranında fon uygulamasını eleştiren GİAD, “Ülke ekonomisinin her geçen gün daha kötüye gittiği bir ortamda halkın alım gücünü kolaylaştırmak ve iş dünyasının Güney Kıbrıs ile yaşadığı rekabete yardımcı olmak için fonları kaldırmak yerine, siyasi iradenin popülizm uğruna batırdığı kurumların bedelini halka ödetmek bizlerin kabul edeceği bir tutum değildir” değerlendirmesinde bulundu…”.
DİPTEKİLER: Herkes Sherlock Holmes: Dedikoducu olduğumuzu kabul etmeyiz. Ama dibine kadar dedikoducu, daha modern ifadeyle komlo teorisyeni bir milletiz. Aman şu FETÖ konusunu ne sevdik. Herkes birer Sherlock Holmes. Ellerinde fagolar, FETÖCÜ avına çıktılar. Yok kimlerle ilişkisi var, yok İngilizler adaya asker gönderdi, yok buraya gömülecekti. Türkiye basını didik didik ediliyor, doğru mu, yalan mı, senaryo mu bilmeden yayınlanıyor. Bu işler ciddi işler. Bırakın kardeşim güvenlik yapsın araştırmasını. Varsa bir şey çıkartsın. Birilerini karalamak, senaryolar yazmak bu kadar kolay mı? Basının geçmişte kalan oto kontrol mekanizmasının bugün olmayışı da önemli bir etken…
































