Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Olmak Ya Da Olmamak! İşte Bütün Mesele!”

Kıbrıs’ı cennet yapmak da mümkündür cehennem yapmak da!                                              Kıbrıs’ın demokrasisini parmakla  göstermek de mümkündür, faşizminde boğulmak da!              Kıbrıs’ı iki halk arasında kurulan   sempati ve empati ile bir dünya örneği ada yapmak da mümkündür,  hırgürün odağı yapmak da!

       Kıbrıs’ı barışın, huzurun, kültürün ve uluslar arası çok önemli toplantılarla turizmin yürek gibi çarpan adası yapmak  da mümkündür, korkulardan dolayı yalnızlığa mahkûm bir garip ada yapmak da!

       Kıbrıs’a bir sünger çekerek geçmişi unutmak ve mayası “insanlık” olan yepyeni düzenler kurmak da mümkündür,  yepyeni felaketlere uğratmak da!

       VESSELAM:  Evet Kıbrıs’ı yeniden ve 42 yıl sonra Kıbrıs’taki iki  halk kuracaktır. Pekala Başta Kıbrıs Rum liderliği ve kilisesi olmak üzere.. Muhalefeti,  iktidarı, STÖ’leri, sendikaları, işçisi köylüsü, doktoru avukatı, öğretmeni  tüccarı, bakkalı demircisi ile falan,  Kıbrıs Türk insanı da  bu “yeni kuruluşa hazır mıdır?”

       Yoksa “deneme-yanılma, “yanılma-deneme, “yeni Kıbrıs”ı kurana kadar “tokuşma-çatışma,” “nefret-sevgi”  yollarında didişerek daha çok uzun yıllar gökten mucizeler yaratacak bir Mesih’in  gelmesi, gelip de iki halkı “barış ve istikrarda”  çözüme kavuşturması mı beklenecek?

       ZOR OYUN: Doğruyu söyleyelim: Dünyanın  en büyük federasyonlarından biri “eyalet sistemi” ile nev’i şahsına münhasır ABD ise diğeri Avrupa’daki 28 ülkeden oluşan AB’dir. “Birlik” oluşurken ülkelere  self determinasyon hakkında hem “AB’ye katılım” hem de İngiltere gibi “ayrılma”  hakkı vermiştir. Ki bu ülkelerin  ayrı ayrı bayrakları, dilleri, dinleri, kültürleri, kendi sınırları içinde kendi ekonomileri, kendi üretimleri, kendi sportif faaliyetleri,  uluslar arası türlü çeşitli turnuvalara katılımları vesaire vardır… Kendi içlerinde özerk olup  ayrı ayrı egemen ve  özgürdürler…  Pekala AB nedir?      AB’i oluşturan ülkelerin    gümrük birliğidir bir, tümden her ülkenin euro kullanımıdır iki, hıyarın boyudur üç ve müktesebatı gereği “tüm ülkeler arasında uygulanan (dört değil) 3 özgürlüktür dört… (Tabi ki AB’nin kuruluşunu ve işleyişini kahve lafları ile bu kadar basite indirgemenin  cehalet olduğunu biliyorum!)

       Hatırlatmak istediğim şudur: “Neden AB’de ve  dünyadaki öteki örneklerine karşın, Kıbrıs’ta  artık Anastasiadis’in daha çok telaffuz ettiğince  “tek halk, tek uluslararası temsiliyet, tek devlet” ve AB’nin 4 özgürlüğünün uygulanması yani iki halkı “iç içe geçirecekleri Birleşik Kıbrıs” konusunda bu kadar ısrarlı davranılıyor? (Başka sorum yoktur efendim.)

                                  **********

       BAŞKANLIK SİSTEMİ VE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

       Yeni Yasama Yılı “Başkanlık sistemi” ve Anayasa değişiklikleri sancılanmalarıyla başladı!  Nitekim bir gazetemiz bazı yurttaşlara mikrofonlarını uzattı ve  şu başlığı halkın beklentisi olarak  attı: “Önce çözüm sonra Başkanlık.”

       Biliyorsunuz bir süredir “Başkanlık” konusu tartışılıyor. Çünkü deniyor “Koalisyon hükümetleri ile artık memleketi yönetmek mümkün değildir!”

       Konu rahmetlik Denktaş’ın KKTC’i ilan ettiği gün başladıydı. Geçmişte Denktaş’a  “neden Başkanlık sistemini  tercih etmediniz” diye sorduğumda, “parlamenter sistemi daha demokratik gördüğüm için” cevabını aldığımı zaman zaman yazdıydım.  Çünkü bir liderin “Başkanlık” hayali kurmamasını mümkün görmüyordum.. (Zannedersem TC’nin parlamenter sistemine karşılık KKTC’de Başkanlık sistemini uygulamayı  doğru bulmuyordu.)

       BAŞKANLIK SİSTEMİ. Müzakerelerin son safhasına gelindiği bir dönemde “köklü rejim” değişikliğinin  yararlı  olmayacağı açıktır hele çözüm olursa! Buna karşın şunu düşünmek de mümkündür.                                                                      UBP-DPUG koalisyon hükümeti icraatlar konusunda kısırlık yaşarken  iktidarının yaralanıp berelenmesini ve bu nedenle erken seçim haberleri ile sallanmasını  bekleyen muhalefet fena halde sabırsızlanıyor çünkü Özgürgün hükümeti Timurlenk’in fili gibi kös dinliyor! Plan programlarının gerisinde kalmasına karşın da CTP ağırlıklı koalisyonların Ankara ile beceremediği yakın ilişkileri sürdürerek  mesela “tarım sektörünü”  memnun edecek parasal akışı sağlıyor ki bunda “Çavuşoğlu’nun katkısı büyüktür.”

       “Her neyse” diyorum. Bunlar siyasi arenanın politik cilveleri! Ancak “Başkanlık sistemine”  ne Meclis hazırdır ne de siyasi partiler! Halkın fikri ise  “daha iyi olacak” lafından öte değildir!

       Öte yandan   yeni Yasama Yılı nedeniyle geçen Yasama Yılının muhasebesini yapan Meclis Başkanı Sibel Siber icraatlar yönünden hiç de kötü bir dönem olmadığını, pek çok ve önemli kararlar çıktığını hatırlatırken abartmıyordu çünkü gerçekti. (Seçim ve Halk Oylaması Yasası gibi.) Sadece bu “açıklama” bile mevcut Parlamenter sistemin “çalışıldığı zaman başarılı olacağının ispatını çakmaktadır.

       ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ: Veya yeni bir Anayasa! Konu aynen Başkanlık sisteminde olduğu gibi müzakerelerin sonucunu beklemeyi gerektirir. Yok “değişiklik” deniyorsa sürücüsü Tufan Erhürman’ın olduğu o treni 29 Haziran 2015’de kaçırdık! Erhürman’ın büyük efor sarfettiği fakat referandumda “hayır” çıkan o değişiklikler oyalamada kabul görseydi, bugün Belediyelerden Milletvekillerinin olumsuz hal ve tavırları ile usulsüzlüklerine, Varlık beyanlarından Ombudsmanın yetkilerinin artırılmasına, Sayıştay’ın özerk kurum haline getirilmesine kadar 21 maddede yapılacak değişikliklerle KKTC’nin önü biraz daha açılacak bazı sorunları gidermede rahatlayacaktı..

       Ne var ki “ortak değerlerimizdir:”  “Kaybetmeden, yıkmadan, yakmadan önemlerinin değerlerini bilmeyiz!”

       Ne diyecektik? Zamansız tartışmalar abese iştigaldir!

                                  **********

       KISACA TAKILDIĞIM:  (YANLIŞIMIZI DÜZELTİYORUZ.)                                                             Dün “zaman zaman bana, genelde ya imla hatalarımı ya da “sürçi lisan” eylediğim bilgi hatalarımı düzeltmek veya aylar itibarı ile ancak beğenebildiği yazım olursa söylemek için  Gönyeli’den telefon açan bir okuyucum vardır” demiş ve Şükrü Sina Gürel’in bir lafını aktardığını yazmıştım.                                                Ne derler? Devenin sevmediği diken burnunda bitermiş. Meğer Gürel’in lafını nasılsa tam not etmemişim dolayısıyle yanlış yazmışım!         Nitekim     artık açtığı telefonlardan sesini tanıdığım okuyucum dün yine telefon açtı, ilk lafı “gene çuvalladın” oldu ve Gürel’in söylediği lafın  doğrusunu bir daha tekrardı! (Ben Sina Gürel’in  “biz Avrupa kuşunu tutmak için Kıbrıs kuşunu bıraktık” dediğini yazdıydım  ki   anlamına tam ters   algıda  “Türkiye’nin bizi AB uğruna bıraktığı” sonucu çıktıydı!) Oysa doğrusu şuydu: “Biz Avrupa kuşunu tutmadan Kıbrıs kuşunu bırakmayız..”                                   Dosdoğrusu  da  halâ budur! Okuyucuma teşekkür eder, yanlıştan dolayı özür dilerim.