İtalya’nın durumunu gördünüz. Olayı baştan ciddiye almadılar, coronavirüs bulaşanların sayısının 9 bin 172’yi, ölenlerin sayısının ise 463’ü bulması sonucunda nihayet olağanüstü hal ilan etti. “Keşke bu kararı baştan alsaydık” dediler. Hastalık yayıldıkça yayıldı, koskoca İtalyan ekonomisi çöküşe geçti.
Birkaç gün önce Anayasa’nın 124. Maddesi çerçevesinde Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanacak Bakanlar Kurulu’nun olağanüstü Hal ilan etmesi gerektiğini savunmuştuk.
Dün baktık, Anayasa’nın 107 maddesine dayanarak aynı ekiple toplandı Bakanlar Kurulu. Sadece toplantı, o kadar. Yeterli mi? Kesinlikle değil. Tek merkezden eşgüdümle yönetilmesi gereken bir kriz, kaosa doğru gidiyor.
Hem sağlıkla ilgili, hem ekonomik, hem sosyal alınan önlemlerin yaptırım gücü ancak çıkarılacak emirlere ve sıkı denetime bağlı. Aldığınız tedbirlere uymamanın suç olması gerekir. Bunu da sadece OHAL’le Yasa Gücünde Kararnamelerle yapabilirsiniz.

En basit örnekten hareket ediyorum; KKTC vatandaşlarına nereden gelirse gelsin engel yok, 14 gün evden çıkmamaları “rica” ediliyor. Kaç kişi uyacak buna? Bunların tespiti ve takibi ancak adam gibi bir kriz merkeziyle mümkün.
Sonra mesela Din İşleri Dairesi, camileri ilaçlamış da, kapatılmasına gerek yokmuş diyor. Buna karar vermek için yasa gücünde kararname gerekir. Bular benim aklıma gelenler. Kimbilir daha neler var.
Salgının paralelinde ağır bir ekonomik bunalım var. Gelirlerin düşmesi, işletmelerin zora girmesi, mal, hizmet tedarikinde sorunlar, fırsatçılık kapımızda. Tam da yasa gücünde kararname ile idare edilecek bir durum.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesi aynı şekilde elzem. Şu anda ülkenin Cumhurbaşkanı da, Başbakan da, Dışişleri Bakanı da aday. Her biri; -yapıyorlar demiyorum, ama yapabilirler- öne geçme gailesine girmezler mi? İki kapının kapanma kararının Cumhurbaşkanı’nın toplantıdan çıkmasından sonra alınması nasıl açıklanabilir? Ya da Güney Kıbrıs’la bir işbirliğini zorlama niyetinden hiç bahsedilmedi. Siyasi bir duruş değil mi bu?
Seçim zamanı siyasiler alınacak ciddi kararlarda ne kadar cesur olabilirler? Zaten bugüne kadar gecikmelerinin sebebi de bu değil mi? Mesailerinin tümünü bu alarm durumuna ayırmaları gerekmiyor mu? Sadece birkaç toplantıyı iptal ettiler ama seçimi gündemlerinden çıkartmadılar. Özersay, bunu daha sonra düşüneceklerini söylüyor, geç kalınırsa ne olacak?
Bakın Çin, tedbirleri geciktirme suçlanıyor ve deniyor ki “Çinli doktorlar, hızla ve açık bir şekilde alarm vermeye cesaret edebilmiş olsa ve bölgesel siyasetçiler harekete geçmeye hazır olabilmiş olsa, virüs salgını daha baştan bastırılabilirdi”. Siyasetin etkisi, dünyayı bu hale getirdi. Eğer sonuçlar daha da kötüye giderse, bunun sorumlusu kim olacak? Tedbir almakta geç kalanlar değil mi? Yaklaşan tehlikeyi, yaşanacak muhtemel yıkımı görebilen bir vizyon yok mu kimsede?
Olağanüstü Hal ilanı ve seçimlerin iptali ile herkes rahatça işinin başında olabilecek. Zorlayıcı tedbirler rahatça alınabilecek, halka güven verilebilecek.
Hala bir kriz masası bile yok.
Alınan, parça parça palyatif tedbirlere, her gün çıkıp “yeni vaka yok” demekten başka bir şey yapmayan Sağlık Bakanı’na baktıkça, endişem kat kat artıyor.
Ülkenin önündeki tehdidi, siyasetin önüne ne zaman çıkaracaklar?

YERİN KULAĞI VAR
İNSAN DA MI DEĞİLİZ?:
IMF virüsle mücadele eden ülkelere 50 milyon dolar kredi vereceğini, bunun 10 milyonunun az gelişmiş ülkelere verileceğini açıkladı. Dünya Bankası da salgının yayılmasının önüne geçmek amacıyla ayırdığını açıkladığı 12 milyar dolarlık kaynağın, öncelikle en yoksul ve en çok risk altındaki ülkelere aktarılacağını açıkladı. Maksatları yayılmasını önlemek olduğuna göre, KKTC’yi de listelerine almaları gerekmez mi? Yoksa biz ülke olarak tanınmadığınız için insan da değil miyiz? İşte yine siyaset küresel salgının önünde.
SİYASİLERDEN DUYMAK İSTEMİYORUZ:
Bir şey daha… Olup bitenler konusunda aydınlatıcı bilgileri uzmanların açıkladığını görmek istiyoruz. Bunun için de önce bir kriz masasına ihtiyaç var. Salgın konusunda doktorlar, ekonomi konusunda yetkilendirilmiş uzman bürokratlar çıksın konuşsun. Kürsülerde siyasetçi görmek istemiyoruz. Çünkü güvenmiyoruz…

TÜM DÜNYA DUYSUN:
Bakan Hasan Taçoy, “Koronavirüs hastalığının en fazla bir hafta sonra gündemden düşeceğini söyledi. Dünya bu virüsle baş edemezken, çare bulmak için geceli gündüzlü çalışırken Taçoy, bu karara nasıl vardı biz bilemeyiz. O zaman bütün dünyaya duyuralım da garipler boşuna telaş etmesinler, nasıl olmasa bir haftaya bitecek…
EŞGÜDÜM YOK, KAOSA DOĞRU:
Avukatlar mahkemeye çıkmamaya karar verdiler, devletin “siz yapamazsınız” demesi gerekirken, özel laboratuvarlar, corona tahlili yapmayacaklarını kendileri açıkladılar. Girne esnafı ne yapacağına karar vermek için toplantı yaptı. Bunların tümünü tek merkezden yönetilmesi gerekmez mi? Bu beceriksizlik değil de nedir?
ARADA KAYNAMASIN:
Seçimdi, virüstü derken hastane yangını da arada kaynayıp gitti. Yangının çıkış nedeni belli oldu mu, sigorta ile durumlar ne alemde, zararın tamamını ödeyecek mi, yoksa laboratuvar yangınında olduğu gibi işi yokuşa mı sürecek. Bir de yardım kampanyasında son durum ne, bugüne kadar ne kadar para toplandığını toplumla paylaşmayı düşünüyor musunuz…
BİZİM ADETİMİZ DEĞİLDİ ZATEN:
Bu beytambal virüsün en sevindirici tarafı, bu toplumun adetlerine uygun olmayan o kafa tokuşturma olayının ortadan kalkması oldu. Kıbrıs Türkünün alışık olmadığı kafa tokuşturarak selamlaşma adetinden virüs korkusu nedeniyle vazgeçtiler. Belki virüse bahane bu adet tamamen ortadan kalkar.
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Bir müddet de olsa, federal çözüm, iki devletli çözüm, Maraş, dik durmak, eğri durmak, diklenmeden dik durmak ve seçim gibi konular gündemdeki asil duruşlarını (!) kaybedecektir. Kimi ülkelerin tekmil karantinaya alındığı bu salgın vakasında iki tarafın gonnara topladığını görmek karamsarlık yarattığı gibi tam tersine eğlendirici de oluyor. Demek ki, veba salgını bile olsa ve insanlar, etnik ve dini kökenlerine bakılmaksızın, kitleler halinde patır patır ölseler de, bunlar bir araya gelip bir nane yemezler…”.
DİPTEKİLER
Şeffaflık Yok: Önceki akşam Larnaka’da kısa süreliğine karantinaya alınan uçakta bir çok da Kıbrıslı Türk vardı. Kimdi bunlar, tespit edildi mi? Takip ediliyor mu? Bu ve bunun gibi gelişmelerin şeffaf bir şekilde halka anlatılması gerek. Mesela Salamis’te 50 tane Polonyalı turist bulunduğunu, otelin içinde olup bitenleri Rum basınından öğrendik. Bir başka vatandaş, otel müşterilerinin Otel’den kaçtıklarının görüntülerini yayınladı. Bakanlığı sürekli bilgilendirdiklerini, ancak kamuoyuna bu bilgilerin aktarılmadığını iddia eden sağlıkçılar var. Halkın sakinleşmesini istiyorsanız, şeffaf olacaksınız, adam gibi bilgilendireceksiniz…
































