Eğitimde o kadar sorun var ki, insan hangisini yazacağını şaşırıyor. Her ne kadar da Eğitim Bakanı “sorun yok, her şey yolunda” dese de, sorunlar diz boyu… Aslında konuya nerde baktığınıza bağlı. Çağdaş batılı gelişmiş ülkeler göre kendimizi kıyasladığımız zaman, eğitimde çok çok gerilerde olduğumuzu hissediyorum.
Siz hiç bu ülkede ilk ve orta öğretimde yabancı öğrenciler ile ilgili bir politika üretildiğini ve uygulamaya konulduğunu gördünüz mü?
Ya da okullarımızda yabancı öğrencilerin varlığından farkında olundu mu?
Bu öğrencilerin Kıbrıs Türk eğitim sistemi içindeki yeri nedir? Ne yapıyorlar? Eğitim açısından bulundukları ortamı etkiliyorlar mı? Nasıl bir eğitim alıyorlar?
Acaba eğitimi yönetenler bu tür soruları bugüne kadar kendi kendilerine sordular mı?
“Biz bizimkileri hallettik de yabancıları da düşüneceğiz” diyenleriniz vardır mutlaka… Bilinmelidir ki yabancıları halletmediğimiz sürece bizimkileri de düzeltemeyiz. Çünkü durum bizimkileri de etkiliyor.
Kaldı ki eğitimde yaşanan sorun bizimkiler, onlarınkiler meselesi değil, bu bir eğitim sorunudur. Türkiye’den gelip de Türkçe konuşmasına rağmen, kültürel ve ekonomik farklılıklar dolayı eğitimde ciddi sıkıntılar yaşayanları bir kenara koyuyorum. Artık okullarımızda Türkmenistan, Rusya, Ukrayna, Moldovya, Vietnam, Filipinler, İngiltere gibi ülkelerden gelen çocuklar bulunmaktadır.
KKTC’deki ilk ve orta öğretimde toplam 47 bin öğrenci bulunmaktadır. Türkiyeliler dışındaki yabancı öğrenci sayısının Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre bini aştığı, anne ya da babasından dolayı vatandaşlık alanların da sayılması durumunda bu rakamın çok daha fazla olduğu biliniyor.
Hal böyle iken bu sorun görmezlikten gelinemez. Bu çocuklar oryantasyon eğitiminden geçirildikten sonra normal eğitime başlamaları gerekmektedir. Damdan düşer gibi bu çocukların okullara alınması, hem o çocukların sağlıklı bir eğitim süreci yaşamasını engelliyor, hem de okuldaki devam eden eğitim-öğretim faaliyetlerini ve sınıf içi uygulamalarını zorlaştırıyor.
Düşünün ki hiç veya çok az Türkçe bilen bir çocuk sınıfta anlatılanları anlaması mümkün mü? Bu çocukların bir süre sonra okuldan sıkıldıkları, anlamamaktan dolayı hırçınlaştıkları, zaman zaman arkadaşları iletişim sorunu yaşadığı ve dışlandıklarını biliyoruz.
Kaldı ki okullarımızda Türkiyeli işçi çocuklarının varlığı da hiç de önemsenmeyecek bir durum değil. Onların yaşadığı eğitim sorunları da diz boyu… Her ne kadar da dil sorunu yaşamasalar da okullarda farklı sorunlar yaşamaktadırlar.
Dolayısı ile bu çocukları her ne sebeple bu ülkede bulunduklarına bakılmaksızın, her çocuğun eğitim hakkı olduğu anlayışı ile hareket edilerek eğitim ve öğretim faaliyetlerimizi programlamamız gerekiyor.
Çokkülütürlü bir eğitim anlayışının benimsenmesi kaçınılmaz bir durumdur. Bunun çeşitli nedenlerle reddedilmesi, eğitimde bu çocuklardan kaynaklanacak sorunlarla karşılaşmaya devam edeceğimiz anlamı taşımaktadır.
En erken bir zamanda eğitime palyatif çözümler üretmek yerine, kökten bir değişime gitmek, eğitimi yeniden planlamak gerekmektedir. Bunu bugün için değil, gelecek nesiller için yapmalıyız. Bugün dünyanın imrenerek baktığı Finlandiya eğitim sisteminin temelleri 40 yıl önce atılmış…
Dolayısı ile geç kalmadan daha katılımcı, daha demokratik, daha, özgürlükçü, daha çokkültürlü, daha öğrenci merkezli, daha bilimsel ve parasız bir eğitim sistemini yaratmamız gerekiyor.
































