Günümüz dünyasında hızla gelişmekte ve değişmekte olan teknolojik yenilikler bireyleri ve toplumları etkisi altına alırken, yirmi birinci yüzyılda ihtiyaç duyulan yeni insan modelinin yetiştirilmesinde okul öncesi eğitimin önemi tartışılmaz bir gerçektir.
Okul öncesi eğitim, çocuğun ailesi dışındaki bireylerle ve akranları ile iletişime geçtiği dönemdir. Bu dönemdeki yaşantıları, çocuklarda pozitif sosyalleşme becerisi kazanmasını sağlarken, ileriki zamanlarda da topluma ayak uydurma, toplumsallaşma ve toplumsal gelişime katkıda bulunacak bireylerin yetiştirilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Okul öncesi eğitimin, çocuğun yaşına, bireysel özelliklerine, yeteneklerine, ilgi ve gereksinimlerine uygun şekilde verilmesi bu açıdan önemlidir. Erken yaşlarda başlayan bu eğitim, çocukların var olan potansiyellerini açığa çıkartmak ve en üst düzeyde geliştirmek amacı ile düzenlenmiş eğitim ortamları/programlarının aracılığı ile verilmesi, çocuğa, ailesine, topluma ve dünyaya sağlayacağı fayda açısından önemelidir.
Okul öncesi dönem çocuklarının beyin gelişimlerinin ve öğrenme kapasitelerinin en hızlı, en etkili biçimde gelişmeye açık olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bundan yola çıkarak çocuğun kendini güvende hissedeceği, kabul gördüğü, ilgi ve ihtiyaçlarının dikkate alındığı bir öğrenme ortamında, çocukların beyinsel potansiyelleri en üst düzeyde uyarılarak zengin nöron bağlantıları oluşmakta, bu ise yaşam boyu sağlıklı gelişimin ve öğrenmenin temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle çocukların gelişim özelliklerini, bireysel farklılıklarını ve yeteneklerini göz önüne alan, fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel yönden sağlıklı gelişimlerini destekleyen nitelikli eğitim ortamlarının sağlanması günümüz dünyasına uygun insan modeli yetiştirilmesi açısından zorunludur. Bu açıdan okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanan programlar büyük bir önem taşımaktadır.
Dünyada uygulanan okul öncesi program yaklaşımlarından Montessori, Regilio Emilia, Waldorf yaklaşımları yanı sıra Orman Okulları gibi Alternatif yaklaşımların belli ihtiyaçlardan ortaya çıktığı ve uygulanan ülke şartlarına, kültür yapısına bağlı olarak farklılıklar içermesine karşın etkililiği tartışılmaz bir gerçek olmuştur. Peki ya kendi ülkemizdeki okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanabilen eğitim programları neler olmalıdır? sorusu hem eğitimcileri hem de aileleri yakından ilgilendirmektedir.
KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu 2016 MEB Okul Öncesi Eğitim Programı, eğitim süreçlerinde yalnızca bir öğrenme yöntemine bağlı kalmaksızın, yaparak yaşayarak, proje tabanlı, oyun temelli, işbirlikli, akran öğrenmelerini içerisinde barındıracak şekilde geliştirilmiştir. Okul öncesi dönem çocuklarının her yönden gelişimini destekleyen, özellikle dil gelişimi ve yaratıcılığın vazgeçilmez bir parçası olan oyun, programın da en temel özelliğini oluşturmaktadır.
Program çocukların, bütün gelişim alanlarını destekleyecek ve her çocuğun bireysel ihtiyaçlarını kendine özgü gelişimsel gereksinimlerini karşılayacak şekilde düzenlenmiştir. Programda, düzenlenen etkinliklerin, çocukların aktif katılımlarını destekleyecek nitelikte düzenlenmesi, bu etkinliklerin ve etkinliklerde kullanılacak materyallerin neler olacağına kendilerinin karar verebileceği fırsatlar sunulması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Ayrıca programda özellikle değerler eğitimine dikkat çekilmiş, çok kültürlü ortamlarda, bireylerin fiziksel özellikleri, cinsiyetleri, dini inançları, kullandıkları dil, sahip oldukları etnik köken, kimlik vb. özellikler açısından farklılıklara duyarlı ve ayrımcılık kalıplarından uzak bireyler olarak yetiştirilmeleri hedeflenmiştir. Kapsayıcı bir program olarak tasarlanan MEB Okul Öncesi Eğitim Programı, özel gereksinimli ve sosyal dez avantajlı çocukların ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak, bu dönemdeki tüm çocuklara öğrenme ve okul öncesi eğitimin bir üst kademesi olan ilkokula hazırlık sürecinde eşit fırsatlar sunmayı hedeflemiştir. Program, çocukların okul dışındaki yaşantılarını da içine alması gerektiği ve bu amaç doğrultusunda aile katılımlarının öneminin yanı sıra aile eğitimleri aracılığı ile çocuk, aile ve okul işbirliğinin sağlanması gerektiğini vurgulamaktadır.
2016 MEB Okul Öncesi Eğitim Programı; kendi kültürel yapısına, yaşantısına ve değerlerine uygun, dünyada uygulanan eğitim yaklaşım felsefelerini benimseyen, toplumun gereksinimi olan yirmi birinci yüzyıl becerilerine sahip,
- özgürce duygu ve düşüncelerini anlatabilen,
- araştırmacı,
- meraklı,
- girişimci,
- üretici,
- karşılaştığı problemlere çözümler üretebilen,
- kendi kendine karar verebilen,
- kendi haklarına ve başkalarının haklarına saygılı,
- sahip olduğu gücü en üst düzeyde kullanabilen,
- kendi kendini denetleyebilen,
bireyler yetiştirmek üzere hazırlanmış ve uygulamaya konmuştur.
Unutmamak gerekir ki bu dönemdeki çocukların ikinci bir dil bilmesi, binlere kadar sayması, işlem yapması ya da okuma yazma öğrenmesinden çok daha önemli olan sosyal ve duygusal açıdan sağlıklı, mutlu ve kendini ifade edebilen bireyler olmasıdır. Çocuklarımızın sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdürebilmelerini sağlayacak eğitimin okul, aile ve çocuk işbirliği ile yürütüldüğü gerçeğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Önemli olan hangi eğitim programının uygulandığı değil, uygulanan eğitim programının geleceğimiz olan çocuklarımıza sağladığı becerilerdir.
































