Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Oğuz Korhan da gitti (O varoluş savaşımızın liderlerindendi)

Küçücük ülkede “uzakları” yaşamak zorunda kalmanın mantıklı bir anlatımı olamaz. Bu nedenle desek ki ta İngiliz’in “treninden” beridir Mağusa ile Lefkoşa arasında hep “iletişim kopuklukları yaşandıydı”, ilk tepkinizi “olamaz” lafı ile gösterirsiniz. Oysa doğrudur! Nitekim geçtiğimiz gün ölen rahmetlik Oğuz Ramadan Korhan’ı anmak gerektiğinde bir kez daha düşündüm. “Mesela dedim kendime, rahmetliyi ne kadar tanıyordun? Yahut Mağusa halkı ne kadar tanıyordu?” veya Lefkoşalı Mağusa’yı ne kadar tanıyor ki? (Bir gün bunun nedenini kendimce anlatırım.)

Tabii ki Korhan’ı görmüşlüğüm, konuşmuşluğum hatta Tarım bakanlığı döneminde “Bakan-gazeteci” kaçınılmazlığında ilişkilerim olduydu… Fakat hep “uzak kentlerin mesafeli ve sınırlı ilişkilerinde.”
ÖNCE ŞUNU YAZAYIM. Efendi insandı… Dış ülkelerde okuma imkânı yakalamış bu nedenle sadece çok iyi yetişmekle kalmamış, dünyada “Kıbrıs”tan öte ülkelerin de olduğunu görüp yaşamış bir görgülü insandı.” Ben Korhan’ı hep böyle tanıdım böyle değerlendirdim. Tutun ki Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesini başlatan o yürekli “kadro” ile “hareketinin” liderlerinden biriydi… Nitekim 1974’ten sonra Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Meclis Başkanlığı’nı da yaptıydı… (Bunu anekdot olsun diye sıkıştırmadım araya.) Şunu ekleyecektim: “Kıbrıs Türk halkının varlığına inandığınca, kendi kendini yöneteceğine de inanıyordu…” Bunu da 1986-1994 yılları arasında Ankara’da KKTC Büyükelçiliği yaparken ispat ettiydi.
İŞTE O İSPATI ÇAKAN OLAY: KKTC’nin çalkantılı olmayan dönemleri yoktur ama o 1990’lar dönemi fena halde fırtınalıydı! Korhan Ankara’da Büyükelçiydi ve elinden geldiğince KKTC’nin “saygınlığını” temsil etme titizliğinde çalışıyordu. (Ki şimdi bile bu satırları okuyanların pek çoğu bu “saygınlık” kelimesine “KKTC nire saygınlığı nire” diyerek mutlaka takılmışlardır!)
Ne var ki Büyükelçi Korhan gülmüyordu.. Kendini “saygın” olması gereken KKTC’nin “saygın Büyükelçisi” olarak “saydırmak” görevinde görüyor, öyle davranıyordu.
OYSA: KKTC’de siyasi dengeler çoktan bozulduydu! Kuzey’de Türkiye’yi sistematik propagandalarla eleştirip adadan gitmesi gerektiğini söyleyenler, Ankara’ya gittiler miydi mevcut yönetimleri şikâyet ediyorlardı!
Bu konuda Korhan’ın canı yanıktı. Nitekim Ticaret Odası’ndan bir heyet bir vesile ile hükümetle temaslarda bulunmak için Ankara’ya gittiğinde Oğuz Ramadan Korhan ricalarda bulunduydu: “Ne olursunuz temaslarınızda saatlerce yönetimi eleştirmeyin. Yok siz para yolluyorsunuz ama bizim yöneticiler yiyor, yok iş yapmıyor, yok har vurup harman savuruyorlar demeyin! Buraya gelenler böyle yaptıkça itibarımız kalmıyor…”
YILLAR GEÇİNCE TEKERLEK DÖNDÜ: Her halde Korhan ölmeden önce bu kez de KKTC’de Türkiye için nelerin tezgâhlanıp nasıl olumsuz kampanyaların sürdürüldüğünü gördüydü!
Kısaca Oğuz Ramadan Korhan da ayrıldı aramızdan… Tabii KKTC’yi yaşatacak ruh ve ilkede insanlarımız hâlâ vardır… Vardır da işte bir bir aramızdan ayrılan bu insanlarımızdı o ruhu yaratan… Korhan’a rahmet ailesine başsağlığı dilerim…             
**********       

Kırsal kesim konutları: (Bu ülkede ekonomik hedefler “tali”, popülizm de her zaman “asli”dir!)  

Bu ülkede gelip giden tüm iktidarların “icraatlarından” şüphe duyulması, “duyulmamasından” çok daha önemli ve kaçınılmaz bir vatandaşlık borcudur!
MESELA: Bakacaksınız: “Nedir bu sosyal konut kapsamı içinde dağıtılan kırsal kesim arsaları?” Hem kırsal kesim gençlerini konut sahibi yapmak hem de deden babadan kalma topraklarına sahip çıkmaları yönünden “sosyal” olması gereken bir olay… Ki en büyük sorun artık “köylerde genç nüfusun kalmamasıdır.”
Bu cümleden olmak üzere bir süre önce yine bazı kırsallarda gençlere konut inşa etmeleri için arsalar dağıtıldığında değerlendirmemizi yapmış “ne kadar güzel bir olay” demiştik. Ancak “değil mi ki bu memlekette her bir icraattan şüphe duymak yurttaşlık görevidir! Dolayısıyla kuşkuyla sorduktu: “Kimlere hangi koşullarda arsa veriliyor? Kredilendirilmeler, inşa edilecek evlerin denetimi falan yapılıyor mu?” Şüphemizi azdıran şu “popülist ve partizanca tutumlardı tabii!”
ÇOK BEKLEMEDİK. Bir haber: “Sosyal Konut Yasası kapsamında dağıtılan arsaların işlemlerini tamamlamak, tahsil edilemeyen alacakların tahsilini sağlamak amacı ile Konut Edindirme (Değişiklik) Yasa Tasarısı hazırlandı!”
Ne anladınız? Öteden beridir işlerin yürümediğini! Nitekim mevcut yasa değiştirilirken araya sıkıştırılan “tahsil edilemeyen alacakların tahsilini sağlamak amacıyla” cümlesi bu konudaki “şüphenizi” doğrulamakla kalmadı öteye bile geçti! Ki açıklamaya tosladıkta “Sosyal konut ve kırsal kesim kredisi alan hak sahiplerinin ödenmeyen taksitleri ile gecikme zamlarında indirime gidilmesi suretiyle kısa sürede tahsillerinin sağlanmaları hedefleniyor” deniyordu…
KISACA: Zannedersek KKTC’deki kadar çok kısa sürelerde “değiştirilen yasalar” şampiyonu olan bir başka ülke yoktur. Neden? Çünkü her zaman “belirli insanlar” ya “bizim adamımız” olarak kayırılıyorlar yahut “bizden olanla olmayanlar” biçiminde ayrı gayrı değerlendiriliyorlar! Öyle de olunca “ekonomik ve sosyal hedefler” her zaman “tali”, çıkarlarla popülizm de “asli” olmaktadır! Vesselam hâlâ “sosyal adalet” kavramının çok ötelerindeyiz!            
**********

Kısaca takıldığım: (Kıyıcılarımız yine kıyımda!)

Bir süre önce TC ile KKTC arasında “Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurt Dışı Koordinasyon Ofisi”nin kurulması ve faaliyetlerde bulunmasına yönelik bir anlaşma imzalandıydı.
Anında bazı STÖ’lerden mesela “Feminist Atölye”den şu açıklama yapıldı:
“TC ile KKTC arasında böylesi bir anlaşma Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllardır sosyal kültürel ve eğitimsel faaliyetler gösteren gençlik derneklerine karşı açıkça alternatif gençlik örgütlenmeleri yaratma girişimleridir… Asimilasyon politikalarının bir uzantısıdır… TC Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından yapılıp işletilecek olan yurtların yanı sıra öğrencilere burs verileceği de duyurulmuştur… Yine bu sözleşmede ofiste çalışacak personelin TC’den geleceği ve diplomatik ayrıcalıklara sahip olacakları söylenmektedir…” MAGEM ise Yurt Dışı Koordinasyon Ofisi ile TC-KKTC gençlik faaliyetlerine karşı olduğunu bu faaliyetlerin Kıbrıslı Türklerin demokratik ve siyasi haklarını hiçe sayacağı açıklamasını yapıyordu!
GÖRDÜNÜZ MÜ? Kıbrıs gençliğinin başına gelen büyük felâkete!
Şurada Güney’de Rum gençleri ile mesela Trodoslarda tertemiz havada kamplar kurup hem de adanın çözümü için kaynaşmak varken…

Güney ile el ele gönül gönüle barışa gidecek yolları açmak var iken…
Sen kalk Türkiye’nin, “Türk” olan gençliği ile iş birliği yap, gül gibi adını, tertemiz barışçı, demokrat kimliğini kim bilir ne menem bir faşist örgütlenmeye kirlet!
Hollanda lalesi gibi nadide Kıbrıs Türk insanının genç evlatlarını Türkiye’den şırınga edilecek düşünce ve sapık eylemle zehirle!!!
EY ALLAHIM DİYORUZ: Bu memleketin “gençliğini” düşünen şu “insanlarına” bak! Bak ve bize acı! Ne yaptık, ne günah işledik ki bu “kıyıcılarla cezalandırmaları bize reva görüyorsun!”