KTÖS öğretim yılının sonu dolayısı ile geçtiğimiz günlerde bir basın toplantısı düzenledi ve eğitimle ilgili düşüncelerini kamuoyu ile paylaştı. KTÖS kim ne derse desin, görüşlerini beğeniriz beğenmeyiz ama en üretken sivil toplum kuruluşlarından biri… Öğretim yılı sonunda böylesi bir basın toplantısını yapması gereken aslında Milli Eğitim Bakanlığı’ydı. Ne yazık ki bizim ülkede yönetenlerin böyle bir alışkanlığı yok.
KTÖS bu raporda eğitimle ilgili çok önemli tespitlerde bulunuyor. Eğitimi yönetenlerin dikkatle incelemesi gerekiyor. Bu ülkede eğitimi yönetenler biraz kararlı ve siyasi erk sahibi olsalar yapacak çok iş var. Bırakınız KTÖS’ün bu önemli çalışmasını, Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği 5. Milli Eğitim Şurası kararlarına bir baksalar ve uygulasalar eğitim adına önemli adımlar atmış olacaklar.
Rapordan öğrendiğimize göre kamu ilkokullarda yaklaşık 20 bin öğrenci, bin 500 civarında da öğretmen bulunuyor. Her öğretmene düşen öğrenci sayısı 13-14. Bu rakam AB standartlarıyla ayni. Bizim ülkemizde her yıl emekli öğretmenlerin yerine alınacakların yanında onlarca öğretmene daha ihtiyaç duyuluyor. Acaba neden?
İşte eğitim sadece rakamlara bakılara yönetilseydi çok daha kolay olacaktı. Peki nasıl olur da her öğretmene düşen öğrenci sayısı 13-14 iken özellikle merkezi okullarda sınıflardaki öğrenci sayısı 30’u geçiyor.
Ortada ciddi bir plansızlık ve yönetim hatası var. KTÖS’ün raporundan edindiğimiz verilere göre Lefkoşa’nın en popüler okullarından Şht. Ertuğrul İlkokulu’nda öğrenci sayısı 769, öğretmen sayısı 42. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 18. Hemen bir kilometre ötesindeki Gelibolu İlkokulu’nun öğrenci sayısı 109, öğretmen sayısı 10. Her öğretmene düşen öğrenci sayısı da 10.
Doğru dürüst bir planlama yapılmadığı için bütün merkezi okullarda böylesi bir sorun yaşanıyor. Bir tarafta ciddi bir yığılma, diğer tarafta her geçen gün düşen öğrenci sayısı. Bu sorun giderilmediği sürece önümüzdeki yıllarda daha büyük sorunlarla karşılaşacağız. Her öğretim yılının başında merkezlerdeki popüler okullara çocuklarını yazdırmak için birçok veli “torpil” bulmaya çalışır. Siyasetçilerin bile devreye girdiği bir durum var ortada…
Lefkoşa’da herkes çocuğunun Şht. Ertuğrul veya 9 Eylül İlkokulu’nda, Mağusa’da Polatpaşa veya Alasya İlkokulu’nda Girne’de 23 Nisan İlkokulu’nda, Güzelyurt’ta Özgürlük İlkokulu’nda okutmak istiyor. Bunun için ne gerekirse yapıyor. Siyasi baskı oluşturuyor, okula bağış yapıyor, farklı torpil yöntemlerine başvuruyor. Durum bu kadar vahim…
İşte bu yığılma da bir tarafta öğretmen ihtiyacı, bina ve benzeri ihtiyaçları da beraberinde getiriyor. Diğer taraftan da boşalan ve itibarsızlaştırılmaya çalışılan okullar yaratılmaya çalışılıyor. Bu konuda bakanlık bugüne kadar sessiz kaldı. Sorun her geçen gün büyümeye devam ediyor. Aslında bakanlık bu tür uygulamalara izin vererek kamusal eğitim içerisinde bile ayrıcalıklı okullar yaratıyor. Zaten birçok veli çocuklarını özel okullarda götürmek için birbiri ile yarışıyor, bir de kamuda böylesi bir ayırıma gitmek sorunun üzerine tuz biber ekmek demektir.
Peki neden böyle bir yığılma oluyor? Neden aileler belli okullara doğru kanalize oluyor? Parmağımın arkasına saklanmadan, sohbetlere ve gözlemlerime dayalı olarak, ama genelleme de yapmadan şunu söyleyebilirim: “Kıbrıslılar, çocuklarının Türkiyeli göçmen ve işçi çocukları ile ayni okul ortamında bulunmasından rahatsızlık duyuyor”. Yanılmak isterim ama durum bu… Birçok sohbetimde bunu dile getirenlere söylediğim şudur: “Hade okul ortamında bunu engellediniz, sokakta ne yapacaksınız”.
Çok da sağlıklı olmayan bu bakış açısı ile çocuklarımızın eğitimine yön vermeye çalışıyoruz. En ilginci de on yıl sonra ayni insanlar çocuklarının Türkiye’deki üniversitelerde eğitim alması için dershanelere ciddi miktarlarda paralar harcıyor.
Bazı okuyucuları duyar gibiyim. “Senin çocuğun hangi okula gidiyor ya hoca?”
Vallahi! Çok da memnun olduğum bir köy ilkokuluna gidiyor.
































