Türkiye Cumhuriyeti’nin 9’uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’in vefatı münasebetiyle hakkında yayınlanan birçok yorumlarda ağırlık kazanan husus, Türkiye’de en üst düzeyde yöneticilik ve yıllarca Başbakanlık’la en son Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde, demokrasiye ve Türkiye’de cumhuriyet rejimine olan bağlılığı ile gerçekleştirdiği büyük projeler ve uluslararası ilişkilerde kurduğu dostluklar, kazandırdığı saygınlıktır. Babacan yaklaşımlarla bir çok konuları yumuşattığı, basına ve fikir hürriyetine olan toleransının mevcudiyeti, iki defa askeri darbe ile siyasetten uzaklaşmasına rağmen hiçbir zaman geriye dönük eleştiri ile toplumu germediği, hep ileriye baktığını, “dün dündür bugün bugündür” deyişleriyle, bir süre siyasi hayattan uzak kalıp tekrar dönünce “nerede kalmıştık” gibi toplumumuzda da sık tekrarlanan söylemleriyle ünlü olduğu gibi, bu ifadelerin felsefesini de yansıttığını, ve kine dayandırmadan daima ileriye bakış açısını aksettirmektedir. Halkın tümünü ve devletin ordusu ve tüm kurumlarını kucaklayıcı, bütünlükçü düşünce yapısı olan saygın bir devlet adamı idi. Kısaca özelersek, Türkiye siyasetine ve icraatlarına damgasını vurmuş bir devlet adamıdır.
Gerek Başbakan olduğu, özellikle de Cumhurbaşkanlığı döneminde KKTC heyetleri olarak yaptığımız birçok toplantılarda babacan tavırlarıyla ve KKTC’ye yönelik destekleyici politikalarıyla hep anılarımda yer etmiştir. 1990’larda hükümet olduğu dönemde yaptığımız ziyaretlerdeki toplantılarda, daha rahat yakınlaşma etkisi yaratan bir davranışla ve adımızla hitap ederek sorunlar hakkında detaylı bilgi alır ve çözülmesine yardımcı olurdu. Cumhurbaşkanlığı döneminde de bu ilgisini devam ettirmişti. Kıbrıs konusunu yakından takip eden ve uluslararası camiada aleyhimize çıkan birçok karar ertesinde, KKTC ile deklarasyonlar imzalayarak, TC Devleti olarak KKTC’nin yanında olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’nin gerek siyaseten gerekse de ekonomik açıdan en çok sıkıntıların yaşandığı dönemleri aşmaya çalışmış uzlaşmacı bir siyasetçi idi. Allah rahmet eylesin.
2- Bu hafta ekonomik konular açısından öne geçen FED’in vereceği faiz kararı ile Yunanistan’ın kreditörlerle geri ödemeler konusundaki restleşmeleri olmuştur. Geçen haftadan beri beklenen FED’in faiz kararları geçen gün açıklandı ve bu safhada faiz artışı olmayacağı mesajı verildi. Ancak eylül ayında bir faiz artışı olabileceği hatta bu yıl içinde 2 defa artırım olabileceği mesajları da beraber geldi. Başkan Yellen’in açıklamalarından faiz artırımının şimdi yapılmadığı, ancak bir süre sonra da yumuşak bir seyir takip edileceği, ABD dışındaki ekonomilere fazla zarar vermemek açısından bu politikayı uygulamakta yarar görüldüğü yönünde, görüşleri öne çıktı. Çünkü diğer ülkelere verilecek ekonomik sıkıntıların çoğalarak ABD ekonomisine geri dönebileceğini bilmektedirler.
ABD’de faizlerin ertelenmesi kararı Euro’yu hemen etkiledi ve bir miktar dolar karşısında değer kazandırdı. Türkiye piyasalarında da Euro akabinde yükseldi. Türkiye’yi en çok etkileyen Euro ve dolar değerlerinin değişimidir. Ekonomisi daha fazla bu iki dövize göre etkilenmektedir. Türkiye’nin cari açık miktar ve oranı kadar dışa bağımlılık yüksek oranda devam etmektedir. Büyüme 2015 ilk çeyreğinde % 2.3 gibi geçmiş yıllara göre daha düşük oldu. Esasen 2014 de gerçekleşen büyüme de %2.9 ile bir önceki 2013 yılına (%4.2) göre yine düşük olmuştu. 2015’in ilk çeyreğindeki büyüme ise üretime dayalı değil tüketim artışına bağlı bir büyüme olduğu TÜİK tarafından açıklandı. Bunun nedeni belli bir kesimde biriken servetin lüks tüketim mallarına yönelmesi ile olduğu da yorumlanmaktadır. Çünkü istatistiklerden, artan tüketim mallarının lüks inşaatlara kayma, lüks araba satışlarında artış ve lüks tüketim malları tüketiminde artışlar olduğu vurgulandı. İnşallah yeni Hükümet erken zamanda oluşur ve ekonomik programlar özellikle de yapısal reformlara hız verilerek dışa bağımlı yapı azaltılır.
Bu gün Türkiye’nin en çok ekonomik iş birliği içinde olduğu ülkeler Avrupa ülkeleri yani AB ve Euro bölgesidir. Euro bölgesinin iyiye gitmesi veya tersi bu kriz dönemlerinde hep Türkiye’yi de aynı paralelde etkilemektedir. Bu gün Türkiye’nin ihracatının büyük bir kısmı %40’ı, AB ülkelerine yapılmaktadır. Dış finansman ve dış yatırımların da büyük bir kısmı %70’i AB bölgesinden gelmektedir.
AB Komisyonu ile AB Merkez Bankası ve IMF’nin Yunanistan’la olan geri ödeme konusundaki anlaşmazlık ise devam etmektedir ve bu hafta zirveye çıktı. Yunanistan fazla sıkıştırıldığı takdirde Euro bölgesinden çıkmakla, hatta AB üyeliğinden çıkmakla AB’yi tehdit etmektedir. AB ülkeleri en yetkililerinin verdikleri beyanatlardan, taviz vermeyecekleri yönünde olmakla beraber çıkış yolu bulunmaz ve Yunanistan Euro bölgesinden çıkmaya karar verirse, Yunanistan’ı daha beter bir krize sürükleyeceği gibi, AB’ye de ekonomik açıdan büyük bir sarsıntı getireceği ve piyasalarda güven bunalımı yaratacağı da muhakkaktır. Dolayısıyla Yunanistan’ın bu karşı tehdidi de, bunu AB’nin göze alamayacağı inancından yaptığı ve bir nevi AB’ye gözdağı verdiğine inananlardanım. Çünkü hem halkına verdiği sözler açısından, hem de halkın daha fazla sıkıntıya sokulması halinde doğacak sosyal patlamalardan çıkış yolunu, böyle gördüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla AB’nin böyle bir sonuç doğuracak kararlardan kaçınacaklarına ve Yunanistan’a karşı öngörülen gerek sıkı mali önlemlerde bir yumuşatma ve geri ödemelerde orta bir yolun bulunabileceği beklentileri gündemlerindedir. Nitekim Pazartesi AB Liderlerinin bu konuda yapacağı toplantı için bazı AB ülkelerinden Yunanistan’a dolaylı destekler verilerek bu duruma düşmelerinde AB’nin de payı olduğu, niyet varsa çözüm veya çıkış yolu bulunur gibi benzer beyanatlar gelmeye başladı. Akabinde Cuma günü de haftanın son gününde AB Merkez Bankası, Yunan bankalarının alabileceği acil likidite yardımının üst sınırını arttırdı. Bu hafta ikinci arttırışı olmuştur. AB’de yeni bir çalkantı yaratılmadan sorunu çözme gayreti ön planda olacak gibi görülüyor.
AB’nin ekonomik çalkantıları en yakın ilişkiler içindeki tüm ülkeleri de etkileyebilecektir. Bu haftalarda alınacak kararlar yaşamsal önem taşımaktadır. Söylendiği gibi karşılıklı çok drastik kararlar verilebilecek mi? Bekleyip göreceğiz. Ancak şüphelidir.
Bu safhada en önemli husus Türkiye’de hükümetin uzlaşı içinde güçlü bir irade ile oluşması ve ekonomik konularda alınması gerekli önlemlerin ekonomi yönetimince alınarak yönetilmesidir. Belki Merkez Bankası da daha rahat bir ortamda ekonominin gereklerine göre bağımsız bir şekilde para politikalarını uygulayabilir ve enflasyona göre faiz hadlerini düzenleyebilir. Oldukça düşen tasarrufların arttırılması isteniyorsa buna mecburiyet vardır. Keza sermaye girişinin sağlanması için de gereklidir.
































