Barack Obama, ilk kez Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı’na seçildiğinde, çoğu insan umut doluydu. Dünyanın süper gücü sonunda, dünya üzerinde ezilip itilip kakılan, hakları çalınan bir ırkın çocuğunun eline geçmişti. Amerika Birleşik Devletleri bundan böyle küresel sorunlara çok başka bir düşünce yapısı ile yanaşacaktı. Belki de silahlanma duracak, açlık yok olacaktı. İnsan ön planda olacak, Amerika hak ve adaletin yanında kalacaktı. Obama, iç politikada da önemli vaatler vermişti. Bunların ne kadarını yerine getirdiğini anlamak için en önemli vaadi hatırlamak gerek: Yıllık geliri 200 bin doların altında olan Amerikan vatandaşlarına vergi indirimi yapacağını söylemişti. Bu kesim, toplam vergi mükelleflerinin yüzde 95’ini oluşturuyordu. Obama, yıllık geliri 250 bin doların üzerinde olanların vergilerini ise arttıracağını söylüyordu.
Ancak Obama ve Kongre’deki Demokratlar seçimden sonra bunu gerçekleştirmeyi göze alamadılar. Sistemi karşılarına almak yerine hafif dokunuşlar yaparak durumu kurtarma yolunu seçtiler. Kısacası Obama, iç politikada seçilmeden önceki beklentileri yerine getirme adına sınıfta kaldı.
Amerika’nın bu “aykırı” görünüşlü başkanı, dış politika da nerdeyse söylediğinin tersini yaparak bir hayal kırıklığı da o alanda yaşattı:
Obama, Arap ve Müslümanlara verdiği sözlerden ve Filistin sorununa yönelik vaatlerinden hiçbirini yerine getirmedi. Hatta söylediklerinin tam tersini yaptı.
Eylül 2010’da BM Genel Kurulu’nda, “Gelecek yıl ortada BM’de yeni bir üyeye, İsrail’le barış içinde yaşayan egemen bağımsız bir Filistin’e götürecek bir anlaşma olabilir’ demişti ama. Eylül 2011’de genel kurulda ABD, Obama’nın vaat ettiği Filistin yönetiminin üyelik talebine karşı çıkmış, Filistin talebinin başarısız olması için BM Güvenlik Konseyi’ni kullanmıştı.
Obama, ikinci kez de seçime giderken de Müslümanlara aynı vaatlerde bulunmuşsa da, sonuç değişmemiştir.
Irak’tan çekileceğiz dedi. Herkes açıkça bilmektedir ki ABD aslında tüm gücüyle hâlâ Irak’tadır. Afganistan, Somali örneklerine girmiyorum bile…
Obama’nın yarattığı hayal kırıklıkları uzun uzun sıralanan maddelerle birkaç sayfalık listeye dönüştürebilir.
Siz ne kadar benzetirsiniz bilmem ama ben Syriza lideri Cipras’ın Yunanistan’da iktidara gelmesi ile oluşan havayı aynen Obama’nın ilk başkan seçildiği günlerdeki havaya benzetiyorum. Çoğu insan “Avrupa Baharı”nın Yunanistan da başladığını bunu sırasıyla İspanya ve diğer ülkelerin takip edeceğini söylese de ne yalan söyleyeyim ben ihtiyatlıyım. Tamam, Cipras başlangıç olarak göze hoş gelen eylemler, kulağa hoş gelen söylemler yaptı. Örneğin Yunan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, kendilerini ziyaret eden Euro Group Başkanı Dijsselbloem ile yaptığı basın toplantısında, resmen Troyka’yı ret ederek aşağıladı.
Ama bu yetecek mi? Troyka yarın baskı yapmaya başladığında direnebilecekler mi? Bekleyip esas icraatları o zaman görmek gerek diyorum.
Bakalım icraatlar halkın lehine yapıla bilinecek mi? Yoksa Troyka’nın baskısı gelene kadar oluşan bir “meltem” esintisi mi olacak şu anda olanlar.
Umarım sol düşünce bu kez Yunanistan da olsun şarkılar ve sloganlarda kalmaz, icraatlara yansır. Aksi halde dünyanın nasyonalizme yönelme tehlikesi kaçınılmaz olacaktır. Arap Baharı diye lanse edilen hareket dünyanın başına çok iş açtı. Baharın bahar olmadığı iş işten geçtikten sonra anlaşıldı. Umarım Yunan ya da Avrupa Baharı aynı sonu yaşamaz.
VE ŞİİR
Bu haftaki şairimiz, bu ay bir KHORA YAYINI olarak yayımlanması beklenen UÇURUMDAKİ MAVİ ODA isimli kitabından aldığım iki şiiri ile, Sayın Feriha Altıok… Köşemi yakından takip edenler bilirler, aslında burada her hafta bir şairimizin tek şiirine yer verirdim. Ne var ki bu hafta iki şiire köşemi açıyorum. Çünkü çok değerli üstat Feriha Hanım’ın yeni kitabındaki şiirler iki tema üstüne kurgulanmıştır. Açıkçası bende o iki temayı buradan sizlere yansıtmak istedim.
İşte Feriha Altıok’un UÇURUMDAKİ MAVİ ODA isimli yeni kitabından iki şiir:
Yolum Sözün Bittiği Yere Kadardı
Ben yürürdüm
Söz omuzlarımda ağırdı
Şiir hep yukardaydı
Senin kadar uzaktaydı
Yakındaydı senin kadar
En yakın en uzaktaydı
Ben yürürdüm
Yürümek çok ağırdı
Dursam yol öyle ağır
Üstümden akacaktı
Derin derin akacaktı
Yol ağırdı…
Ben yürürdüm
Yol yüreğim kadar yanıktı
Çocukların ayakları
Kızıl çamurdandı
Yanıktı çocukların ayakları
Soğuktandı…
Yürürdüm… Babaların sırtında
Ölü çocuklar vardı
Ölü çocuklar ağırdı
Acı ağırdı…
BEN yürürdüm
Ne çok bıçak yarasında
Ne çok analar…
Analar öylesine yol ortasında
Anaların göğsünde
Ana sütü vurulmuş çocuklar vardı
Orada vardı… Burada vardı… Her yerde
Açlıklar acılar ağıtlar
Paralar sofralar adamlar
Ben yürürdüm
Denizin kucağına parça parça
Savrulan çocuklar vardı
Çocukların oyunlarına tanklar
Toplar uçaklar…
Çocukların çocukluklarına
Açılmıştı savaşlar
Çocuklardan yurtlarına
Yaralı oyuncakları kaldı
Ben yürürdüm
Kömür karası adamlar
Kömür karası adamların
Omuzlarında taşınırdı
Adamların acısı kömür kokardı
Kömür karası adamlar
Kömür karası battaniyelerde
Gözleri büyük büyük
Çocuklara bakamazlardı
Ben yürürdüm
Çocukların gözlerinde söndürülen
Siyah yıldızlar vardı
Yürürdüm… Her hücremde
Binlerce çocuk
Çocukların gözleri yanık yanık
Korku kokardı…
Yürürdüm… Çocuklara kıyan
Büyük büyük babalar vardı
Yürürdüm… Çocuklar omuzlarımda ağırdı
Acı ağırdı…
Çocuklardan ayrılmak ağırdı
Durdum…
Yolum sözün bittiği yere kadardı
Yol ağırdı… Yol çok ağırdı
Terkse… Terk et
Bakma öyle kalmayayım
Terkse terk et kalmayayım
Dalgalandım aştım bendimi
Kalırsam eğilir boynum
Toprak çeker doğrulamam
Aransam sözden önce
Sözden sonra bulunamam
Yalnızlık tek kişilik
Bir hücreyse
Terkse terk et
Sığınayım…
İlmik çeker dam çöker
Mahkûm gider
Aşk müebbettir
Yatayım
Terkse… terk et
Sorusu yok masum kim
Vebâl kimdedir
Davası yok bu cinayet
Legaldir!
ANLAYAMADIKLARIM
Bazı ünlü medya mensuplarımızın demokrasi anlayışını kendilerinin istedikleri gibi konuşup yazmaları karşısında cevap almalarını “demokrasiye ya da basına saldırı” olarak algılamalarını hiç anlayamıyorum.
KARİKATÜR
.jpg)
































