Kırlangıçlar gelir.
Badem ağaçları çiçeklenir.
Havada bir şenlik.
Gayrı, bahar kapıdaydı.
Böyle zamanlarda dereler gelirdi.
Hava gürleyerek çakar, yağmurlar durmaksızın yağar, Kanlı Dere durmaz taşardı.
Sonra alabildiğine bir serinlik.
Her yerde.
Tekmil kent ıslak.
Kanlı Dere’nin çevresindeki efkalipto ağaçları bir başka uğuldar, yel değirmenleri bir başka dönerdi.
Leylim leylim bir bahar.
Bu mevsimlerde eskiler “Mayıs dereleri gelecek” derdi.
Ve gelirdi.
Gürül gürül.
O an.
Kumsal sakinlerinde bir heyecan.
Acaba dere taşacak, sular evleri basacak mıydı?
…
Böyleydi.
Kanlı Dere böyle coşardı.
Çevresinde bisikletle volta atılır, sularla birlikte yürüyüşe çıkılırdı.
Hele bir de güneş ısıtmaya başlayınca.
Akan suları seyretmek, çevresinde piknik yapmak ne güzeldi.
İçinden bir akarsuyun geçtiği kentte yaşamak.
Bu kent böyleydi.
İçinden akarsu geçerdi…
…
Ama Kanlı Dere çoktandır akmıyor.
Ada bölüneli beri.
Dere de bölünmüş!
Sular da bölünmüş!
O hatıralar ikiye ayrılmış!
Tekmil kurumuş.
Akan çayı suyu; aşkı ve sevdayı bölmek mi olur?
…
Şimdi, pis kokular savrulmakta çevreye.
Hatıralar, bu dayanılmaz kokular altında kirlenmekte…
…
Kanlı Dere atar damarıydı başkentin.
Atar damarımızı kestiler!
Bizi “yoğa” koydular!
Karanlığa batırıp çıkardılar!
Bağırsak sesimiz çıkmaz!
Bağırmalar paramparça!..
…
Böyle bir Mayıs günüydü Ankara’da.
6 Mayıs.
Sene 1972.
O sabah tekmil her yer sessiz.
6 Mayıs’ı ipe çektiler!
Lefkoşa’da Kanlı Dere henüz akmaktaydı.
O sabah akmıyordu!
Kimselerin bundan haberi yoktu.
O sabah, Ağrı ve Nurhak dağlarında buzlar çözülüyordu.
Ama bundan savcıların, hakimlerin haberi yoktu.
6 Mayıs 1972.
O sabah, dünyaya bir müzik yayılıyordu.
Imagine.
Fakat, faşizmin bundan haberi yoktu!
Üç fidanı o sabah astılar.
İstanbul’da Can Yücel şiir yazıyordu.
Bundan Ankara’nın haberi yoktu.
Üç fidanı astıklarında, o sabah,
Dünyanın dört bir yanından çocuklar doğuyordu.
İsimleri Deniz.
Bundan generallerin haberi yoktu!..
































