Bilmem dikkatinizi çekti mi…
UBP milletvekili Ali Pilli, Pazartesi günü Meclis’te Mevlevi‘deki bir araziyle ilgili konuşma yaptı. Sanırsınız ki vatandaşın hakkını savunacak… Söz konusu arazinin, bölge insanı olmayan birine kiralandığını iddia ederek İçişleri Bakanı’nı suçlarken, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı’nı da trafiği engelleyeceği gerekçesiyle incelemeye çağırıyordu…
Konuşması bittikten sonra, İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars kürsüye geldi. Bakalım ne diyecek diye merakla bekledik…
Vay vay vay…Meğer Sayın Ali Pilli, bu araziyi çoktandır kendine istermiş.
Şu anda kiralanan kişiye verilmesi kararı da taa 2016’da Pilli’nin hükümeti sırasında alınmış.
Ama anlaşılan, o dönemde de UBP içinde kavgalar çıkmış, karar olmasına rağmen kiralama yapılmamış…
Yeni İçişleri Bakanı geldiğinde dosya önüne gelmiş, baştan inceletmiş, yetkili makamların uygunluk verdiğini görünce, o da kirayı güncellettirmiş, onaylamış…
Hatta Pilli’yle Baybars, bu konuyu yüz yüze de görüşmüşler. Pilli, “bana ver” demiş. Bakan “ne yapacaksın” diye sorduğunda, “ağaç ekerim” diye de absürd bir cevap vermiş…
Bakan Baybars bunları Meclis kürsüsünden söyledi ve “Halkı yanıltmaya ve kendi menfaatleriniz için bu şekilde konuşmaya hakkınız yoktur” diye de ekledi…
Sonra Pilli tekrar kürsüye çıktı. Araziye, orada hayatını kaybedenlerin anısına botanik bahçesi yapacağını falan söyledi.
Ne yapacak olursa olsun, hiç önemi yok. Kendine talep ettiği arazi başka birine verilince, işe politika karıştırıp, çıkarına ulaşacağını sandı.
Oysa eğer bir politikacı böyle bir konuda tarafsa, çıkıp bunu Meclis kürsüsünden dile getirmez.
En azından ayıptır, ayıp…
Resmen nüfuz ticareti…
Nüfuz ticaretinin sözlük anlamını da yazayım; “Bulunduğu makamın gücüne dayanarak kimi işlere karışıp kendine çıkar sağlama”…
Oldu mu..?
EKMEK ÜZERİNDEN FIRSATÇILIK…
Ekmeklik un ithali yasakmış, bilmezdik…
Meğerse ekmeğin kalitesi onun için düşükmüş…
Bu başka mesele…
Şimdi fırıncılar diyor ki, un üreticileri, ansızın ekmeklik unu dövizle satmaya başlamışlar.
Bu fırsatçılık değil de nedir..?
Sonra ortada bir kaç un üreticisine mahkum olma durumu varsa, bu rekabet kurallarına da aykırı değil midir..?
İşin kötüsü, böyle giderse, ekmeğe zam gelecekmiş.
Fakirin ana gıdasının üstünden rant çıkarmak ne kadar insani olabilir ki..?
Tüm sektörlerde TL teşvik edilirken, zaten perişan olan vatandaşı rahatlatacak önlemler düşünülürken, bu ne?
Kaliteli un ithalini serbest bıraksınlar, hem kaliteli ekmek yiyelim, hem de fırsatçılara ders olsun…
YERİN KULAĞI VAR
BİR SUSUN BE KARDEŞİM:
Hepimizi yasa boğan dehşet olay sonrası, yine gevezeliğimiz tuttu. Sosyal medya yorumları bakılacak gibi değil. Kimi psikolog, psikiyatrist olmuş; kimi vicdan, ahlak kumkuması. Kin, nefret gırla. Ya siyasiler yok mu… Yakışıksız söylemler. Sivil Toplum desen ha keza. “O yok, bu yok, şu da yapılmalı, bu da yapılmalı”… Bir susun be kardeşim, bir susun. Elinizde imkan varsa yapın, yoksa susun. Bu ülke bugün yastadır. Yas evinde de sessiz olunur, kuru gürültü yapılmaz.
TEPKİLER HER KESİMDEN:
Türkiye’nin eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “Akıncı’nın söz hakkı yok” şeklindeki sözlerine siyasi yelpazenin değişik kesimlerinden tepkiler geldi. Kıbrıs Türk tarafının Garanti Antlaşması’ndaki imzasını yok sayan bu davranış, herkesçe kınandı. Başbuğ’un Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini inkar etmesi, aynı zamanda hayretle karşılandı…
PROJELER TARTIŞSIN:
Yerel seçimlere bir aydan kısa bir süre kaldı. Propaganda süreci de henüz başlamadı ama, adayların birbirlerine yönelik suçlamaları başladı bile. Ülkenin durumu ortada, kavga değil, huzur istiyor. Birbirinizi suçlayarak, kötüleyerek seçim kazanacağınızı sanıyorsanız aldanırsınız. Çıkın ve seçmene adayı olduğunuz belde için düşündüklerinizi, projelerinizi anlatın. İnanın çok daha fazla ilgi göreceksiniz…
BAŞKA BAHARA:
En son YDP’den milletvekili adayı olan ve seçimi kaybeden Ejder Arslanbaba’nın yerel seçimlerde eski hayali İskele Belediye başkanlığına aday olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak YDP’nin İskele’de Arslanbaba’ya değil de, Karadeniz kökenli bir başka isme destek verecek olması kafaları karıştırdı. Yine de pek kafaya takmasın. Bu sefer olmadı ama, dört sene sonrası için şimdiden hazırlıklara başlasın bence…
TEDBİRLİ OLMAKTA FAYDA VAR:
İhtiyacın çok üzerinde yapılan inşaatlarla ilgili bu sütunlardan çok uyarı yapmıştık. Freni boşalmış kamyon gibi nereye vuracağı belli olmayan bu inşaat furyası dövizdeki artış nedeniyle durma noktasına geldi. İç talep sıfırlanırken, umutlar, dövizin yükselişinden etkilenmeyen yabancı müşterilere kaydı. Annan planı dönemindeki inşaat patlaması ve ardından yaşanan iflasların yaralarını hala saramadık. Olası ikinci bir dalga, sektörün tamamen yok olmasına neden olabilir… Tabii bunlar helal parasıyla bu işi yapanlar için. Ortada dönen, kaynağını bilmediğimiz korkunç bir sermayenin inşaat furyasına akmasının bununla ilgisi yok.
İLK DEFALARI DA DEĞİL:
Orada hergün değil, neredeyse her saat böyle olaylar yaşanırken ve artık gazetelerde bile yer bulmazken, bizde yaşanan her kötü olay Türkiye basınında yer buluyor. Sanki ‘Kıbrıs’ta kötü bir olay olsun da yazalım’ der gibi bir havaları var. Son acı olay da Türkiye gazetelerine manşet oldu. Kendi gözlerindeki merteği görmeyerek elin çöpüne takan ve bunu abartılı bir şekilde manşetlerine taşıyan Türkiye basınını anlamakta zorlanıyorum…
ZİRVEDEKİLER
Nezire Gürkan (Havadis Gazetesi): “Hoşgörüsüyle, yabancılara sempatisiyle ünlü adalı, acaba sandığının aksine kendinden olmayana mesafeli mi diye takıldım kaldım! Yoksa, hızla gelişen kontrolsüz yeni yaşama adapte sorunu mu! Sadece Afrika kökenlilere yönelik bir mesafeli olma hali mi; yoksa ‘yabancı istememe’ potansiyelimiz mi yüksek!”…
DİPTEKİLER
Nikos Anastasiadis: Adam bir türlü akıllanmıyor. Çözümsüzlüğün, o istemediği Türkiye’yi kendine kapı komşusu yapacağının bile farkında değil. Aslında neyi kabul edip etmediğini o da bilmiyor. Şimdi de Akıncı’nın önerdiği belgeyi startejik anlaşma olarak kabul etmeyeceğini açıklamış. BM bile bunun elinden bıktı usandı. Bu zihniyetin Annan Planı’na nasıl “evet” dediğini hala çözemedim…
































