17 Kasım 2017 de Çin’in Vuhan denilen bir yerleşim yerinde Covid 19 yada Koronavirüs dediğimiz “belayı berzah” virüs ortaya çıktığında, kimse dünya insanlığının nasıl böylesi büyük bir felaketle sarsılacağını her halde tahmin etmediydi..
Asıl korkunç olanı ise artık yerlere sığmadığı için göklerde cirit atan “büyük insanlığın” gözle göremediği o küçük virüse yenik düşmesiydi.. Devlerle savaşırken bir virüse yenik düşmek kader olmamalıydı ama oldu..
TABİ ki bizi de çok fena etkiledi! Oysa hemen öncesinde “güzel günlerimiz oluşuyor, gelecekleri aydınlatma müjdeleri verirken “iyi” dediğimiz bir süreç başlıyordu..
NİTEKİM (her ne kadar biz yerden mantar gibi bitiyorlar” desek de) üniversitelerimiz kuruluyor ta Afrika’lardan Japonya’lardan öğrenciler KKTC ‘e geliyorlar, bir yandan da yanına “bahis oyunlarını” alan lüks oteller turistlerle dolmaya başlıyordu..
Ve memlekette ilk kez hem öğrenciler hem de turistler için yeni yeni işyerleri açılıyor, mahalle aralarında bile lokantalar kuruluyordu..
O günlerdeki “kalabalığı,” hep dolu gidip gelen taksi ve otobüslerin vızır vızır geçişlerini izledikçe her halde gülen yüzlerin de çoğaldığını fark ediyor “nerde hareket orada bereket” diyorduk.. *** TUTUN ki 1974’den sonra yakaladığımız ve yaşatırken bereketinden hem kişisel hem de devlet olarak yararlandığımız hareketli bir nüfus potansiyeli oluşuyordu ki dikenli hamburger yapsanız satardınız!
***
BEN NÜFUS yoğunluğunun mucizesine o yıllarda bizzat elledim.. DAÜ’nün üniversite olarak Mağusa’nın esnafını nasıl ayağa kaldırdığını, sayesinde yeni yeni marketlerin açıldığını, esnaf ve zanaatkârların, taksici ve lokantacıların nasıl dolu dolu çalıştıklarının tanığı oldum.. Ve nüfus artışının bereketine bir kez daha inandım.. Kİ BİR süredir yine “sahip olmamız gereken o nüfusu düşünüyorum!” Çünkü Pandemi ile birlikte “demografik yapımız” fena halde bozuldu ki o yıllarda açılan dükkânlar batıp giderken, evlerini kiraya verip ikinci bir gelir kaynağına ulaşan çoğu insan da mağdur duruma düştüler..
Kaldı ki artan nüfusla birlikte artan üretim de düşerken, bu kez pahalılık önüne geçilemez bir kader oldu! KISACA 8 yüz yetmiş bini aştı denilen nüfusu, yoğunluğunca turistleri ve tabi tanınmış bir AB devleti olması nedeniyle Rum tarafına belki nüfus yönünden ayni oranda yaklaşamayız..
FAKAT mevcut nüfusumuzu mesela doğurganlığı artırarak çoğaltmak yada layık olanlara vatandaşlık vererek belirgin bir nüfus potansiyeli oluşturabiliriz..
Yoksa böyle devam ederse gün gelecek benzer durağanlık nedeniyle karşılanamayan “işçi gereksinmelerine” kadar ekonomide büyük sıkıntılar yaşayacağız.
***
NİTEKİM bir süredir Narenciye Üreticileri dalında kalan portakalların greyfurtların mandalinaların kesimlerini yapacak işçi bulamıyorlar..
Gerçekte artık memlekette düz işçi kalmadı! Olanlar ya üniversitelerde okumaya gelen Afrikalı öğrenciler yada yavaştan Suriyeliler falan..
Yani bundan sonra “düz işçi ihtiyaçlarımız daha çok artarken sadece “daha çok üretmeliyiz” demek yetmeyecek! Ürettiklerimizi hasat edecek “çalışan insana” da ihtiyaç duyulacak..
***
ÖTE YANDAN bir başka sorun da “okumuşlar” cenneti olmamızdır! İlkokuldan üniversiteye kadar taşınmayan hiçbir öğrencimiz kalmadı..
Yani bir yandan üretim potansiyelinden söz edip eleman sıkıntısı çekerken; öte yandan “üniversiteli” oluş yoğunluğunda bir genç nüfus yetişiyor ki KKTC ekonomisini nasıl yükleneceklerini, üretime nasıl katılacaklarını, doğrusu nasıl başarılı olacaklarıyla milli değere katkılarının ne olacağını hiç mi hiç bilmiyoruz yada varsa bu konularda çalışmalar, kafa patlatanlar falan benim haberim yoktur!
“…Demografik yapımızı” artık masaya yatırıp her yünüyle gözden geçirmek zorundayız..
***
KISACA TAKILDIĞIM: (VE BAKANLAR DA TAMAM!) Ki bundan bir süre öncesine kadar siyasi tatmin yönünden “vekil” olmak yeterliydi. Artık yetmiyor! “Bakan” olmaktır gözde olan!
Kİ söz saz sahibi olurlarken, kendilerine ve partilerine göre üstelik gelecek erken seçimleri de göz önünde bulundurarak.. “İnsana göre aş iş para sağlama” yollarının kapılarıyla köprülerini tutsunlar!
SEÇİLMİŞ olmak artık yeterli değil. Asıl olan “muteber” olmaktır! Yoksa Meclis’e bizim Umut Emmi’yi koysanız bir ayak üstüne yirmi dört saat konuşur yetmez, arkası yarın serisinden ertesi gün de devam eder kaldığı yerden!
“BAKAN” öyle değil ama! Elinin altında Kurumlar var.. Kurumlara hükmetmek var… Yook, öyle “vatan millet niyetine” değil.. Bir süre sonra gerçekleşecek bir erken seçim hazırlığında.. Kendisi ve partisi için artırılacak oylar çalışmalarında! ***
HA NE DİYECEKTİM? Bu defa Bakanlar Kurulunda tek bir “bayan” yok. Demek “erkekler üleşinde” bir milimlik boş yer kalmadı!
OYSA ben mesela bir Resmiye Canaltay’ın Bakan olmasını beklerdim.. Öncesi Bakanlığı döneminde başarılıydı..
DIŞTA kalması sürpriz oldu. Ama bizim kahvede ise olayı bir başka türlü yorumluyorlar. Diyorlar ki “amaç Eroğlu adını unutturmak, o adı siyaset sahnesinden silip atmak!”
DOĞRU yanlış bilemem ama söyleyenler UBP’e oylarını verenler!
BENİM söyleyeceğimse “keşke bir kadın Bakanımız da olsaydı..” Ha olanlar nasıldır derseniz içlerinde Sunat Atun, Hasan Taçoy ve ötesi genç Bakanları memnuniyetle karşıladığımı yazmalıyım ki inşallah şu yukarıdaki aykırı değerlendirmelerimi “yalana” havale edecek başarıların sahibi olurlar!
































