1960 yılı. Az öncesi yada az sonrası olmalı.. Şimdi ne haldedir nicedir bilmediğim (Çünkü bizim için ne tarihi yerlerin ne toplumla özdeşleşmiş “hatıralar taşıyan mekânların” hiç değeri yoktur) Mağusa surlar içindeki Polis Merkezindeki polisler bir “yardımlaşma derneği” kurarlar. Daha doğrusu o zaman çavuş olan rahmetlik amcam Hasan İskeleli (Hasan Korudağ) kurar.
ÇALIŞMA sistemi gönüllülüğe dayanmaktadır. Sisteme göre kuruma üye olan polisler her ay kurumun “kasasına” saptanan miktarda belirli bir parayı yatırmak mükellefiyetinde olurlar. Amaç paraya ihtiyaç duyan polislere “ihtiyaç kredisi” gibilerinden fakat faizsiz parasal yardımlarda bulunmak. (Galiba iki yıl bile sürmez kurumdan o kadar çok kredi çekilir ki sistem iflas eder!)
İşte bu kurumun “kasadarlığıyla hesap kitaplarını yapan polisler önceleri seçimle görevlendirilirlerken sonraları rizikolu iş olduğundan aday bulamazlar bu kez aralarından birini kandırıp zorla görevi yüklenmesi yoluna giderler.
KİM olabilir arayışı sürerken alabildiğine saf fakat çok namuslu, artık emeklilik yaşı gelip çatmış bir polis arkadaş bulurlar “seni derler kurumun başına getireceğiz..”
Adam koskoca polis camiasının maliyesinden sorumlu görevlisi olmuş! O kadar şaşırır ki bu kez önüne gelen polise sormaya başlar: “Yani şimdi ben ne oldum?”
İŞTE olay: Ki 47 yıldır “A’dan Z’e Yönetim kadrolarını oluşturan her kademeden devlet görevlileri hem “şimdi ben ne oldum” diye soruyorlar hem de KKTC yurttaşları tarafından “ne oldunuz ki” diye sorgulanıyorlar! Zaten sorup sorgulanırlarken de “devlet adamlıkları” bir yıllık olmakta! ***
OYSA daha “yönetimler” dönemlerinde “politikaya” soyunan, şimdilerde çoğu “rahmetlik” olmuş politikacılarımız yıllar yılı toplum katlarında halkla birlikte sosyal içerikli faaliyetlerde bulunurlardı.. Kulüplerde, derneklerde, siyasi partiler saflarıyla ötesi her türlü kuruluşlarda.. Kan tere batarlardı ki Devlet yönetimine talip olup sandıktan çıktıklarında, “şimdi ben ne oldum” demezler, vatana millete hizmette, kaldıkları yerden devam ederlerdi! ***
ARTIK seçilmişlerimizin böyle bir toplumsal back graund’ları yoktur. Sadece onun da nasıl olduğu belli olmayan mesleki kariyerleri vardır ki siyasete atıldıklarında onları bile şaibeli hale sokarlar..
Kısaca artık KKTC’de devlet adamı yetişmiyor. Olanlar da kendilerine soruyorlar: “Yani şimdi ben ne oldum?”
***
KISACA TAKILDIĞIM: (EĞİTİMDE KAYIP MI KAZANÇ MI?)
Ekonomisi ağırlıklı olarak turizmle eğlence yerlerine dayalı Güney, bizden beter “kararsızlık anaforunda “aç kapa, kapa aç” oldu! Her “açılış” virüsün canlar almaya başlamasıyla da “kapanmayı” getirmekte..
Doğrusu Güney’deki komşumuza oranla KKTC olarak “vaziyetleri çok iyi idare ettik..” Bu başarıda tutun ki “sittin senedir başaramadığımız için “kalkınamadığımızın,” dolayısıyla sanayileşemediğimizin, tarım kesiminde istenen üretime ulaşamadığımızın payı büyük oldu desem…
Kim derdi ki “geri kalmışlığımızın” sonucu, gün gelecek “virüs belasını en az zararla atlatmayı başarmamış olacaktı!” ***
VAY be! Talihe bakın: Ülkeler ekonomik çarklarını rölantiye alamayacak kadar kalkındıklarından virüs bulaşına yenik düşüyorlar… Bizse geri kalmışlığımızın ödülüymüş gibi virüse kafa tutuyoruz çünkü adam gibi çarklarını çevireceğimiz ekonomik gücümüz yok! ***
BUNA karşın tutun ki 2020’nin Mart ayından bu yana geçen on aylık sürede korona virüs nedeniyle kapanmamızdan kaynaklı en büyük zararı “eğitim öğretimde” yaşadık..
Anaokulundan üniversitelere kadar (belki on aylık süre hâlâ çok uzun görülmüyorsa da) eğitim öğrenim çağındaki tüm gençlerimiz sonuçta kaybettiler! ***
FAKAT, hani derler ya Allah bir kapıyı kapatırsa ötekini açar..
Açtı! Bu “kapanmalar” vesilesiyle belki eğitimde hayatımızda yaygınlığınca kullanılması için daha çok yıllara ihtiyaç duyulacak “dijital devire” geçtik.. Cep telefonlarını bile “uzaktan eğitimde” (online) kullanan gençler tutun ki geleceğin “okulsuz öğretmensiz eğitim çağının” denemelerini yaptılar..
Bu yönü ile geçen on aylık süreye “kayıp” demek mümkün değil.. Aksine “eğitim yönünden büyük kazanç..” ***
ANCAK gerçek şu ki “okulun, öğretmenin, yüz yüze eğitimin yerini ötesi hiçbir “metot sistem” tutamaz.. Çünkü genç dimağların olgunlaşması için başta “bilginin kıyasından analizine, düşüncelerin tartışılmasına kadar her bir mefhum ancak okulların dershanelerinde öğretmenlerle diyaloglar sonucunda kazanılırlar..”
Umut edelim ki 2021’de büyük kayıplar vermeden eğitim öğrenim alanında çocuklarımız gençlerimiz daha çok boşluklarda kalmadan okullarına kavuşurlar..
































