“İnekleri kesip, sütü azalatıyoruz ”
Yıllar içinde hayvancılıkta popülizm yaparak, hem ülke kaynaklarını hibe ettik, hem de vatandaşımıza dünyanın en pahalı etini zorla yedirdik. Dünyanın en kurak topraklarında, büyük baş hayvancılık yapma popülizminin bedelini çok pahalı ödedik.
Boyumuzdan büyük işlere girdik ve bu kurak topraklarda en son yapmamız gereken işi, neredeyse birincil iş haline getirdik. Üstelikte, esas mukayeseli avantajımız olan turizm ve üniversite sektörünü (hizmetler sektörünü) baltalama pahasına, bu sektörlere rekabetçi bir politika(tamamlayıcı değil) ile zorla “BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK” yaptık.
Bendeniz, meramımı daha iyi anlatmak için, yıllarca “ büyükbaş hayvancılık, büyük ülkelerin, toprakların işidir” diyerek ironi de yaptım. Çünkü,büyükbaş hayvancılık elbette iyi ırkın yanında, “ ölçek ekonomi(büyük çiftlikler),kaliteli kaba yem ve yüksek teknoloji-alt yapı(çiftlik) ister”.
Büyükbaşta yüksek süt verimliliğiniz yoksa (ki dünya ile rekabet etmek istiyorsanız inek başı 40 lt’nin üzerinde olmanız lazım), rekabet edebilir bir hayvancılık yapamazsınız. Büyükbaş hayvancılıkta, topraklardan başlayarak yapılan yanlışlıklar( kaba yem yerine tane üretimi teşvik etme) ve sonrasında süt inekçiliğine verilen yüksek ve yanlış destekler, devamında oluşan süt fazlalığı ile süt endüstrisine bulandırdığımız insanlar ve süt ürünleri ihracatı yapmak için verdiğimiz yüksek ihracat-navlun destekleri ile ülke kaynaklarını tarumar ettik. Ve sonuçta kaşarın babası Türkiye’ye kaşar satma aptallığına kadar geldik.
“ Ne üretirsen, devlet olarak en iyi fiyattan sınırsız bir şekilde alırım ” popülizme ile 68.000 büyükbaşa ve 140 bin ton yıllık süte ulaştık. İç piyasa ihtiyacımızın neredeyse iki katı süte ulaştık ama çok pahalı bir süt üretimiyle .
Büyükbaş hayvancılıkta yaptığımız yanlışlar,aslında esas yapabileceğimiz, coğrafyamıza uygun küçükbaş hayvancılığı da yeterince geliştiremedik. Büyükbaştaki yanlışlılarımız haliyle alternatif maliyet olarak küçükbaşa da yansıdı.
Sonuçta,ekonomide her suni çarkın, saadet zincirinin çöktüğü gibi büyükbaş hayvancılık maceramızın da sonuna geldik. Allah’tan “hellim için AB tescili imdadımıza yetişti ve yeni hayvancılık politikamıza vesile oldu ” da , şimdilerde topyekun bu sürdürülmesi mümkün olmayan suni yapıyı topuz zoruyla normalleştirmek zorunda kalacağız.
Duyumlarıma göre, hükümet doğru bir kararla “büyükbaş süt üretimini azaltmak amacıyla hayvancıya bir kerelik havyan başı destek vererek fazla inekleri kesme kararı verdi”. Bir kere bu cesur ve doğru kararı veren hükümeti ve tarım bakanını kutlarım.
Şükür ki, bu kararla büyükbaş süt miktarı azalacak. Zaten, AB coğrafi tescilli hellim için, küçükbaş hayvancılığa da büyük destek-teşvik programı verilmişti.Şimdi,bu ikisini iyi harmanlayarak büyükbaşı kontrollü azaltırken,küçükbaş hayvancılığı da olabildiğince teşvik-edip desteklemeli ve geliştirmeliyiz.
Çünkü, emin olun, AB tescili ile yakında,hellim adıyla ihracat yapmak için küçükbaş süt bulamayacağız. Kimin küçükbaş sütü varsa, altın değerinde olacak hellim ihracatını o yapacak.
Hellim ekonomisi etrafında kümelenme yaparak, yakın gelecekte çok yüksek katma değerli küçükbaş hayvancılık ve devamında da hellim ihracatı yapma şansımız olacak.Hellimin tıpkı parmesan peyniri gibi hikayesi olacak,yeter ki bütün hayvancılık politikamızı hellime göre dizayn edelim.
Sontahlilde, hükümetin inekleri kesip büyükbaş süt miktarını azaltma kararı çok doğru ve bu cesur kararı alan hükümeti ve Tarım bakanı Çavuşoğlu’nu kutluyorum.
































