Türkiye’de yapılan seçimleri değerlendirme niyetinde değildim. Ama bunu yapmaya mecbur kaldım. Geçen hafta yaptığım büyük hata nedeniyle özür dilemem gerekiyor. Seçim sonuçları, öngörülerimin tümünü taca atmış.
1 Kasım seçimlerinin Haziran seçimlerinden pek farklı olmayacağını iddia etmiştim. Ama sonuç çok farklı çıkmış. Öngörülerimi elbette Hazirandan beridir yapılan kamuoyu yoklamalarını esas alarak yapmıştım. Hemen hemen anket şirketlerinin tümü AKP’nin oylarını %40 ile %44 arasında gösteriyordu. Bir tek A&G şirketi son yayımladığı değerlendirmede %47 oranını işaret ediyordu.
Aklı başında her insan gibi ben de çoğunluğun ortalamasını veri olarak kabul ettim ve ona göre bir değerlendirme yaptım. Meğer A&G şirketi bile yanılmış. AKP oyunu nerdeyse %50’ye dayamış. Son beş ayda ne oldu da AKP oyunu 5 milyon oy artırdı?
Bir kent devletinde olsaydı diyecektim ki “Büyük İskender bu insanları agorada toplayıp onlara bir nutuk salladı ve aklılarını başlarından aldı. Hepsi de seramik parçalarının üzerine onun adını yazıp oy merkezine atmışlardır”. Ama bunlar “bir örnek” insanlar değil. Her birinin kendine göre bir gerekçesi var. Ve ona göre oy kullanıyor. Niye oy kullananların yarısı AKP’yi tercih etmişlerdir dersiniz?
Seçim sonuçlarını en çok etkileyen etmenlerin başında ekonomi gelir. Son beş ayda ekonomi havalara mı uçtu? İlgisi yok. Ekonomideki gidişat kötü. TL’nin değeri sürekli düştü, işsizlik arttı, ihracat düştü, hayat pahalılığı arttı. Buna paralel olarak AKP’nin oyları da arttı.
Bu süre içinde hükümet olağan dışı veya olağanüstü bir başarıya imza mı attı? Anımsadığım kadarıyla öyle bir şey de olmadı. (Unutmamak gerekir ki Abdullah Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesi, Bülent Ecevit’e epey oy kazandırmıştı.)
Haziran seçimlerinde olmayan ama Kasım seçimlerinde ortaya çıkan birtakım doneler göze çarpıyor. Haziran seçimlerinden hemen sonra PKK ile çatışmalar başladı. Sağda solda ve en sonunda da Ankara’nın göbeğinde canlı bombalar patlamaya başladı. “Şiddet” ve “korku” dağları sardı. Şiddetin arttığı yerde mantıken hükümet edenlerin oy kaybetmesi gerekir.
Hiç de öyle değilmiş. Zaten Başbakan Davutoğlu, Ankara katliamının AKP’nin oylarını arttırdığını ifade etmişti. Ben de saf saf bunun bir sürç-ü lisan olduğunu sanmıştım. Meğer adamın bir bildiği varmış. “İstikrar” ve “güvenlik” gibi unsurlar, oyların yönünü belirler konuma geldiler.
Muhalefet partileri aralarında anlaşıp hükümet kuramayınca bunlardan ne köy ne de kasaba olmayacağı anlaşıldı. Zaten oyun bozanlık yapan MHP bu nedenle fena halde cezalandırıldı.
Kasım seçimlerinde oy kullanma hakkına sahip olan seçmen sayısında 2 milyondan fazla bir artış oldu. “Haziran’da 54,813,376 olan seçmen sayısı, Kasım seçimlerinde 56,965,100’e yükseldi”. Beş aylık bir sürede bu artış biraz kuşkulu görülebilir ama öyle anlaşılıyor ki 18 yıl önce bu beş ay içinde ülkede anormal derecede yüksek sayıda doğumlar olmuştu.
Türkiye’de politika halleri, baş aşağı durmakta, ayaklar havada sallanmaktadır. Muhafazakâr sağcı bir parti olan AKP’ye alt tabakalar oy veriyorlar, sosyal demokrat solcu bir parti olma iddiasında olan CHP’yi hali vakti yerinde, eğitimli insanlar destekliyorlar. Yıllardır bu terslik giderilemedi. Giderilemediği için de CHP %25’e çakıldı kaldı.
Ekmek peşinde olan birinin gözü, dağıtılacak olan makarna, pirinç ve kömürdedir. Çünkü onlara gerçekten ihtiyacı var. Onun için bunlar hayat memat meselesidir. Üstelik gözü kamyonla dağıtılacak bir ekmekte olan biri için adalet, bireysel özgürlük, insan hakları; vız gelir, tırıs gider. O sözü edilen adaletmiş, özgürlükmüş, insan hakları imiş ne yenir ne içilir. Üstelik o durumda olan insanlar öyle şeylerden nasiplarini almayacaklar, alamayacaklar.
Geçenlerde bir kamuoyu yoklaması gördüm. Türkiye’de “adalet” ve “insan hakları”na birincil derecede önem veren insan sayısı sadece %5 imiş. Karnı tok, sırtı pek olan insanlar bu türden kavramlara önem verirler. Gerisi dönüp bakmaz bile. Bu yüzden AKP’nin dağıttığı makarna ve kömür, çocuğunu okula gönderen anneye verilen 50 TL, özürlülere verilen birkaç yüz TL, bu insanlar için önemli bir gelir kaynağıdır. Bu insanlar da önemli bir oy deposudur. Devletten veya belediyelerden bu türden yardım gören insanların sayısı 10 milyondan fazla imiş.
Kendi Babil kulelerinde yaşayan varlıklı insanlar, bu insanların durumları ile ilgilenmedikleri gibi onlarla herhangi bir temas da kurmuyorlar veya kuramıyorlar. Seçimlerden birkaç gün sonra Zorlu Center’deki H&M mağazasında ünlü Fransız modacı Balmain’in koleksiyonu davetli misafirler tarafından yağma edildiğini hayretle okuduk gazetelerde. Herhalde Balmain’in ürünlerini H&M mağazası, AKP gibi bedava dağıtmamıştı.
İşte size birbirinden habersiz, birbirine düşman, birinin berikini horladığı, birinin ötekini kıskandığı iki ayrı dünya. Birbirlerini anlamaya inatla gayret de sarfetmiyorlar. AKP büyük delilikler yapmazsa daha uzun yıllar iktidara demir atmış olacak gibi duruyor.
Geçen hafta sizi yanlış yönlendirdiğim için özür dilerim.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























