Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İSLAMCILARIN ANLAMASI VE ÖĞRENMESİ GEREKEN…

Sabah ezanının hoparlörle yüksek sesle okunmasının mahkemelik olmasına taktım galiba.

Pazar yazılarının ruhuna uygun düşmeyeceğini bile bile bu konuya devam edeceğim.
Çünkü meseleyi dinci ideolojileri doğrultusunda istismar etmeye yeltenenler peydahlandı.
Olabilir.
“Lefke’de vatandaş sabah namazına koştu” türünden reklam kokan haberler de servis edilebilir.
Mahkeme kararının inadına hoparlörle bangır bangır okunan sabah ezanı ve kılınan sabah namazından sonra “ezanıma dokunma” pankartı açıp da gazetecilere poz vermek de mümkündür.
Çoğunluğunu “Lefkeli olmayan” tarikatçı veya ülkücü gençlerin oluşturduğu  sabah namazcılarının ve ezancılarının yaptığına  bir şey demek de mümkün değildir.
Bu topraklarda herkes inancını yaşama, inancı gereği davranma özgürlüğüne sahiptir.
İnancı ne olursa olsun.
Ama  çok önemli bir nüans farkıyla.
Farklı olanlara ve farklı düşünenlere saygı ve hoşgörü temelinde.
Bu topraklarda yüzyıllardır ezan okunur gerçeği kadar, bu topraklarda yüzyıllardır saygı ve hoşgörü egemendir gerçeğini de algılayarak.
Bu kültüre uyum göstererek ve adapte olarak.
Bu toprakların ruhuna ve ahengine göre davranarak.

      ***

AK Parti’den milletvekili aday adayı olan ve hazırladığı reklam filmlerinde imamları da oynatarak dinin siyasete alet edilmesinin en veciz örneklerini sergileyen Din İşleri Başkanı Talip Atalay meseleyi sükunetle halledeceğine tarikatçı ve ülkücü gençleri kışkırtma adına ve yasal mahkeme kararına karşı gelme pahasına meydan okuyor, mahkeme kararına uyulmayacağını söylüyor.
Ve üzerinde ara emri olan 3 hoparlörü açtırtıp bangı bangır ezan okutuyor.
Aslında 20 yıldır varolan ve her defasında uzlaşmayla sonuçlanan bir olayda yine mutedil olması gerekirken cami cemaatini “bu hoparlörün sesi de çok fazla” diyenlerin üzerine sürüyor.
Ve bu son derece tehlikeli davranışla “ezanı susturmayacağız”  gibi bir kahramanlık çıkarmaya çalışıyor kendi hesabına.
Halbu ki Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in de dediği gibi “konu hoparlörün sesi ise çözülür” noktasında sorunu çözeceğine aday olamamanın yarattığı kimlik erozyonunu  aşırılık sergileyerek kapatmaya çalışıyor.
Türkiye Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar’ın açıklaması ise tam bir facia.
Beyefendi şöyle diyor: “Bu ezanları susturma çabası boşuna değil. Kıbrıs adasında tamamen Müslümanlığı yok edip soyutlamak, İslam’ı dışlamak, oradaki insanları yok etmek için bir soykırımdır…”
Bu açıklamada IŞİD fanatizmine varacak yolun parke taşlarını bulabilirsiniz.
İslam dışlanıyor, susturuluyor ve oradaki (Kıbrıs) Müslümanlara karşı bir soykırım yapılıyor.
Bir tespitten sonraki çağrı ne olur bilir misiniz?
“Kalkın ey Müslümanlar cihada Kıbrıs’ta Müslümanlar topluca yok ediliyor.
Cihatçıların Ortadoğu ve Türkiye’de nelere yol açtıklarını hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz son günlerde.

      ***

Aralarında kadınları görmediğim için beyler diye hitap edeceğim.
Beyler,  meselenin ezan olmadığını çok çok iyi biliyorsunuz.
Mesele hoparlör ve hoparlörün açılan sesidir.
Üstelik itiraz da sadece sabahın ilk ışıklarıyla olanadır.
Biraz empati yapsanız ve “daha güneş doğmadan, bu kadar yüksek sesten rahatsız oluyoruz” diyenleri anlamaya çalışsanız.
Camiye gider ya da gitmez, İslam’a inanır ya da inanmaz, sizin inancınıza ve yaşayışınıza saygı gösterenlerin şikayetlerine saygı gösterseniz.
O hoparlörün sesini biraz kıssanız.
Bu topraklarda bu işler böyle yürüyor yüzyıllardır.
Saygı ve uzlaşı temelinde.
Hukuka kafa tutarak, cihat çağrısı yapacak denli kendinden geçerek değil.
İşte tam da anlamanız ve öğrenmeniz gereken budur.