Cumhurbaşkanı sık sık “niyet varsa sorunu üç beş ayda çözeriz” demektedir. Tabii “işaret” ettiği Anastasiadis’li Rum tarafıdır. “Niyet” kelimesini de Rum tarafının, “çözüm isteyip istememesi” için söylemektedir.
Fakat bir yandan da şunu görüyoruz: Taraflar çözüm istemelerine karşın “niyetleri” farklı olmakta! Zaten bu nedenle de “Ortak Açıklama” konusunda anlaşamıyor, dolayısıyla kapsamlı görüşmelere başlamıyorlar!
Şimdi “paradoks” haline getirilen bu “ortak açıklama” olayına bir daha bakalım.
NEDİR BU “ORTAK AÇIKLAMA” İNADI? Anastasiadis müzakerelere başlamadan önce “ben görüşmek için görüşme yapmam” diyerek önce masaya hangi konuları görüşecekleri ile nelerin görüşülmeyeceğini koymak istedi. Buna da önceleri “ortak metin” sonraları “ortak açıklama” kulpunu taktı ve “niyetini” açıkladı: “Tek devlete, tek kimliğe, tek uluslar arası temsiliyete dayalı merkezi hükümet yetkilerinin güçlü olacağı bir federal Kıbrıs…”
Eroğlu bu “siyasi şablona” önce, “federasyon iki kurucu devlet” arasında olmalıdır önerisi ile karşı çıktı. Davutoğlu’nun ziyaretinden sonra da “tek egemenliğe dayalı devleti” kabul etti ama “federal kanatların da kendi içlerinde “kendi egemenliklerinin” sahibi olmaları şartını getirdi…
Ve ipler gerildi! Çünkü “Anastasiadis’in niyeti” bağımsız, bağlantısız üniter federal Kıbrıs’tı. Hatta zaman zaman “Türk-Rum yoktur Kıbrıslılık vardır” bile dedi!
Oysa Türk tarafı “siyasi eşitlikten” ödün vermek “niyetinde” değildi, hâlâ ayni “niyettedir.”
Bu gelişmeler yaşanır, süreç tıkanır ve Ban Ki-moon yeniden etkinliğince devreye girmek gereğini duyarken, Rum’un sorunu neden bu kadar diktiğini bu kez Başpiskopos Hrisostomos’un açıklamalarında görüverdik.
HRİSOSTOMOS’UN UN ŞİKAYETİ: Rum basın haberlerine göre Hrisostomos “AB ve BM’lerin Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili tutumlarından dolayı üzüntülerini beyan etmekte ve “Güney Rum Yönetimi”ni bir türlü anlamak istemedikleri için şikayetçi olduğunu söylemektedir.
Hrisostomos’a göre BM’ler ve AB’nin “Ortak Açıklama” konusundaki ısrarlarını anlamamalarının esasını oluşturan tez de şu olmaktadır: “Kıbrıslı Türklerin gelecekteki olası ayrılmalarını engellemek!”
Yani Hrisostomos demek istiyor ki, “Bu ortak açıklamadaki” ısrarlarının nedeni, kurulacak federal sistemden ileride Türk tarafının olası “ayrılma hakkını kullanmasının” önüne geçmektir”
Eğer doğru anlamışsak, Ortak Açıklamanın bir amacı da “Türk tarafının ayrılma veya katılma hakkını (self determinasyon) elinden almak, Türkiye ile olası birleşmesinin önünü kesinlikle tıkamak… Yani tamamen Türkiyesiz yeni bir Kıbrıs federal devleti oluşturmak…
KISACA: Başından beri bilip sezdiklerimiz de olsa şimdilerde iyicene ve açık seçik ortalara konan bu Rum Yönetimi “istekleri” ile galiba “ortak açıklama” konusunda anlaşmak mümkün olmayacaktır. Geriye kalan tek çare “koşulsuz müzakerelere başlamak” olmaktadır…
**********
DEVLET OLMANIN FELSEFESİNDE “ETİK” ANLAYIŞ TEMEL UNSURDUR…
Atatürk yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken devletin objektif (nesnel) problem ve fenomenlerini esas almıştı…
Bu değerlendirmeleri yapanlara göre “devlet” adını alan “siyasi varlık” bir sosyal birlikteliğin yaşamak iradesini ifade eder. Dolayısıyla devletin yurttaşları kendilerini ne ait oldukları o devletin dışında ne de üzerinde görmezler… Bütünlük ancak bu bilinçle sağlanır…
Fakat bir tehlike daha vardır: Siyasi iktidarlar “Ben devletim” demeye başladıklarında tutun ki Türkiye’deki “Erdoğan sendromuna” düşerler…
Nitekim yılların müzmin derdidir: UBP iktidarları dönemlerinde “ben yaparım olur” diyerek başlayan süreç sonunda “devleti tepeleyen” politika kokulu uygulamaları getirdi. Ve hep şunu söyletti: “Devlet için değil, kendileri için!” Nitekim “devleti yücelteceklerine, maşallah kendilerini büyütüp şişiriyorlar” dediğimizi KKTC’nin mustrası haline getirdilerdi…
Kısaca anlıyoruz ki Anayasa yapmak, kanunlar çıkarmak da devlet olmak için yeterli değildir…
Eğer “etik” yönü eksikse dünyanın en hakkaniyete ve hukuka dayalı “kanunlarını” yapsanız da devleti kurtaramazsanız. İşte “üzerinde mutabakata varıldı” denilen “Kamu Görevlileri Değişiklik Yasa Önerisi, işte iktidar muhalefet ilişkileri, işte “Polis Genel Müdürü kim olmalıdır” tartışmaları…
Ne oldu? “Birisi hükümet ortağı diğerleri muhalefetteki siyasi partiler, “anlaştılar” diye bakılan “geçiciler” olayını yeniden kanattılar! Ve bizzat Serdar Denktaş’lı hükümet ortağı başı çekerek söz konusu olayın rövanşını almak için “Kamu Görevlileri Değişiklik Yasa Önerisini” ortaya sürdüler…
“Etik” yanı ne? Koalisyon hükümetinin DP kanadı muhalefetle işbirliği yaparak sanki “hükümet” CTP’den kuruluymuş gibi hareket etti!
Daha başka nasıl bir ahlâki olay aransın ki? İki yasa önerisi de Başbakan Yorgancıoğlu’nun “yardımcısı ve “ortağı” Serdar Denktaş tarafından getirildi Meclis’e…
Pekala halk katlarında nasıl karşılandı bu yeni kriz? İşittiklerimizi yazalım: “Bu hükümette de iş yok!..” “Bu hükümet de gidicidir!..” “Böyle koalisyon hükümeti mi olur!..” “Hazırlanın erken seçime!..”
Kısaca bu olay ötekiler gibi halkı daha fazla umutsuzlukla güvensizliğe itti! Devlet varlık nedenini kaybetmemek için sürekli dolaylı vergilerle, zamlarla ayakta durmaya çalışırken, ciddiyetle çalışması gereken “siyasi iktidar erkine” bakın! Halka verdiği mesajlara bakın!
Kısaca ne diyorduk? Vermedi mabut neylesin Mahmut!
***********
KANGRENLEŞMİŞ TAŞ OCAKLARI SORUNU
Taş ocakları olayına sessiz kalmak mümkün değildir. Gözlerimizin önünde dağlar eriyor! Zaten yeşile hasret memleketiz, olanları da taş ocakları ile tüketiyoruz…
Bir türlü de çare bulamıyoruz! Çare üretenlere de aldırmıyoruz! Nitekim yıllar önce yine bugünkü şiddetli ve hiddetli protestolarla gündeme geldikte “taş ocaklarının teraslanarak yeniden ağaçlandırılacaklarına” yönelik açıklamalar yapıldıydı. Beterin beteri olmasına karşın o tasarı lafta kaldıydı.
Geçtiğimiz gün KEMA Vakfı Başkanı refikim Orhan Aydeniz konuyu yeniden gündeme getirmiş, TC’deki bazı taş ocaklarından da örnekler vererek alınacak tedbirler konusunda kamuoyunu ve yetkili sorumluları bilgilendirmişti. Hemen ekleyelim: Aydeniz bu konuları çok iyi bilen bir arkadaşımdır… Yani ne laf ola “çevrecidir” ne de laf üretip medyatik olma sevdalısıdır. Memleketin halleri dendi miydi yüreği yanan bir Yüksek Tarım Mühendisi emeklisidir… Tabii ki öteki duyarlı örgütlerin de öneri ve çalışmaları dikkate alınmalıdır dememe hiç gerek yoktur…
Buna karşılık taş ocakları “kimselerin umurunda değilmiş” imajını yaratarak çatır çatır çalışmalarına devam ediyorlar. Ne var ki artık o kadar göze ve yüreklere batar oldular ki “nihayet Güney’in DİSİ partisi sorunu AB’ye götürdü!
“Türkler Beşparmak Dağları’nda taş ocaklarını çalıştırarak ekolojik tahribat yapıyorlar” şikayeti yanı sıra “Kıbrıslı Türklere çevre ile ilgili mali desteğin kesilmesini de istediler…”
KISACA: Şaşıp şaşıp kalıyoruz… Çünkü “devlet diyoruz.” Arızalı! Hükümetler diyoruz. Şaibeli! Kamu hizmetleri diyoruz. Ağır aksak! Okullar diyoruz. “Eğitim öğrenim fukaraları!” Hastaneler diyoruz. Yerersiz! Devlet sektörlerimiz ya hey! Belediyelerimiz hey heyyy! Trafik diyoruz. Kanlı! Çevre derseniz işte ortada bir pislik deryası!
İnsanlar bu manzaralara bakıp bakıp hayıflanıyorlar: “Ne olacak hallerimiz diye…”
**********
İSTENİRSE ÜRETİLİR DE BAŞARILIR DA
KKTC’yi “kara boyaların” içine batırıp çıkardıktan sonra “işte vaziyeti umumiyemiz” diyerek ayazlattık ya!
Pekala bu memlekette hiç mi olumlu işler yapılmıyor?… Olmaz olur mu işte bir tanesi: Ro birimimiz “kütükleri, haritaları” ile birlikte o sözü.
NİHAYET: Tapu ve Kadastromuz o sözü çok edilen “e devlet”e kavuşacak bir başarıda, “Bilgisayarlara aktarıldı”.
Haberi duyduğumda “ilahi yarabbi şükür” dedim… 1911 yılından bu yana tüm tapular ilgili ne varsa artık bilgisayarda var. Hedeflerden birisi de “devlet mallarının” ortaya çıkartılmasıymış…
Çok da iyi olur! Görelim şu devlet mallarını! Ki ne diyorduk? Devlet malı deniz yemeyen domuz! Bakalım haksızcasına hangi domuzlar yemişler!
Diyelim ve ekleyelim. Mesela Mağusa Hastanesi’nde de “randevulu muayene” tıkırında sürüyor… Demek ki istenirse üretilir de başarılır da…
































