Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NİYE BÖYLEYİZ?

Güney Kıbrıs’ta Kıbrıs Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Lefkoşa sur içi bölgesindeki tarihi Faneromeni Okulu binasına taşınıyor. Milyonlarca euroluk bir yatırımla, bölgede atıl durumdaki bir çok bina öğrenci yurtları, sosyal ve idari tesisler için restore edilecek. Rumlar unutulan terk edilen bölgenin yeniden canlanacağı için heyecanlılar…

Bizler de terk ettik surlar içini. Tarihiyle, dokusuyla, kültürüyle yaşatmamız gereken bir bölgeyi,

olduğu gibi bıraktık, kaçtık. Son dönemlerde gençler açtıkları küçük işletmelerle canlandırmaya çalışsalar da büyük finansmana, büyük yatırımlara ihtiyaç var.

Aslında tüm dünyada kentlerin tarihi bölgeleri ortak bir kaderi yaşadılar. Ancak sonradan o bölgeler özellikle turizm ağırlıklı bölgelere dönüştüler. Yakmadan, yıkmadan, orijinaline sadık kalarak restore edildiler.

 

Rumlar, on, on beş yıl önce AB finansmanıyla Tahtakale taraflarını mükemmel restore ettiler, cazibe  yarattılar. Şimdi anlaşılan büyük yatırımlar için de çekim alanı haline gelmiş.

Şöyle bir bakarsak, bizde de on yıl kadar önce benzer bir çıkış olmuş, bir üniversite, bölgeye gelmek istemişti. Yalnız orada, eski Polis binasını alma talebi olduğu için tepki görmüş, üniversite geri çekilmişti. O noktada bizzat devlet peşini bırakmasa, başka yer gösterse, diğerlerini de çekecek bir planlamaya gitseydi, belki gerçekleşirdi. Dedik ya niyet lazım, vizyon lazım.

Başka bazı üniversiteler ufak tefek restorasyonlarla binaları kullanmaya başladıysa da öğrencilerin yoğun olarak bulunacağı, kentsel bütünleşme sağlayacak bir yapı oluşturulamadı.

Defalarca yazdık, bir kez daha yazalım, zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan rahmetli Denktaş’ın cenazesine geldiğinde gördüğü manzara karşısında, “belli bir fon ayıralım, derhal restorasyona başlayalım” demiş, ama o proje bir türlü hayata geçmedi. Yılların emeği, hazır bir finansman heba edildi göz göre göre. Turizm Bakanlığı’ndan iskana oradan ilgili dairelere elden ele gezdi, sonuç bir türlü çıkmadı. Ne büyük kötülük… Sibel Siber’in Meclis Başkanlığı sırasında yarışma ile belirlenen proje de ne yazık ki rafa kalktı.

Şimdi bu haliyle bile milyona varan bedellerde hava parası istenen dükkanlar boşalmaya devam ediyor. Özel mülkler bir yana, Vakıflar’a ait mülklerde bile korkunç hava paraları konuşuluyor.

Deniz, kum, güneş ve kumar dörtlüsüne yenilerini eklemekte başarısız olduğumuz kesin. Böyle işlerin üstüne gitmekte, proje yapmakta engelliyiz. Dünyadaki meslektaşlarıyla rekabet edecek mimarlarımız, şehircilik uzmanlarımız var. Ama siyaset inanmıyor ki yapsın.

Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı, ilk döneminde, yıllardır spekülatif olarak boş tutulan mülklerin emlak vergilerinin artırılmasını bunun için önermişti. Ya kullanıma aç, ya kirala, ya sat. Ama bu şekilde yıkıntı halinde kalmasın. Ha, bırakacaksan iki misli vergi öde bakalım. O öneriyi de ciddiye  almadılar…

Surlar içi bizim de turistlerin de mutlak uğrak yerimiz. Seviyoruz. Orada olmayı özlüyoruz. Ama sadece nostaljik olarak. Katma değer kazandırmak, cazip yatırım alanı yaratmak zor iş, kim uğraşacak!!!

Bakın, Fileleftheros’da haberi yazan Hrisantos ne diyor; “… orada kendilerine ucuz barınak bulan, bu barınakları hayatta tutan ve üstüne üstlük bölgeyi gettolaştırmakla suçlanan, eski kentin şimdiki sakinlerine borçluyuz. Sanki kenti gettolaştıran kalkıp modern ve alacalı banliyölere taşınmak üzere orayı terk eden bizler değilmişiz gibi. Kenti gettolaştıran onu yaşamsal sinirlerinden, hayati dokularından mahrum bırakanlar biz değilmişiz gibi…. Yoksul yabancı işçiler gettolaştırıyormuş Lefkoşa merkezini. Bakmakla yükümlü oldukları kişilerle birlikte bölgeye sığınarak hayatta kalabilmek için her gün yaşam mücadelesi veren ve bu yolla eski kentin dayanmasına da katkı yapan insanlar gettolaştırıyormuş”….

Ne kadar doğru bir tespit, surlar içinin her iki kanadı için de….

Rumların devlet üniversitesinin bir fakültesini kampüsüyle birlikte oraya taşıyor olması haberi, bana sadece üzüntü verdi. Kentin bir yarısında üretilen projeler, diğer yarısının ise ölüme terkedilmesi insanı üzmez mi?

 

YERİN KULAĞI VAR

MUHALEFET UYUMA:

Ey muhalefet, geçen üç ay içinde bu derme çatma hükümetin bu topluma verecek bir şeyi olmadığını, her geçen gün ülkeyi batağa sürüklediğini, artık maaşları bile ancak borçlanarak ödeyebildiklerini görmüyor musunuz? Tek kurtuluşun erken bir seçim olduğunu bildiğiniz halde, Başbakan Saner’in “merak etmeyin, halledeceğiz” oyalamalarına daha ne kadar tahammül edeceksiniz. Onların erken seçim gibi bir gailesi olmadığını, seçimi 2022’ye havale etmek için her türlü manevrayı yaptıklarını toplum görüyor ama, bir tek sizler görmüyorsunuz. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Narin Şefik’in “ara seçim yerine genel seçim” demesi de mi size bir mana ifade etmiyor. Onlar kadar sizler de, gecikmiş her günün sorumlusu olacaksınız…

 

BİRİSİ İRADE VE EGEMENLİK Mİ DEDİ:

Bugün düzenlenecek gala konusunda yeteri kadar ses çıkarmadığımıza inanıyorum. “Yapamazsınız, yapmamalısınız” diyerek engel olamayız. Tüm itirazlara rağmen dizinin galası bugün yapılıyor. Hem de en üst düzeyde katılım ile. Virüs tehlikesinin hala büyük bir risk olduğu bu dönemde inadına bu tür etkinlikler düzenlemekte ısrar edilmesinin izahı yok. Ama siz de biliyorsunuz ki, diğerleri gibi bunu da kabulleneceğiz. Ben bize dayatılan bu emrivakilerden utanıyorum. Vazgeçin her Allah’ın günü iradeden, egemenlikten bahsetmekten.

 

TEDBİRLERE UYMAYAN KİM SAYIN ARTER?:

Mağusa patladı. Sorunun, izin belgesi olanlardan kaynaklandığı iddia ediliyor. Belediye Başkanı Arter bir açıklama yapmış, “Halkın tedbirlere uyması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığının da uyarıcı bir şeyler yapması gerekiyor. Çünkü bir rahatlık var. Eskisi gibi rahat rahat oturamayacağız, kafelere gidip restoranlara gitmeyeceğiz. Bölgedeki gerekli tedbirleri aldık. Bu konunun ciddiyetini hiçbir zaman gündemden düşürmemek lazım. Herkesin bu tedbirlere uyması gerekiyor”. İyi güzel de, bilmem kaç yüz kişilik galanın organizasyonu da yapan siz değil misiniz Sayın Arter? Nereden bahsediyorsunuz? Tedbirleri uygulamayan kim?

 

SADECE GÜVENDİLER:

Özel okulda okuyan öğrencilerin okula dönüşü yüzde 90’larda, devlet okullarında yüzde 20’lerde. İzahını herkes kendi penceresinden bakıp yapabilir. Ama biraz da objektif olun ne olur. Özel okulun öğretmeni aşılandı mı? O öğrencilerin velileri nasıl oldu da çocuğunu okula gönderdi? Sadece buna cevap versin tüm taraflar. Bence tek bir unsur var, “güven”. Güvendiler. Okula da öğretmenlere de güvendiler…

 

NEREDE YANLIŞ YAPIYORUZ:

Bir gün sadece 7 yerel vaka haberine sevinirken, bir gün sonra bu sayının 33’e çıkmasına şaşırıyoruz. Bu artış normal değil sanırım. Bir yerde bir şeyleri atlıyoruz ama neyi? Ya verilen rakamlar gerçeği yansıtmıyor ya da yaptığımız testlerde bir yanlış var. Geçen yıla benzedi. Yanlış kararlar, yapılmayan denetlemeler, toplumda, ‘salgının ilk günlerine mi dönüyoruz’ endişesi yaratıyor.

 

ASTRA ZENECA’YI YAPACAK MISINIZ?:

Güneyden 4800 doz Astra Zeneca aşısı geldi. Bu aşı burada durduruldu. Bize gönderen Rum Yönetimi de yapmıyor. Şimdi herkeste bir endişe yan etkisi olan bu aşıyı, ya bize yaparlarsa… İnsanların zerre kadar güveni kalmamış ki. Nasıl güvensinler, Astra Zeneca’nın geldiği haberi var, Bakanlığın ne yapacağına dair bir tek açıklama yok. Onlar açıklayana kadar geçecek zaman güveni bir o kadar daha zedeleyecek. Tartışmaları, güvensizliği önlemek zor değildi, iki satır açıklamaydı yapacağınız…