Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Nikolas Papadopulos diye bir politikacı!

Rum tarafı Kıbrıs siyasi sorununu seçim sathı mailine  soktu.. Güneydeki Rum seçmen için ne kadar önemlidir bilmiyorum. (Bunu  iyi bilecek olanlar bir ayakları  Güney’de  olan “barış ve çözüm” yanlısı “birleşik Kıbrıs” aşığı “avro” maaşlı yurttaşlarımızdır tabi!)

Ha, bizim bilebileceğimiz  şudur: Sorunu seçim malzemesi yapmak olağandır da Türk düşmanlığı üzerine kurup propaganda sürecini faşist görüşlerle beslemek yanlıştır! Çünkü bu adada kimsenin değiştiremeyeceği bir “gerçek” vardır.

       KADER iki halkı bu adada yan yana iki komşu olarak yaşamaya mahkûm etti. Bunca kanlı mücadele ve savaşlardan sonra ne Güney Kuzey olur ne Kuzey Güney! Ne Türk halkı göçer gider Kuzey’den ne Rum halkı Güney’den…

İyi komşuluk ilişkileri içinde yaşamak bu adanın topraklarına dağlarına kazınmış  kaderidir. Ve tarihi süreç içinde görülmüştür ki ne savaşlar değiştirebildi bu kaderi ne ayrılmalarla göçler. Ne de şehitlerle ölümler!

BU NEDENLE: Düşmanlık ve husumeti, kin ve nefreti değil; “İnsanlığı” besleyecek iyi niyetli dostluklar öne çıkmalıdır.         “Seçim arifelerinde beyinleri yeniden  düşmanlıkla bileyecek  propagandalar kime ne kazandıracaktır?

MESELA nedir “hık dedi de  babasının tıpa tıp aynisi  burnundan düşen” şu  bildiğimiz çoktan ölmüş  Eokacı Papadopulos’un oğlu Nikolas’ın yediği herze!

Anastasiadis’in en güçlü rakibi olan  bu radikal Sağın Cumhurbaşkanı adayı, “seçilirsem diyor Kıbrıs sorunuyla ilgili daha sert bir politika uygulayacağım…” “Türklerin Kıbrıs pasaportlarını iptal edeceğim…”  “Son on yılda izlenen Kıbrıs politikası ve ulusal konseyin aldığı kararlar Kıbrıs Rum tarafını çok tehlikeli bir sona ve çıkmaza getirdi” diyor!

       YA SEÇİLİRSE:  Tabi 3. Dünya savaşı çıkacak değil ama Bu Nikolas’ın  babasından biliriz, bunların beyinleri  ailece Türk düşmanlığıyla yıkanmıştır! Ki bunun babası “en iyi Türk ölü Türk’tür” derdi!

Velhasılı kelam,  en iyisi değil tabi ama ehveni şer olanı yine de Anastasiadis! İnşallah yine seçilir çünkü devri iktidarında dünyaya ispat etti ki adadaki çözümsüzlüğün tek sorumlusu kendisidir! Seçimi kaybederse böylesi “Rum başkanını” çok ararız!


“UBP” “DP” VE “HP” SÜRPRİZLERİ!

Geçtiğimiz hafta alnı şakkımızda patlayan Recep Akdağ’ın bombasının daha şaşkınlığından kurtulup da hasarını kaldıramadan ardından CMIRS’nin “Göç Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi” direktörü Mine Yücel’in ikinci bombası patladı.. Şöyle ki:

CMIRS yeni anketinde “siyasi partilerin önümüzdeki Pazar seçim olsa alacakları oyların   anket sonuçlarını yayımladıydı. Genel döküm UBP’nin seçimlerden yine  birinci parti olarak çıkacağını gösteriyordu. Mesela önümüzdeki Pazar günü seçim olsa UBP’nin 2017 Temmuz ayı araştırmalarına göre oy oranı yüzde 18.5 çıkıyordu.

ASIL sürpriz ise her zaman ezeli takipçisi olan CTP’nin bu kez yerini yeni kurulan Kudret Özersay’lı “Halkın Partisine” bırakması! Nitekim UBP’den sonra 2. Parti olarak yüzde 14.5’e yükseliyor. Ya CTP? Yüzde 12.65 de kalıyor!

SÜRPRİZİ  ise DP yaşadı! Başından beridir Serdar Denktaş Başbakan rolünü oynarken Hüseyin Özgürgün de  “yardımcılığı” rolünde kaldıydı!   Doğrusu ya hep önde olan, “hükümet yanlışlarına”  cevap veren, açıklamalarıyla olay yaratan, adı yağmalanan hazine arazileriyle gündemden düşmeyen… Serdar Denktaş’ın partisi  DP yarın seçim olsa yüzde 2.34 oy alacak, yani barajı bile geçmez!

Kısaca bu sonuçlara bakarak şunu  söyleyebilir miyiz?                                                “HAYIR! bu memlekette hâlâ en iyi “partizanlıkla popülizmi” sürdüren parti UBP olduğu için öndedir! Çünkü bütün hışım ve kavgalara, medyanın saldırılarına, mesleki ve ticari kesimlerin hoşnutsuzluğuyla zırt pırt eylemlerine karşın, UBP hâlâ o eski tarihi misyonuyla ayakta ve en öndedir!

Bu önde oluş nedeninin  “Kıbrıs politikasındaki tutumu,   TC ile işbirliği ve konfederal sistem savunuculuğunun ne kadar etkili olduğunu bilmiyoruz. Fakat Mine Yücel’in araştırmasına göre  “neden UBP diye sorulduğunda insanların, bunlar yemeyi biliyor ama dağıtmayı da biliyorlar” dediğine vurgu çok katılamıyorum.  Çünkü asıl kıyamet “biri yerken diğerinin bakmasından kopar!” UBP’nin tüm kesimleri yedirerek memnun etmesinden çok, bol tarafından istihdamlarla kamuyu şişirmiş olmasıyla golifa gibi vatandaşlıklar dağıtması da mutlaka  etkili olmuştur… (konuya devam edeceğiz..)

                   


KISACA TAKILDIĞIM: (AĞACIN DA KORKU SALANI VE ÇİRKİN OLANI VARDIR!)

Ağacı yeşili sevip korumak insanlığımızdır.. Ancak bu ağaç sevgisini ne “korku” ne de “pislikle çirkinlik” haline getirmeden! Denecek ki “ağacın nesinden korkulup hangi çirkinliğinden gocunacağız?”

Ağacın bir ömrü vardır. Eğer yüz yılı aşkın İngiliz koloni döneminden kalan nar ve   portakal bahçeleri etrafına veya başka yerlere dikilen selvi gibi ağaçlar kurumaya yüz tutmuş, kumlu bahçe topraklarında altları oyularak köklerinin yarısından çoğu dışarı çıkmış,  bir şiddetli fırtınada, sağanak yağmurda  “yanındaki evlerin  üstüne düştü düşecek korkuları salıyorsa”  o ağaçlar tabi ki tehlikelidir!

Fakat Mağusa’da 15 Ağustos Caddesindeki  bir mahallede (Işıklar Yolu’nda) yıllardır gitgide daha çok korku salan o selviler için ne zaman Kaymakamlığa başvuruda bulunulmuş ve  Orman Dairesi yetkilileri gidip gözlemde bulunmuşlarsa hep,  “merak etmeyin düşmezler” deyip tedbir alınmamaktadır!    Ben de diyorum ki “ya bir gün düşerlerse beyler!”  İşte buraya yazıyorum çünkü o evleri yıkmakla kalmayacaklar içinde yaşayan aile fertlerine de kim bilir nasıl ölümcül zararlar verecekler! O zaman da yargı devreye girecek haberiniz ola!