Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Niçin TC’nin garantisi?

Türkiye’deki terör saldırılarının nasıl bir ulusal yas haline dönüştüğüne artık çok daha sık tanık oluyoruz. Onlarcasıyla masum insanın  patlatılan bombalarla öldürülmelerinin seksen milyonluk ülkeyi nasıl ayağa kaldırdığını görüyoruz. Gözyaşlarına elliyor, yanan yürekleri yanan yüreklerimizde hissediyoruz… Ve dönüp kendimize, hayatımıza, geçmişimize dolayısıyle geleceğimize bakıyoruz…

Bir de yaşadık mıydı terörü? Türkiye’deki Ortadoğu’daki kadarı ile olmasa bile, evet. Buna karşın bizim de canımız yandıydı! Biz de şehitler verdiydik! Biz de soykırıma uğradıydık…

Kısaca önceleri “tethiş hareketi” dediğimiz ve 1958’lerden beridir tanığı olduğumuz terör olayları hatta terörü aştığı yerde olagelen savaşları hepten yaşadık… Şöyle ki o “meşum” dediğimiz karanlık yıllarda, Rum ve Eokacı teröristler tarafından bir iki evladının şehit edilmediği tek bir aile kalmadıydı!

ÇOK ŞÜKÜR: O acılı günler 1974’den sonra geride kaldı.   Bu nedenle diyoruz: “Türkiye’nin garantörlüğü bizim için çok önemlidir!”


GÜNEY’İN TARTIŞMASI: Sanırsınız çözüm kapının hemen ardındadır. Ve sanırsınız Güney istediği her bir şeyi elde etmenin başarısında, “Kuzey”deki Rum varlığının federal yönetim kapsamındaki  fonksiyonlarını tespit etme aşamasına gelmiştir..

Mesela diyor ki Rum  hükümet sözcüsü Hristodulidis “Anastasiadis hiçbir taviz vermemiştir. Neyse AB müktesebatının  4 özgürlüğü, Kuzey’de Rum halkı için geçerli olacak olan odur!”  Yalnız bir parantez açıp ekliyor. “Tabi Kuzey’deki Rum’ların tümden seçimlere katılmasında bir kısıtlama yapacağız. Ancak yüzde 20 oranında Rum’un oy kullanması söz konusu olacak!”

Oysa ne diyordu Sn. Akıncı. “AB’nin 4 özgürlüğüne kısıtlama getirilebilir.. (Doğrusu da odur.. Çünkü bu federalizm  kendine özgü bir  sistemi içeriyor.  En basitinden ve aslında AB müktesebatı ile de delinmemesi gereken bir yapılanmada, Kuzey’deki ve Güney’deki kurucu devletler kendi içlerinde özerk olurlarken, kendi yönetimlerinin de sahibi olacaklar… Henüz sayısı tam belirlenmemesine karşın (80 bin deniyor)  bir kısım Rum nüfusu araya sıkıştırmak  ileride yığınla siyasi ve ekonomik sorunları yaratacaktır..

DAHASI: “Müzakere masası” Kıbrıs’tan İsviçre’nin Mont Pelerin tatil köyüne taşınalı beridir siyasi maskaralık haline getirilmiştir! Lefkoşa’da talafuz edilmeyen ne kadar “olmaz” varsa Cenevre’de hepsi de “olura” getirilmek istenmektedir! Mesela Karpaz’ın Rum tarafına iadesi.. Güzelyurt’un verilmesi..  Güney’in Annan planı üzerinde kazanımlar istemesi… Kısaca arsızlık büyük! Üstelik tam bir siyaset maskaralığı haline getirilerek! Tabi böyle devam edilirse o “masa” dayanamaz dağılır!

 


HUKUK ÜSTÜNLÜĞÜNÜN BİTTİĞİ YERDE YAŞANANLAR!

Hukuk üstünlüğünün uygulanamadığı  ülkelerde tabi ki kanunların da hükmü yoktur! Bu nedenle devletin çarklarını “kılıçtan keskin” adalet değil, siyasi iktidar erkini elinde tutanların gücü ile o güce kendi gücünü ortak yapan sivil toplum örgütleri döndürür!                       Buna bir de “halk dalkavukluğu” üzerine oluşturulmuş  siyaset atraksiyonlarını koydunuz mu “memleketi kim yönetiyor” sorusu karşısında başlarsınız Hoca’nın hindisi gibi düşünmeye! Ki uzun yıllardır sistem haline soktuğumuz  bu karmaşanın kamburumuza yığdığı  sorunlarla cebelleşiyoruz.

Mesela Kurumlar! Devletin birer ateşleyici dinamikleri olacaklarına tahta kurtları gibi dev leti için için kemiren zararlı organizmaları oldular!              Nitekim daha dün TC büyükelçiliğinin hazırladığı “Ekonomik Durum Raporunda” ayazlanıyordu bu sorunlar. Şöyle ki:     Evet “kurumlar” vardır ama nitelikli istihdamlar yoktur!”

       Evet yetişmiş donanımlı insanlarımız vardır ama en çok işsiz sayısı bu liyakat sahibi kesim arasından çıkmaktadır!

Evet bir büyüme   söz konusu olmaktadır ama bu devlet değil, özel sektörün kendi çabası ile yarattığı büyümedir..

Evet, özel sektör palazlanıp gelişmektedir ama bir yandan devletin memelerine sarılmış iliğine kadar emmektedir üstelik o “hukuk üstünlüğü” ilkelerinin dışında bırakıldığı için “denetimsizlikleri” tepe tepe kullanarak  ekonomik dengeleri bozmaktadır..

MESELA ÜNİVERSİTELER: Devlet  Yapısal bozukluğun” kusurunu taşırken 14 tane tescilli üniversite yüz bin öğrenciyi nasıl barındır bünyesinde?

Mesela hangi “profesörleriyle?” Hangi dünyasal araştırma ve bilimsel yayınlarıyla? Hangi uluslararası tanınmışlıklarıyla?

Tabi ki her zaman verilecek cevaplar vardır da insaf ama? Mesela Doğu Akdeniz Üniversitesine her devrede “medarı iftiharımız” diyorduk. İlk göz ağrımızdı.. Bırakın yıllarca  gelip giden siyasi iktidarların bu “armada gemisini” siyasi partilerinin çiftliği olarak kullanmalarını! Bir devrelerde TC’den emekliye ayrılmış prof’ları, doçentleri hem de çok daha uygun maaşlarla görevlendirir ve en azından o “öğretim ünvanlarını” kalite olarak öğrencilere yansıtma fırsatı yakalanırdı.  Sonra ne yapıldı?

TC’den gelenlerin önünü tıkandı, üniversite içinde kendi partililerine ulufe gibi profesörlük, doçentlik dağıtıldı! Maaş da kıyak tabi.. Ayda 9 bin TL’den 13 bin TL’e kadar!  Bu dağıtılan “ünvanlarla maaşları” hak edecek bir çalışma ve dünyasal eserleri oldu ama?                              Ha olan ne? Mesela sekreterlik kavgası! Ha Ali olmuş ha veli! Kavga o değil ama! “Benim partilim” “senin partilin” kavgası!  Yoksa Üniversiteye uygun ve yakışanı değil aranan!

Ha sendikalar ? Öyle başa böyle tıraş. “Patrona Halil İsyanını” da oynarlar,  “Kabakçı İsyanını” da!


       KISACA TAKILDIĞIM: (İMAM SAATI MI PAPAZ SAATI MI?

       Bütün temennim “yar bana bir eğlence!” Çünkü içimiz dışımız karardı! Bölgemizde kan ve ateş çemberi ile sarılı olmak bir yana, döviz vurgunu bir yana! Gülüp neşelenmek için kafayı bulmaktan başka çare yok, onun da pahasından yaklaşılmıyor yanına!

Tek neşemiz “büyüklerimiz!” Mesela son zamanlarda “”imam saati papaz saati” deniyor ya!  Başbakan Özgürgün Meclis’te, “bana bakın diyor. Saat tartışmasını ben getirmedim. Bu saat tartışmasında söylenen Suudi Arabistan saatı olduğu. Karanlığa kurşun sıkmayın…”           Haklı! Mevcudu “imametle şeriatın ” hüküm sürdüğü Suudi ise yerine konacak olanı da  “papaz saati” olmaz mı?