Gün günden daha akresif, kavgacı bir toplum oluyoruz! Birbirimizle konuşurken celalleniyor, sohbet ederken takışıyoruz! Bizatahi meclisimiz de öyle! Milletvekilleri bakanlar birbirlerine dişlerini gıcırdatarak bakıyorlar!
Küçük adada nüfusumuz ve tüm araç gereçlerimizle birlikte gitgide çoğalıyoruz. Yerlere göklere sığamıyoruz artık! Daracık mekânlarda dönbaba olurken de huysuzlaşıyoruz…
ÇÖZÜM OLURSA: Tutun ki bu yapısal değişim ve psikolojimizle bir çözümde bulduk kendimizi! Rum ile “Temsilciler Meclisini” “Senatoyu” paylaşacağız. Şu kadar bakan onlardan şu kadarı bizden olacak. Kısaca kendimizi “Federal Sistemin” içinde yeni bir yönetim erki ile bulacağız.
Meclisler, Bakanlıklar, kısaca federal devletin tüm yönetim organlarıyla sarmalanacağız. Özerk kurucu devletimiz olacak!
Tabi bilemiyoruz: Sınırlar yeniden saptanırken yine geçiş kapıları mı olacak? Yoksa Türk-Rum isteyen istediğince Kuzey’den Güney’e Güney’den Kuzey’e mi geçecek?
Kurucu devletin polisi olacak da “federal devletin” polisi nasıl olacak?
Ada tümden askersizleşecek mi? O zaman güvenliği kim sağlayacak? Vesaire… 1960 KC: İşte bu sorulara ilk cevaplar 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde verildiydi. O yılları yaşadık ve gördüktü! “Kıbrıs Cumhuriyeti,” adı ile müsemma içinde iki toplumu barındıran “birleşik bir Kıbrıs’tı.” Ne federasyondu ne konfederasyon!
Bugün kimse 16 Ağustos 1960’da Zürih Londra anlaşmaları sonucunda kurulan KC’ini düşünüp kafa yormak istemiyor ama büyük bir çalışma ve çok tartışmalı müzakerelerin eseriydi Kıbrıs Cumhuriyeti. Sadece anayasa hazırlığı 18 ay sürdüydü. Anayasayı hazırlayan İsviçreli profesör Briddley’di.
Adanın paylaşımı ve yönetimi hatta “hayatı ve de kaderi” Yüzde 70 ile 30 oranı üzerine kurulduydu!
Cumhurbaşkanı Makarios yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’tü.
7 Rum Bakan’a karşılık 3 Türk Bakan olurken, Türk ve Rum seçmenler 6 ilçede Temsilciler Meclisi üyelerini kendi içlerinde seçtilerdi. Yüzde yetmiş yüzde otuz oranına göre 15 Türk ve 35 Rum temsilci.
AYRI KİŞİLİK: İki kurucu ortağın “ayrı kişiliklere” sahip olduğunun ispatında ayrıca Türk ve Rum Cemaat Meclisleri de oluşturulduydu. Bir “Cumhuriyet” altında resmen iki halk birleşiyordu! Adada karma ikamet ve yaşam var olmasına karşın iki halkın kendilerine özgü karakteristik ve kültürel özelliklerinden kaynaklı, kendilerini ilgilendiren işlerini kendilerinin yürütmesi için de kendi içlerinde “Cemaat Meclislerini” oluşturdulardı. Türk seçmenler 30 kişilik Cemaat Meclisi üyelerini Lefkoşa, Mağusa, Baf, Limasol, Larnaka ve Girne’den seçilmişlerdi…
“BİRLEŞİK” yahut “üniter” deyip geçmeyin! Şimdilerde dillere pelesenk şu “birleşik Kıbrıs” lafları, aslı ve gerçeğiyle 1960 KC’i ahkâmlarında vardı!
Şimdi aranan ise “tek devletli fakat iki bölgeli federasyondur!” Yani “birleşik” değildir! İki bölge var oldukça da “birleşik Kıbrıs” olamaz!
********** İŞİMİZ İŞ KUYRUĞUMUZ KİRİŞ!
Şeytan ayrıntıdadır derler! KKTC’de şeytanlık yapacak şeytan kalmadı, artık o görev insanların! Türlü çeşitli alavere dalevere ile iştigal ederlerken de ne “ayrıntı” kaldı uğraşacak ne asıl olanı!
Son yılları düşünüyorum. Gelip geçerlerken yarattıkları sorunlar nedeniyle delip geçiyorlar! Hepsi de “insanların marifeti!” Seçip Meclise yolluyorsunuz, hükümet yapıyorsunuz, sorunları çözeceklerine; memleketi beterince sorunlara boğuyorlar!
TEK SOSYAL Güvenlik Sistemi bunlardan biriydi ve CTP iktidarının medarı iftiharı olmalıydı! Tüm çalışanlar ayırımsız kayırımsız, imtiyazsız sınıfsız bir “sistemde” buluşacak, Maaşlarını alırlarken kendileri için oluşturulacak bir havuza primlerini yatıracak, Emekliye çıkarken de o primlerinin yüksekliği oranında emeklilik maaşı alacaklardı..
SİSTEM böyle çalışıyor ama Sigortalar battı devlet her ay bankalardan borçlanıp açıktan parasal katkıda bulunmazsa sigortalılar ödenemiyor!
SAĞLIK servisleri mayna etti artık çalışacak doktor da kalmadı çünkü özelde çalışırken birkaç günde kazandığı parayı devlet sigorta sistemi ahkâmlarında anca bir ayda vermekte!
Oysa “sistemler” iyileştirmeler hatta yerine göre reformlardır. Biz reform sayılacak Tek Sosyal Güvenlik sistemini yasalaştırdık ama bu sisteme bağlı ne kadar kurum çalışan varsa yanlış uygulamalarla tümünü de sorunlu hale getirdik! Hatta öğretmenlik mesleğini bile! sonuçta Tek Sosyal Güvenlik sistemi gitti geldi yerine “göç yasası!” Oldu mu?
ÖRNEK ÇOK! Turizm kalkınmamızın lokomotifi olacaktı. Lafını ağzımızın sakızı, sayesindeki kalkınmayı da hayallerimizin sultanı yaptıktı! Şimdilerde neredeyse memlekete 1 milyon turist gelecek ama bakın Allah aşkına: Sayesinde turistik kent oluşu ile sadece sahilleri değil, Girne’nin kendisi de gitti çarpık yapılaşmasıyla! Öteki yörelerde de yeni oteller tesisler harıl harıl sahilleri yemekte! Üstelik bu turizm dediğinizin turist sayısı her yıl artıyor ama hani “kalkınmanın lokomotifi olacaktı” diyoruz ya çarşı pazara bile faydası yok kaldı ki devlete himmet ede! Kumarından gayrı esamesi okunmuyor! Vesselam işimiz iş, kuyruğumuz kiriş!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: “ “YENİLİKSE” İŞTE “YENİLİKLERİMİZ!”
Memleket kalkınamıyor, gelişemiyor, reformlar gerçekleşmiyor falan diyoruz ama o kadar değil elbet. Artık öyle olay ve haberlerle karşılaşıyoruz ki bakın bunları Havadis gazetesinin 4. Sayfasından aldım: “KKTC’ye kokain getirirken yakalandı!” (Kokain adı yeni yeni işitiliyor!) “Çaldıkları içkilerin bir kısmını satabildiler yakalandılar!” (Salt İçki çalma örgütü oluşmuş!)
Veya şu haberler: “Artık TC’den bir iki günlüğüne KKTC’ye hırsızlık için gelenler var!..” Bu arada sık sık tecavüz, taciz olayları işitiyoruz!.. Ve üniversitelerimizin bilimsel başarılarının haberlerini beklerken, artık öğrencilerinin nasıl kavga ettikleriyle birbirlerini bıçakladıklarını öğreniyoruz! “Yenilik gelişme demiyor muydunuz? Alın işte günlük olayları, her olay bir yeni bir gelişme!
NOT: İlgilenen okuyucularım için Yeni mail’im: “esrefaydı[email protected]”
































