Beş gün morgda kaldı…
…
Tel örgüler çoktan serilmiş,
Lefkoşa tekmil iki bölgeye ayrılmıştı.
On bir yıl sürecekti gettolarda yaşam.
…
Deveciler Hanı’na gelen otobüsler azalmış, Bandabuliya sessizliğe gömülmüş,
Lefkoşa sokaklarına endişe hakim olmuştu.
…
Ama hayat devam ediyordu…
…
Öğretmenler dönüşümlü olarak Mücahitlik görevi yapıyorlardı.
Osman hoca da bunların arasındaydı ki tarih hocamızdı.
Öğrenciler ona Osmancık derdi.
Belki ufak tefek oluşundan…
…
Yıl 1964.
Bayraktar Orta Okulu Selimiye’deydi.
Şimdiki Belediyeler Birliği binasında.
Okul zili çalmadan helvacı ve çörekçi okul kapısında yerlerini çoktan alır, çocuk sesleri kuş seslerine karışırdı.
…
Osmancık tarih derslerini anlatırken genellikle gözlerini kapatırdı.
Tarihin derinliklerine daldığından değil, belki de geleceğin belirsizliğinden.
…
O sıralar havalar sisli pusluydu,
Ve barikatlar işkence yerlerine dönmüştü,
Ve evlerde, dairelerde sessizlik hüküm sürmekteydi,
İşte, ekmek ve lambasuyu o dönemler karneye bağlanmıştı…
…
Ama hayat da devam ediyordu.
Ortaokul öğrencileri okullarının bahçesinde nelerin olup bittiğinden habersiz derslerine girip çıkıyorlardı, ki kara tahtanın kenarına günün tarihi her gün yeniden yazılmaktaydı…
Tebeşirle…
…
O dönemlerdi ki Birleşmiş Milletler hakkımızda karar almış,
Kıbrıs Cumhuriyeti desteklenmiş,
Ama o cumhuriyetin meclisini terk edenler bir daha geri dönmemişti.
…
Fidel Castro devrimi çoktan tamamlamış,
Che tekrardan dağlara çıkmayı aklına koymuştu…
…
Lefkoşa dünyadan habersiz, dünya da Lefkoşa’dan habersizdi.
…
İşte o dönemlerdi avukatların vuruluşu,
Ki güvercinler bile kanat çırpmayı unutmuştu…
…
Köylerden kasabalardan ölüm ve kayıp haberlerinin geldiği dönemler de o dönemlerdi,
Ki o sıralarda kim bilir Osman hoca Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u nasıl aldığını anlatmaktaydı…
…
Çocuklar büyür sonunda.
Geriye dönüp bakıldığında o silik sönük anılar kalır…
…
Hep yalnız yaşamıştı tarih hocamız.
Abdi Çavuş’ta kalır, evine başı önde, elleri cebinde, kenar kenar yürüyerek gidip gelirdi.
…
Gün geldi o sessiz sakin öğretmen hayatını kaybetti.
Ölüsüne kimseler sahip çıkmayınca, beş gün morgda bekletildi.
Birkaç öğrencisi haber alınca durum yetkililerle konuşuldu.
Meğer ölmezden önce tanıdığı birine para verilmiş,
Hani ölecek, bir mezar taşı olsun diye.
Ölümü duyulunca devreye girip defin işleri yapılabildi.
…
Dün gömüldü Osman Derviş Ergene.
Beş gün morgda öyle soğuk, karanlık ve vücudu kaskatı.
Üstelik kimsesiz.
Tesadüf çukurunun hemen yanı okul.
Sağ tarafa yaslayıp yatırdılar onu.
Gözleri öğrencilerine açık.
Ben, İrfan İlker ve Mehmet Küçük birkaç kürek toprak attık.
…
Neyse ki bir mezar taşı var artık…
…
(Not: Bu olay KTOEÖS yetkililerine bildirilmiş, Tahir Gökçebel ve diğer yetkililer olaya ilgilerini esirgememişlerdir.)
































