Bugün bayram… Gazetelere şöyle bir bakın hepsi de bayram haberleriyle dolu. Siyasilerin, basmakalıp ve birbirinin kopyası kutlama mesajları, Ramazan’ın ardından, bayramda kiloları koruma adına ne yiyip, ne içeceğimizi söyleyen uzman görüşleri… Sadece bu haberleri alt alta koysanız, bir gazete baştan başa dolar da artar bile…
Hepsi suni, hepsi göstermelik, lafola, manasız… Zerre kadar heyecan vermiyor. Çünkü gerçek anlamda bayram yok, artık eskilerde kaldı. Kimsenin umurunda da değil. Herkes 3-4 günlük tatilin hesabını çoktan yaptı.
Siz bakmayın “para yok” diye ağladığımıza. Para yoksa kredi alınır, o da olmazsa cepteki kartlar devreye girer. Zaman artık değişti. Artık bayramların o klasik aile kutlamaları yok… Hani insanın içinden gelen, iple çektiği, emek vererek hazırlandığı bayramlar…
Durumu uygun olan, çoktan aldığı biletleriyle kendini yurt dışına attı bile. Kalanlarsa, eminim bir şekilde kentlerden uzaklaşmaya çalışacaklar. Belki piknikler, belki deniz ve büyük olasılıkla da Güney Kıbrıs…
Bizim zamanlarımızda teknoloji bu kadar gelişmemişti. Bayramın anlamı ve sıcaklığı, ziyaret edilen evlerde yaşanırdı. Bugün olduğu gibi çocukların altlarında arabalar, ellerinde son model cep telefonları yoktu, fakirlik ve yokluk vardı belki ama o günkü bayramları bayram gibi yaşardık hep…
“Nerede o eski bayramlar, nerede o eski ilişkiler” diye o günlere özlem duyarız ya, şimdiki gençler çok kızıyorlar… Soruyorum onlara, o eski komşuluklar fena mıydı?.. Yoksa, aynı sokağın insanlarının bile birbirine yabancılaştığı, komşu kapısının çalınmadığı, isteksizce ve de zorunluluktan cep telefonlarından atılan bayram kutlamalarını mı tercih etmeliyim?..
Oysa o bayramlar; güzel değil miydi?.. Hele de büyük aile olanlar çok iyi bilir…
Dedeler, nineler, analar, babalar, amcalar, dayılar, teyzeler halalar, kuzenler, çocuklarla dolu evlerde kalabalıkların hasret giderdiği, sofralarda ailecek yemekler yenildiği günlerdi bizim zamanımızdaki bayramlar…
Bir kere bayramların özünde, bir arada olma, sevgi saygıyı paylaşma, aile birliğini yaşama var, sosyal dayanışma var. Verilen fitreler ve yapılan yardımlar, hep bu dayanışma için sadece bir vesile…
Ancak, kimse kusura bakmasın ama özellikle de son yıllarda derbederlik ve tükenmişlik adeta içimize işledi… Hatta bu şekilde yaşamayı kanıksadık bile…
Aslında ne bayramı kutlayacak, ne kutlama mesajı yazacak durumumuz yok. Tüm kurumlarıyla batmış, batırılmış, bitmiş, pislik içinde, bakımsız, bırakın kasaba demeyi, köy bile demeye dilimin varmadığı yerleşim yerlerinde, kimsenin kimseye saygısının kalmadığı, sevginin ve birlikteliğin yerini düşmanlığın aldığı, ortak hedefin, ortak bilincin olmadığı bir toplulukta yaşıyoruz…
Adaletin olmadığı yerde, kültürel değerler de yok oluyor, paylaşım da olmuyor, o yüzden dayanışma duygusu da ortadan kalkıyor…
İşte tüm bunları yazarken, bu bayramın bir hesaplaşma vesilesi olsun istedim.
Geçmiş bayramlara kuru kuruya hayıflanmak yerine, geçmişte var olan ama şimdi olmayan, hangi değerleri, niye kaybettik, geri kazanmak için ne yapmak lazım, işte bunların kısa bir muhasebesini yapalım istedim bugün…
En azından bu tatil, pardon bayram gününde, kendi içimizde hatalarımızla yüzleşebiliriz diye düşündüm, hepsi o kadar…
Bugün de bayram ama, sanki bir şeyler değil, çok şeyler eksik gibi, sizce de öyle değil mi?..
YERİN KULAĞI VAR
DENGELER GALİP GELDİ:
Ömer Kalyoncu başkanlığındaki yeni CTP-UBP kabinesi, her iki parti açısından da tam bir dengeler savaşı sonucu oluştu. Hem Talat, hem de Özgürgün bakanları tespit ederken, önlerinde bekleyen kurultayların hesabını yaptılar. Ve bazı isimler de son anda, bu denge hesapları yüzünden değişikliğe uğradılar…
BU BİR REKOR:
Başbakan Yardımcısı, Ekonomi, Turizm, Kültür ve Spor Bakanı Menteş Gündüz, 53 günle, bakanlık görevi en kısa süren milletvekili unvanını kazandı. Son dönemde, devlet ciddiyeti işte böyle tuhaf işler yapılarak, yerlerde süründü. Belki sadece tebrikleri kabul ettiği bir dönemin bakanı olarak anılacak belki ama sonuçta, Gündüz kendi CV’sine “Başbakan Yardımcısı” yazacak, o kadar…
HEPSİNİ AFFEDERİZ AMA:
Sonunda yeni hükümet CTP-UBP arasında kuruldu. Eski ortak DP-UG’ye de 8 milletvekili ile ana muhalefet görevi kaldı. Ama dedikodular, önümüzdeki dönemde DPUG’de suların durulmayacağı yönünde. Bazı vekillerin ana muhalefet yerine, iktidar vekili olmak ve “yuvaya” dönmek için nabız yoklamaya başladıkları iddia ediliyor. Hatta bazıları, “biz zaten doğuştan UBP’liydik” gibi masajlar yollamaya başlamışlar bile. Yine iddia o ki, bu “doğuştan UBP’li” birisi için, partisine geri dönmek hayal bile olamazmış. UBP’liler, “hepsini affederiz ama onu, asla” diyorlarmış…
GÖREV CUMHURBAŞKANI’NDA:
YÖDAK Başkanı’nın tarafsızlığı konusundaki tartışmalar, toplumun tüm kesimlerini rahatsız ediyor. Özellikle de üniversite sektörünü. Şu anda ileri sürülen gerekçe, Başkan’ın 4 yıllık görev süresi olduğu ve bunu tamamlamadan görevden alınamayacağı şeklinde. Oysa Yasa, YÖDAK Başkan ve üyelerinin Yüksek Mahkeme Yargıçlarıyla aynı kurallara tabi olduğunu söylüyor. Maddeye göre de, görev icaplarına uyulmayan durumlarda, “uyarma” ya da “görevden çekilmeye davet” işlemlerinin uygulanacağı belirtiliyor. Şu anda görev Cumhurbaşkanı’nda. Herkes bekliyor…
6 YIL SONRA İLK:
Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Junker KKTC’ye geçerek, Cumhurbaşkanı Akıncı’yı makamında ziyaret etti. Bundan önceki son ziyaret, 2009’da Jose Manuel Barosso’nun Talat’ı makamında ziyaretiydi. Eroğlu döneminde ise sadece başkanın danışmanlarının ziyareti olmuştu. Hayra yoralım, hayır olsun…
MÜTHİŞ BİR ÖNERİ:
Türkiye’de CHP, TBMM’ye müthiş bir kanun teklifi verdi. Mazottan ÖTV ve KDV’yi kaldırma önerisi. Eğer mesele ekonominin canlanması ise tarımdan sanayiye, küçük esnaftan, ulaşıma hayatı her alanda ucuzlatacak bir öneri. Tabii devletin bu gelirinden vazgeçmesi gerekiyor. Peki şöyle düşünelim, tüm bu sektörlere verilen sübvansiyonlar, destekler, hayat pahalılığı ödeneklerinin maliyeti ile kaybedilen ÖTV ve KDV gelirleri karşılaştırıldığında, başa baş gelmez mi? Hem de faydası, toplumun tümü tarafından paylaşılmış olur… Aynen bizde de düşünmeye değmez mi?..
ZİRVEDEKİLER
Arslan Bıçaklı: “Ben laf çorbasını çok içtim. Ne söylenildiğine bakmıyorum artık, ne yapıldığına bakıyorum. Ülkenin yönetimine talip olan siyasiler ne dünküler ne bugünden sonra gelecek olanlar, kimseye mazeret üretmesinler. Bu ülkenin sorunları vardır. Bu ülkenin sorunlarına çare bulmak için gelsinler. Çare bulamayacak olanlar gelmesin. Ben vatandaş olarak mazeret dinlemek istemem…”
DİPTEKİLER
Kutlay Erk: Kutlay Erk, aslında partideki değişimden rahatsız. Hırsını hükümetten alıyor. Hem “ben içime sindiririm, yeter ki başarılı olsun” diyor, hem de aynı açıklamanın içinde veryansın ediyor. Ve bunu sürekli yapıyor. Kendisine tavsiye ederim, ya olduğu gibi görünsün, ya göründüğü gibi olsun. Öyle hem nala, hem mıha söylemlerin arkasına saklanmasın, zira herkes her şeyi gayet şeffaf bir şekilde görüyor…
































