Geçtiğimiz hafta Kıbrıslı Türklere Güney’de yapılan saldırılardan sonra, Güney’e geçişlerde ciddi bir düşüş oldu.
Hemen her gün başka bir yerde eylem yapacakları duyumları geldiğinden, ne olur, ne olmaz dediğimiz için biz de geçmedik.
Cumartesi günü, araçsız, Lokmacı’dan Uzunyol’a yürüyelim dedik.
Önce Kuzey’den Güney’e tek bir Allah’ın kulunun geçmediğini gördük. Oysa Güney’den turistler akın akın Kuzey’e geçmekteydiler.
İlk izlenim, Rum kontrol noktasında gördüğümüz demir bariyerler oldu. Bir süre sonra tam teçhizatlı komando kıyafetli devriyeler gördük. “Ha, Rumlar tedbir almışlar dedik”.
Dönüşte bu kez barikatta onlarca motorlu robocop polisleri görünce, endişelendik. Etraftan, yine bir takım gençlerin Uzunyol yakınlarında toplanmakta olduklarını duyduk.
Diyeceğim şu; yaratılan ortam, gerçekten kırk yıldır unuttuğumuz bir gerginlik ortamı.
2003’de kapılar açıldığında dahi bu endişeyi duymamıştık.
Gençler serseri mayın gibi, nereden çıkacakları, ne yapacakları belli değil. Aldıkları eğitimin gereği, kin, nefret ve hınç dolular. Sonuçta kitle psikolojisi bu, başladı mı arkası gelir. Zira o görüşü paylaşan ciddi bir kitle hazır, mevcut.
Hele de 15 kadar kişi tutuklanmışken…
Bugüne kadar Rum polisinin münferit olayları görmezden gelmesinden şikayet ettik de, acaba son tutuklamalar kitlelerin örgütlenmesini önleyebilecek mi? Yoksa aksine bir kışkırtma ortamı mı yaratacak… Yani asayiş tedbirleriyle bu iş hallolmayacak.
Eğitim falan diyoruz da, son 40 yılda verilen eğitimin etkilerini bir anda ortadan kaldırmak imkansız. Tabii ki bundan sonrası için o malum eğitim sistemlerini değiştirmeliler, orası kesin. Ancak asayişi, güvenliği nasıl sağlayacaklar? Bu olayların önüne nasıl geçecekler…
Benim aklıma gelen ilk tedbir, ailelerin devreye girmesi oluyor.
Geçtiğimiz gün Kutlay Erk bir tv kanalında, bir Rum arkadaşının ilkokulda yaşayan çocuğunun çantasından çıkan bir bildiriden bahsediyordu. Kağıtta, evlerinin mallarının Kıbrıs Türkler tarafından ellerinden alındığı, insanların öldürüldüğü, bunlar için sonuna kadar mücadele edileceği yazmaktaymış. Rum aile yazıyı okuduğunda rahatsız olmuş.
İşte görev o insanlara düşüyor. Sağduyu sahibi ailelere ve şövenizm, ırkçılık karşıtı, uzlaşma yanlısı örgütlenmelere…
Lise çağındaki gençler, toplumun en tehlikeli kesimidir her zaman. Ne iş, ne başka bir sorumluluk taşımadıklarından ve de gençliğin verdiği heyecanla çeşitli örgütlenmelerin içine kolayca girerler.
Yine bu çağdaki gençler, yasa dışı örgütler için kolay bir kitledir… Filizlendikleri yerlerdir.
Tabii ailelerle birlikte devletin de yapması gerekenler var.
Örneğin, ırkçı, nefret ve intikam içeren söylemler Rum Meclisi’nde yıllardır dile getirilmiş ve kimse de bundan rahatsız olmamıştır. Kilise adamlarının söylemleri ha keza…
Geçtiğimiz Eylül ayında Rum Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilerin EOKA müzelerine, anıtlarına ve “mücadele yerlerine” ziyaret yapmaları yönündeki genelgesi bu bakımdan dikkat çekiciydi…
Güney’deki uzlaşma yanlısı örgütlerin olayları kınayan açıklamalarından daha başka detaylar da öğreniyoruz. Örneğin, ırkçılık karşıtı KISA örgütünün açıklamasında “şovenizmin, ırkçılığın ve tahammülsüzlüğün beslenip büyütüldüğü bir toplumda, bu olaylar buzdağının yalnızca görünen ucudur” deniyor ve öğrencileri kışkırtan öğretmenler işaret ediliyor, onların da soruşturulması isteniyor.
Gerçek anlamda birlikte yaşama niyetleri varsa, mevcut politikalarını gözden geçirirler, bu gerginliğin yayılmasına ve kalıcı olmasına izin vermezler.
Yoksa ortada ne müzakere kalacak, ne de gelecekte bir anlaşma umudu. Aksine ayrılık bir o kadar daha kalıcı olacak.
OKUR UYARIYOR
GÜNAYDIN!!!!
Ne düşüneceğimi şaşırdım yine. Gazeteyi açar açmaz gördüm. Bayındırlık Çevre ve Kültür Bakanı müjdeyi verdi. " Bakan’dan tüyler ürperten açıklama: SANTRELLER BİZİ ZEHİRLİYOR"… Güleyim mi ağlayayım mı karar veremedim…
Yahu bu konu yıllardır gündemden düşmedi, sen daha yeni mi gördün, yoksa işgüzarlık mı yapıyorsun? Yoksa aklın başına Bakan olunca mı geldi..?
Günaydın Sayın Bakan. Madem ki geç de olsa faciayı gördün ellerin armut mu topluyor? Haydi görelim seni, yasaları uygula, ihlal edilen anlaşmalar için gereğini yap. Akıllanmıyorlarsa el koy, birşeyler yap ki, halk seni takdir etsin. Yoksa korktuğun birşey mi var..?
'LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ' popülizm uğruna da böyle saçma sapan bir tesbit yapıp el aleme maskara olunmaz. Yazının tamamını okuma gereği duymadım. Daha fazla sinirlenmeden hemen bu yorumu paylaştım. Sayın Bakan’ı hiç tanımıyorum hatta partisini bile bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. İnşallah bu hatasını, yetkisini kullanarak temizler ve topluma rahat bir nefes aldırır…(O.L)
YERİN KULAĞI VAR
RABBENA HEP BANA:
Sözde Maraş Belediyesi, Güven Yaratıcı Önlem olarak, öncelikle Maraş’ın iadesi olması gerektiğini söylemiş. Peki ama siz hala daha GSM’lerin iki tarafta da kullanılması konusunda ayak sürürken, Güney’e geçen Türklere saldırmayı marifet sayarken, nasıl olur da hep bizden birşeyler vermemizi isteyebilirsiniz? Siz bir adım atın, biz üç adım atmaya hazırız…
LEYLEĞİ HAVADA GÖRDÜ:
Dışişleri Bakanı Emine Çolak, bakanlığının çözüm odaklı siyasetlerinin yeni dönemde de süreceğini ve yurt dışı temasların artarak sürmesini hedeflediklerini söyledi. Zaten koltuğa oturduğu günden beridir ”üst düzey temaslarına” ara vermedi de, sonuç ne bilmiyoruz. Resmen leyleği havada gördü bizim Bakan. Hoş, son İngiltere ziyareti sırasında, İngiltere Parlamentosu’nun aldığı Maraş kararıyla ilgili neler düşünüyor acaba onu çok merak ediyorum…
NE OLDU:
Hükümetin öğretmen hazırlık ödeneği konusunda aldığı karar sendikacıların canını sıktı. “Eşit işe eşit ücret” diyerek aylarca eylem yapanlar, “göç yasası” ile alınan öğretmenlere de ödeneğin verilebilmesi için asgari ücretin 1.75 katı olan ödeneği 1.25’e çekmesini kabullenemediler. Hani para onlar için önemli değildi, hatta maaşlarının %60’nı almaya razıydılar. Bırakın maaşlarını, hazırlık ödeneklerinden yapılan %0.50’lik kesintiye bile kazan kaldırdılar hemen…
YATIRIMA KAYNAK YOK:
Ülkede yatırımlar olursa gençlerimiz de göç etmezler diyoruz hep. İyi de devletin yatırım yapacak gücü yok. Çiftçiye, hayvancıya, narenciyeciye verilen teşvikler, sendikaların sürekli talep ettiği maaş artışları ortada dururken, devlet nasıl ve ne ile yatırım yapacak da, gençlerimiz iş bulup göç etmeyecek söyler misiniz…
KAPATIN DA GÖRELİM:
Bayındırlık, Çevre ve Kültür Bakanı Kutlu Evren, AKSA santralına filtre takıldığını ancak filtrelerin sadece 10-15 gün çalıştığını; o günden beri filtrelerin hiç çalışmadığını söyleyerek, “Para cezası kesebiliriz veya kapatabiliriz. Yapabileceğimiz başka bir şey yok” demiş. Bölgeye zehir saçan bu santrale kaç kez para cezası kesildi ama, o bildiğini okuyor. Bir kez de kapatın bakalım, yine bu tavırlarını sürdürebilecekler mi? Görelim o zaman aldıkları milyonlardan vazgeçecekler mi..?
TARIM BAKANLIĞININ HABERİ VAR MI:
Sosyal medyada Mehmet Yakup’un paylaşımı, Tarım Bakanlığı’nın dikkatine geldi mi diye merak etmekteyim. “Üyesi olduğum bir sayfada nesli tehlike altında olan, 60 kilo ağırlığa ulaşabilen ve bir kez üreyebilmesi için minimum 45cm boya erişmesinin şart olduğunu yıllardır anlatmaya çalıştığımız ve üyelerimizin limit üstü avlar olsa bile iadelerine şahit olduğumuz ORFOZ VE LAHOS türü balıkları porsiyon boyda( 20-30cm) restorantlarda servis edilmesi ve balıkçılarda satışa sunulması YASAL SUÇ tur. Ülkedeki Denetimsizlik ve vurdumduymazlığa karşı size servis edilmeye çalışılan üreme boyuna dahi ulaşmamış bu balıklara talepte bulunmayınız. Denizdeki her canlı ülkenin milli servetiyken denetimsizliği fırsat bilip bu serveti göz göre göre çalanlara hep birlikte dur diyelim…”.
ZİRVEDEKİLER
Bülent Kanol: “Bir ‘göç yasası’" hikayesidir gider… Bu yasa neden geçirilmiş? Çünkü bütçenin %80den fazlası maaş ve benzeri transferlere harcanıyor, Diyorlar ki, aynı işi yapanlar farklı maaş alamaz!.. Birincisi bu yasa geçtikten sonra kamuya girenler ne maaş alacaklarını bilerek girdiler ve bu maaşlarla oraya girmeye hazır binlerce insan dışarıda işsiz ve maaşsız dolaşıyor. İkincisi de eğer eşit işe eşit maaş prensibi geçerli olacaksa o zaman 5 yıllık, 10 yıllık farketmez, aynı işi yapan herkesin aynı maaşı alması gerekmez mi..?”
DİPTEKİLER
Güneydeki Saldırılar: Alithia gazetesi, 2004-2012 Rum Polis Basın Bülteni’de, Kıbrıslı Türkler aleyhinde onlarca saldırı ve maddi hasar haberi bulunduğunu ve büyük tepkilere yol açan tek bir vaka dışında, hiçbirinin cezalandırılmadığını yazdı. Kendileri de bunu kabul ettikten sonra, son saldırılarda yakalanan faillerin cezalandırılacağına inananınız var mı, sorarım size…
































