Ülkede son yıllarda nefret söyleminde bir artış, nefret kültürünün de ne yazık ki geliştiğini, büyüdüğünü gözlemliyorum. Küçükten büyüğe, evden okula, siyasetten spora bir nefret kültürü bulaşmış. İşin ilginç yanı da bunu yaparken farkında değiliz bu nefretin…
Sosyal medyanın da katkısı ile insanların kullandığı dil öyle bir evrilmiş ki ayrımcılık, ırkçılık, aşağılama, küçük düşürme hat safhada…
Her konuya nefret üzerinden bakmaya başladık. Tahammül sınırımız o kadar aşağılara düşmüş ki, kişiler ve kurumlar arasında bir tahammülsüzlük hakim.
Ülkedeki yabancılara karşı tahammülümüz yok. Bu konudaki şikayetlerimizi bir nefret söylemi ile dile getiriyoruz.
Farklı siyasi görüşlere sahip insanlar, eskiye göre birbirlerine karşı daha az tahammül edebiliyor. Birbirlerine olan eleştiri tahammül sınırlarını zorluyor, nefrete dönüşüyor.
Farklı siyasi partinin önemli figürlerinden biri ile fotoğraf çektirmek artık eleştiri konusu oluyor. Sanki bu kişiler birbirlerinden nefret etmeliymiş gibi algılanıyor.
Elbette toplumdaki bu gidişat gençleri ve çocukları da derinden etkiliyor. Kalıcı izler yaratıyor. Daha çok zaman yok “fairplay” ve “respect” şiarları ile çıkılan U16 futbol maçlarında tekmeler yumruklar uçuştu.
İlkokullarda adına kolej sınavı denilen bir sınavla 10-11 yaşındaki çocuklar birbirleri ile rekabet ediyor. Rekabetin dozunu o kadar artırdık ki bu bir süre sonra çocuklar arasında nefret söyleminin gelişmesine neden oluyor.
Üzülerek söylemem gerekir ki dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bizim yazılı ve görsel basınımızda da nefret söylemine rastlamak mümkün. Tabii ki bu durum sosyal medya aracılığı ile geçmişe göre çok daha hızlı bir şekilde yayılmakta, daha çok insan tarafından görünür hale gelmektedir.
“The Opposite of Hate” kitabının yazarı ve nefret konusunda sürekli dünyayı gezerek konferanslar veren Sally Kohn bu konuda şöyle der: “Nefreti tanımak, onu bırakmanın ön koşulu. Ancak pek çoğumuz duyduğumuz şeyin nefret olduğunu bile farkında değiliz. Aksine nefret ettiğimiz düşüncelerin ve insanların bizden nefret ettiğini söyleyerek haklı olduğumuzu düşünüyor ve savunuyoruz”.
Bugün ülkede “eleştiri” adına yapıldığını söylenen şeylerin sanki bilinçaltında Sally Kohn’un söyledikleri yatıyor.
Bu ülkede bir süreden beridir birileri tarafından nefret kültürü pompalanmaya çalışılıyor. Barış isteyenler istemeyenler, Türkiye’yi sevenler sevmeyenler, Türkiyeliler Kıbrıslılar, heteroseksüeller ve diğerleri… Bu liste daha uzar gider. Bu durum Kıbrıslının çok alışık olduğu bir durum değildir. Son döneme kadar bu ada yarısında tüm farklılıklara rağmen, tahammül sınırları içerisinde yaşamayı beceren bir toplum vardı.
Yavaş yavaş ateşlenen nefret kültürünü yenmenin yolu da saygıdan geçer. Sanki biz artık birbirimize saygı göstermeyi bıraktık. Hayatın her alanında bıraktık. Trafikten tutun da hayatın tüm aktivitelerinde saygıyı unuttuk.
Unutmamak gerekir ki, nefreti nefretle değil saygıyla yenebiliriz.
































