Geçen yılın son aylarında yaşanan büyük maddi sıkıntı ve hükümetin kaynak arayışlarını sadece suda yaşanan krize bağlamak ne kadar doğru olur acaba..?
Dün bir grup arkadaş ile kahve sohbeti döndü dolaştı aynı konuya geldi. Genel görüş, “Evet suyun işletmesini bu aşamada biz yapamayız, yatırım gerekir, teknoloji gerekir… Ancak bu iş, dayatmaya dönmemeli” şeklinde. Tarafların, “ille de benim dediğim olacak” diye diretmesi yerine, orta bir yol bulunabileceğinin mümkün olduğunu konuştuk. Ama acaba gerçekten durum bu mudur?
Tam da o esnada, Başbakan Kalyoncu’nun açıklaması geldi. Başbakan, 13’üncü maaş ödemesinin ekonomik protokole, onun da su konusuna takıldığını yineleyerek, 3-4 gün içinde su konusunda Türkiye’ye yeni bir öneri götüreceklerini, 13’üncü maaş ödemesinin ise ancak bu gelişmelerin ardından gündeme gelebileceğini ifade etti…
Ancak bir başka konunun da altını önemle çizdi Kalyoncu; Meclis’in yeteri kadar hızlı çalışmadığını ve reform paketi içerisinde çıkması gereken yasaların, yeteri süratte çıkmadığını, dolaysıyla da bir önceki protokolde belirtilen kaynakların Türkiye tarafından aktarılamadığını da belirtti… Bunun Türkçesi, “Biz de ev ödevimizi yapmadık” değil mi..? İşte yukarıda “acaba” dediğim sorunun yanıtı buydu…
Başbakan, ‘çıkması gereken yasaları zamanında çıkartamadık’ diyor. E be kardeşim, son yıllarda bu kadar güçlü bir koalisyon olmamıştı ülkemizde. 21 CTP, 18 UBP, etti mi sana 39 vekil. Eğer bir hükümet 39 sayısına rağmen Meclis’i gerektiği gibi çalıştıramıyor, çıkması gereken yasaları çıkaramıyorsa, o zaman sorunu kendi içinde aramalıdır…
Tamam, hükümet kurulalı 5 ay gibi kısa bir süre olabilir ama, yazdığınız hükümet programında bir takvim ve geçmesi gereken yasalarla ilgili bir süre vardı. Kurultaydı, şuydu, buydu geçti. Hala ertelemenin, yavaş hareket etmenin nedeni ne ki?
Kamu Görevlileri Yasası, Siyasi Partiler Yasası ve Sağlık Yasası gibi birçok Yasa, hala meclis’e gelemedi bile…
Sokağa bakıyorum, tepkiler çığ gibi büyüyor. İş çevreleri, sendikalar, sivil toplum örgütleri patlama noktasında. Büyük umutlarla ve reform hükümeti diye gelenler, çaresiz, ne yapacağını bilmez durumda acz içerisinde. Kendi parti içi dengeleri adına olmadık işler yapıyorlar. Vatandaş artık slogan değil, icraat bekliyor…
Hep söylüyoruz, oy kaybetme kaygısı ile yıllardır yapılamayanları yapmaktır reform… Onurunuzu, gururunuzu, siyasi itibarınızı ortaya koyup, verdiğiniz sözler var. Biz inanmıştık ki, daha öncekiler gibi bırakıp, evinize gitmek yerine, canınızı dişinize takıp bu vaadlerinizi gerçekleştirecek, kaybetme pahasına, ülkeye hizmet vermenin huzurunu yaşayacaktınız… Siz şimdi “Biz yavaş gidiyoruz, yapmamız gerekenleri yapamıyoruz, onun için de para akışı sağlanmıyor” diyorsunuz.
Başta da dedim, kafamızı suya taktık gidiyoruz. Bırakın suyu, günün sonunda o sorun, öyle veya böyle çözülecek. Ama bu ülkenin en az su kadar, çözülmesi gereken acil başka sorunları da var. Sağlık, eğitim, güvenlik, uyuşturucu ve tarımda yaşanan sorunlar ilk aklıma gelenler. Hepsi de sorunlu, hepsi de direk vatandaşı ilgilendiren konular…
Hükümet, belediyeler ve daha birçok kurum batma noktasında. Maaş ödemekten, iş yapamaz durumdalar. Kısacası “devlet iflas etti” ama biz diklenmeyi tercih ediyoruz…
Suya ihtiyacımız var mı? Var… Maaşları ödeyebilmek, yatırımları yapabilmek için Türkiye’nin verdiği paraya ihtiyacımız var mı? Var…O zaman tıkanan kanalları açmanın yolunu bulacağız. “Su ile veya elektrik ile Türkiye’ye bağlanacağız” travmasını bir yana bırakıp, elimizde dosyamız ile gerçekleri analatıp, çıkış yolunu bulacağız. Bunun başka yolu da yok.
Kim ne derse desin, bence CTP’nin bu işi incir ipine çevirmesinin sebebi tabanıdır. Tabandan çekincesidir. “Biz yöneteceğiz”… Tamam kardeşim sen yönet. Kimse sana şunu seç, bunu seç demiyor ki. Ama doğru yönet. Yönetemez, akıl alır hale gelme. Bunu söyleyenler aynı zamanda AB yanlısıdırlar. Ben de onlara diyorum ki, acaba AB ülkesi olsaydık, nelerle karşılaşacaktık, bir de bunu düşünün. AB bir kere parayı sadece proje karşılığı verir. Onun da dünya kadar şartı vardır. Ya IMF, o konulara hiç girmeyelim… O “yavaş” giden icraatı hızlandıracaksınız. İstenen yapısal dönüşümdür, reformdur. Bizim iyiliğimiz için.
Sonuç olarak, madem ki o kaynağa o dayanışmaya ihtiyacımız var, ev ödevlerimizi bir tamam yapmak, attığımız imzalara da sadık kalmak zorundayız.
Özeti ne biliyor musunuz, eğer aradan geçen 50 yılda hala daha balık tutmayı öğrenmek yerine, hazır bulmak sevdasındaysak, o zaman da balığın karşılığını ödeyeceğimizi bileceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
CEZAYA BAK: Adam engelli vatandaşın omuzundan çantayı almış kaçmış, cezası 18 ay. Oysa cezanın üst sınırı 3 yıl. Nasıl olmuş da alt sınırında verilmiş anlamak mümkün değil. Hem sokak ortasında gasp, hem de bir engelliye… Bunun hafifletici tarafı olabilir mi? Ceza caydırıcı değil, teşvik edici sanki.
SALDIRILAR BAŞLADI:
Dün bu sayfadan iki bakanın, Şahali ve Özgür’ün açıklamalarıyla fark yarattığını yazmış ve bu açıklamalarıyla birilerini rahatsız edeceklerini ifade etmiştim. Yanılmadım, tüm sendikalar Birikim Özgür’ün “vesayet” açıklamasını bahane ederek saldırıya geçtiler. Bu zihniyet hakim oldukça, inanın, ülkede birşeylerin değişeceğine olan inancımı yitiriyorum…
ONLAR NASIL ÖDEDİYSE, BİZ DE ÖDEYECEĞİZ:
1 Ocak’tan beri, Teknecik’teki arıza nedeniyle Güney’den elektrik almaktayız. Cyprus Mail’in konuya ilişkin haberinde, İsmet Akim’in “Kesinlikle bir ödeme yapılacak, ancak ödemenin detaylarını henüz tartışmadık” dediği belirtiliyor. Anlaşılan Rum tüketiciler, Kuzey’in aldığı elektriğin parasını ödemeyeceği kuşkusuna kapılmışlar. Basın da konuyu Rum Elektrik Kurumu yetkililerine sormuş. Yetkililer de, “Kıbrıslı Türkler aldıkları elektriğin parasını, aynen Güney’deki fiyata bir tamam ödeyecekler, herhangi bir ayrıcalık yapılmayacak” güvencesi vermiş…
İŞTE FIRSAT, SONUNA KADAR GİDİN:
Sanırım Turizm Bakanı Sucuoğlu’nun elinde, açıkladığından fazlası var. Yani Kumarcılar Hanı’nın restorasyonu konusunda harcanan paralarla ilgili. En temizi Bakan’ın herşeyi A’dan Z’ye açıklaması, eğer dediği gibiyse de, konuyu yargıya götürmesi. Bu iddia da Meclis kürsüsünden sallanan dolarların akıbetine uğramasın. Eğer uğrarsa, Sucuoğlu, boşu boşuna suları bulandırmış olmakla kalacak, çamur atan biri olarak görülecek, güvenilir olmaya çalışırken, güvenilmez biri olacak. Kendisine bir tavsiye, restorasyonda çalışan eskilerle bir temas kursun, bildikleri öyle şeyler var ki…
NEREYE BAKSAN YOLSUZLUK:
Kumarcılar Hanı’nın restorasyonu tartışılırken, Otello Kalesi restorasyonunda başka bir rezillik ortaya çıkmış. Restorasyon için gerekli taşların bulunduğu bölge, Eski Eserler tarafından, ihalesiz olarak bir firmaya verilmiş, firma da şimdi restorayon için gereken taşlara fahiş fiyat istiyormuş. Devletin malının üstüne oturtulmuş, devleti haraca kesiyor. Toparlanıyoruz Hareketi konuyu ilgililere iletmiş. Sonucu hep birlikte bekleyeceğiz. Hükümet üyelerinin elleri temiz olabilir, niyetleri de, ancak inandırıcı olabilmek için, usulsüzlükleri açığa çıkartmaları gerekiyor. Yoksa istedikleri kadar “biz yapmadık” desinler…
İLGİNÇ ZİYARET:
Milliyetçi Hareket Partisi’ni temsilen adaya gelen grubun, hiçbir siyasi parti ile resmi bir görüşme yapmaması dikkat çekti. Ziyaretlerin siyasi partiler yerine, belli kişler ve bazı sivil toplum örgütleri ile sınırlı tutulması ise ayrı bir merak konusu oldu…
ZİRVEDEKİLER
Vakıflar İdaresi: Havadis gaztesinin gündeme getirdiği “Kışın ortasında sokakta” başlıklı haberin ardından, Vakıflar İdaresi aileye sahip çıktı. Görme engelli eşi ve dört buçuk yaşındaki otistik kızıyla birlikte derme çatma evini sel baskını sonucu boşaltmak zorunda kalan Saygılı ailesine Vakıflar İdaresi Genel Müdürü İbrahim Benter ve ekibi el atarak,onlara sıcak bir yuva verdi. Her ne kadar Vakıflar’ın gerçek görevi olsa da, uzun süredir yerine getirilmeyen bir uygulamaydı. Ekibi kutlarız…
DİPTEKİLER
Karanlıkta Kalan Sınırdışı Olayı: Savoy Otel’in kurşunlanması olayına karışanlardan bazıları, yargılanmadan, Bakanlar Kurulu Kararı ile sınırdışı edilmiş. Baktık, Türkiye ile Suçluların İadesi Anlaşması çerçevesinde mi iade edildiler diye, öyle bir açıklama yok, sadece “sınırdışı” deniyor. Ha, Türkiye’de daha büyük bir suçu olur, o zaman resmi yoldan iade edersiniz, ama adam anlaşılan orada elini kolunu sallayarak dolaşacak. Devlet ciddiyeti önce yargılanmalarını gerektirirdi. Bu durumda adalet yara almıştır. Hükümet kamuoyuna bir açıklama borçludur. Aksi takdirde, eşitsizlik, adaletsizlik duygusu bir o kadar daha artacak. Yarın diğer mahkumlar da aynısını talep ederlerse ne olacak..?
































