Sn. Akıncı gibi “sol” görüşlü dolayısıyla “şovenizmden” uzak tutumuyla “globalizmi” savunması gereken bir liderin, Anastasiadis karşısında her halde ne bir Denktaş ne de Eroğlu siyasetinde olması beklenemez değil mi?
İnsan kardeşliğinden yana bir liderin, ayni adayı paylaşan Türk ve Rum halklarının haklarını da her halde müzakere masasında ırkçı tutumlarla savunacağını bekleyemezsiniz değil mi?
Kaldı ki Sn. Akıncı vakti zamanında Rum belediye başkanıyla ortak işbirliğinde Haspolat arıtma tesisini devreye sokmuş bir “siyaset insanı değil midir?”
Sn. Akıncı’nın bu “siyasi ve insani misyonuna karşın, kaçtır Anastasadis’le ne zaman müzakere masasında buluşsa, sonuç umutsuzluğu çakan “anlaşmazlık” çıkmaktadır!
Çünkü artık Kıbrıs, 1960 Londra Zürih anlaşmalarından kalma ada değildir! O günün siyasi ve sosyoekonomik koşulları artık sadece tarih kitaplarında okunurken, yerine ikame edilen yeni Kıbrıs “iki bölgeli, iki toplumlu, iki ayrı devlettir..”
OYSA Anastasiadis’e sorarsanız eğer adada çözüm olacaksa bu çözüm 1960 Zürih Londra anlaşmalarının evrimleşmiş şekli olacaktır” demektedir!
Çünkü hâlâ kendini adanın “tek devleti” olarak görmekte, çözümü de bu devletin “işgalci Türkiye” tarafından gasp edilmiş haklarıyla topraklarının iade edilmesi olarak değerlendirmektedir!
BAŞINDAN beridir artık bu “siyasi fantezinin çözüm için bir yol haritası olamayacağını” savunuyoruz.. Oysa Rum tarafı ne zaman masaya oturulsa çoktan kadük olan “Kıbrıs Cumhuriyeti” üzerinde oluşturacağı bir federal devlet savunuculuğu yapmaktadır.
Yani bütün davasıyla hedefi, “iki bölgeliği delerek, Güney’in Kuzey’i de içine alacağı bir Kıbrıs’ çözümü!” Siyasi eşitliği, dönüşümlü Başkanlığı olmayan, yürütme erkinin “çoğunluk” esasında kendi uhdesinde bulunmasını emreden bir federasyon! Tüm bunlara karşın:
Sn. AKINCI hem kişisel hem de Cumhurbaşkanı yetki ve sorumluğunda “adanın iki halk arasında insanca ve yaşanabilir bir siyasi paylaşımla çözüme ulaştırılmasını savunmaya devam etmektedir.”
İşte bunu Güney’in Anastasadis’ine kabul ettiremiyor ki sonunda, “hiçbir şey artık eskisi gibi olamaz” demek gereğini duyuyor!
Unutulmamalı ki o “eskinin” içinde yukarıda yazdığımızca “ölmüş bir KC’nin kadavrası da vardır!” Masadan sökülüp atılmadıkça da “çözüm ummak abese iştigaldir!” **********
SOSYOEKONOMİK YAPIMIZIN VAZİYETİ UMUMİYESİ!
Artık “ne mal olduğumuzu” öğrenmek için “anketlere” ihtiyaç yoktur! Günlük gazetelerin “meşum haberlerle” sayfalarını yutan olaylara bakın ne mal olduğumuzu görürsünüz!
Çünkü bu olayların hepsi de her gün çiçeği burnunda kabaklar gibi bizim tarafımızdan üretilmektedir!
Mesela yoldan çıkıp bariyerlere de çaptıktan sonra tarlaya uçan araba da sürücüsü de! Trafik kazasında ölen gencecik evladımız da dikkatsiz denilen sürücünün neden olduğu kaza sonucu ölen babamız, yakınımız bir yurttaşımız da!
Hırsızlıklar yolsuzluklar da dağlar gibi yığınlarıyla “zibilliklerimiz” de!
Kıçımızdan akan “borçlar” da sonunda “kadın ticaretine” kadar varan ahlâksızlıklarımız da!
Sata sava, yiye kemire, 43 yıldır ileride hesabını veremeyeceğimiz Rum’un ranta dönüştürdüğümüz malları da!..
Kısaca sorunları azaltarak değil, çoğaltarak yürüyoruz geleceğe! Ve her adım atışımızla, gerimizde mevcutlarına kattığımız yığınla sorun daha bırakıyoruz! Nitekim:
Çok vahim bir gerçektir: Deniyor ki 16 yaşından küçük çocuklarımızda suç işleme oranları gitgide artıyor! Son 7 yılda 755 çocuk suça bulaştı!
Öte yandan müthiş bir sosyal yara kanamaya devam ediyor. 2012-2017 yılları arasında 7 bin 392 çift evlendi 4 bin 953 çift boşandı!
BUNLAR KKTC’nin yıkımlarından sadece bir kaçıdır.. “Eğer çözüm olsaydı ve AB’e üye olsaydık ne olurduk diye düşündüğümde düşüncelerim kararıyor çünkü Üniversite mezunlarımızın yüzde 17’i işsiz! “AB ülkelerine göçmekten başka çareleri mi olacak? Kısaca genç nüfusumuzu da kaybedeceğiz!
PEKİ bu “karamsar ve karanlık” tablomuza karşılık gelin bir zihin praktisi daha yapalım: Gelecekten ne bekliyoruz?
Çözüm mü? Şimdilik hayali bile “kaf dağının ardında değil mi?
İstikrar ve mutluluk mu? İşte felâket tellallığı yapan “statistikler tablosu” önümüzde. İbre gitgide düzelmeyi değil, bozulmayı göstermiyor mu?
Turizmden büyük bereket mi? Oysa KKTC’de kumar Turizminin ötesi var mı!
Üretim ve ona bağlı olarak küçük sanayi ile ürünlerinin ihracatı mı? İyi de hâlâ devlet desteği ile ancak ayakta durabilen, dolayısıyla üretimiyle yan sanayi ve ihracatı olmayan bir kısır tarım sektörüyle kaim değil miyiz?
“PİRE ısırdı çık yukarı” durumuna düşmeden “serzenişlerimize” bir nokta koyalım ama unutmadan: İçteki bu karmaşa, bu insani ve ahlâki “seviye” sorunu bizi kemirmeye devam ederken, bir gün “self determinasyon hakkımızı kullanarak, Türkiye’ye “gel bizi bu bataklıktan kurtar” çağrısı yapabiliriz vilayeti olma kararında! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (ÖZGÜRGÜN NEREYE KOŞUYOR?)
Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı adaylığına mı? Çünkü Bir yandan Sn. Akıncı’nın, sadece makamına saygı duyduğunu söylerken, hemen arından 2020’de siyaseti bırakacağım diyor.
Sonra dönüyor “hayır diyor yanlış anlaşıldı. Benim hem Cumhurbaşkanına hem makamına saygım vardır. Ve ardından yine ekliyor: 2020 yılında siyaseti bırakacağım!” Sizce de “hadi bakalım açın adaylık yolumu” değil mi bu sık tekrarlar?
































