Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ne zaman kurtulacağız?

Siyasi sorunu bitiremedik! Çünkü Rum tarafı bitirmek istemiyor! Bizi “tanınmamışlığın” siyasi açmazına kilitleyip  uluslararası sosyoekonomik ilişkilerden izole ederken neden “çözüm” için uğraş versin?

Bu devirde bu koşullarda dost devletler bile birbirlerine   böylesi şans tanımazlar, kaldı ki Rum tarafı Türk’e tanısın!

BU “çözümsüzlük” gerçeğinin ne kadar farkındayız? Ve 43 yıl sonra  Kıbrıs siyasi sorunundan “kendi payımız olan Kuzey konusunda” ne düşünüyoruz?

Yıllardır kesin bir karara varılamamış, kaçıncıdır başarısızlığa uğrayan müzakerelere karşın  hep yeni müzakerelerle çözüm umut etme beklentilerinde zaman tüketirken;  kendinize sormaz mısınız?                                     DAHA ne kadar bekleyeceğiz? Hadi bekledik! Bu beklediğimiz “zamanları” hangi plan ve programlarımızla, hangi ekonomik büyümeyle, hangi toplumsal devinimle kazancımız, kârımız haline getireceğiz? Ne yapmalıyız  ki Güney’deki  Rum’un korkudan aklı b…na karışsın! Ve önümüzde eğilirken, “aman komşu ben ettim sen etme” desin!

TAM aksine Rum liderliği bizi öylesi bir siyaset safsatasının içine soktu ki “aman” dileyen biz oluyoruz!

Mesela utanmadan Derinya kapısında  toplanıp güney’e göz kırparken,  “ey Ankara düş yakamızdan” diyerek pankart açıyoruz!             Utanmadan Türkiye’nin kalkınmamız için emrimize amade kıldığı parasal yardımları projelendirmediğimiz için geri iade ediyoruz!       Utanmadan koordinatörümüz de olan Recep Akdağ’ın bırakın yardımcı olayım teklifine  karşın, “sağlık işlerimizi” yüzümüze gözümüze bulaştırmamız pahasına dikkate bile almıyoruz!

Utanmadan akan suya kablo ile gelecek elektriğe karşı çıkıyor, “pahalıdır” diyerek TC’nin elinden ya beleş kapmaya çalışıyoruz!

Ve Utanmadan  sanki artık yapacak işimiz kalmamış, her bir şeylerimiz birbirine denkmiş de  bu nedenle avaracılıktan canımız  çok sıkıldığından her yıl bir seçim yapıp azıcık soluklanıyoruz!

BU gidiş, gidiş değil! Rum’la yapmadığımız kavgayı Türkiye ile yapıyoruz! Ayıptır!

Rum’un her yönden siyasi esiri haline geldik  hâlâ “ne istediğimizi bilmiyoruz!”

Eee! artık silkinin, karar verin, iş yapın, kurtulun siyasi sorunun zillet ve mezelletinden!

 


NE YAPARIZ NE YAPTIRIRIZ!

Önce hatırlatayım: Bu ülkede Eğitim Bakanlığı bir Sağlık Bakanlığı iki yarattıkları sorunlarıyla önce kendilerini, sonra da başlarına kim gelirse gelsin o sorumlu ve yetkili Bakanlarını yerler…                                       İşte bu sorunlu iki bakanlıktan  biri olan “Sağlığın” yeni Bakanı Filiz Besim geçtiğimiz Hafta Ankara’da koordinatörümüz Recep Akdağ ile görüştüydü.

(Akdağ bizden sorumlu Bakan olarak görevlendirildiğinde “köşemden” işte ayağımıza gelen büyük fırsat demiş ve  uzun yıllar Sağlık Bakanlığı yapmış Recep Akdağ’dan bizzat yararlanılabileceğini yazmıştım. Aksine Özgürgün hükümeti pek çok sorunda olduğu gibi  Sağlık sorununa da  lâkayt kalınca ve başta Devlet hastahanelerimizde çalışan doktorların sorunları tavan yapınca, sistem de çökmüştü!)

FİLİZ Besim Sağlık Sisteminin içinden gelen bir doktor politikacı. Sorunların en iyisini bilir. Dolayısıyla Akdağ ile görüşmesini  çok önemsedim..                                                   Nitekim Akdağ da bu vesileyle KKTC’ye mesajını iletirken; “erken seçimin pek çok  projeyi aksattığını, 2016-18 yıllarını kapsayan üç yıllık programın  uygulanamadığını söylemek gereğini duyarken şu vurgulaması dikkate değerdi:                                                      “SAĞLIK  konusu benim için özel bir anlam taşıyor. Türkiye’de on bir yıl Sağlık Bakanlığı yaptım ve takdir gören bir dönüşüme imza attım. Bunu KKTC’de de gerçekleştirebiliriz…”

Sahi mi? Ki hemen cevabi mesajında ne dediydi Besim? “Her şey o kadar da kötü değil! Sadece kurgulayamadığımız bir sistemimiz var!”

       BEN açık seçik bu görüşmeden  ne anladığımı söyleyeyim: “Akdağ’ın yeni olmayan, bizatihi kendi uzmanlığından kaynaklı sistemle ilgili yardım talebi; Filiz Besim tarafından, “canım işler o kadar da kötü değil, nasılsa biz hallederiz” düşüncesinde şimdilik ötelendi! Geriye “siz parayı vermeye devam edin biz o parayı yeni sorunlar doğurtmak için nasıl çatır çatır harcayacağımızı biliriz!..”

ÖTE yandan Tarım Bakanımız Erkut Şahali de  TC’den akan  suyun tarım için hazırlanan altyapı projesinin Türkiye tarafından anlaşmaya aykırı olarak gerçekleştirilmekte olduğunu, pahalıya mal olacağını söylüyor!

Ki başından beridir şimdi yanına kablo ile  elektrik olayını da alarak akan suyun pahasından söz ediliyor!

       FAKAT insaf! Bir yandan da “kalkınalım” diye emrimize tahsis edilmiş paraları, projelerini bile yapmayıp kullanmadığımızdan geri iade diyoruz!

TUHAFLIĞA bakın: Yani Türkiye yatırımlar için  “para veriyor” projelerini bile yapmıyoruz!                                                                    O zaman  Türkiye kendisi yapıyor, bu kez de biz “niçin çok para istiyor” diye şikâyet ediyoruz!

Var mı dünyada böyle  saçma bir devlet! Ne yaparız ne yaptırırız vesselamı kelam!

 


KISACA   TAKILDIĞIM: (12 AYA YAYILACAK BU TURİZM Mİ?)

Turizm Bakanımız Ataoğlu diyor ki hedefimiz ülkede turizmi 12 aya yaymaktır…” Allah rast getirsin. Sadece sevinir gurur duyarız da önce 12 aya yayılacak turizmin velinimeti turiste Bu KKTC’de neyi sunup neyi vaat ediyorsunuz?                                    Bizden esirgediğiniz “temizlik tertibi” mi?

       Trafiği darmaduman ederken kana boğulan yolları mı?

Akşamları yollarda yanmayan  lambalar nedeniyle karanlıkları mı?

Hâlâ izaz ikramı öğrenemeyen çoğu lokantaların öğrencilerle turistleri yolunacak kaz görmelerini mi?

Olmayan hijyeni, tuvaletsizlikleri mi?

Yeşili gitgide azalırken geriye kalan beton yığınlarını mı?

Yine de siz bilirsiniz ama!