Çok sık kullandığımız bir laf var, “Biz Adam Olmayız” diye. Zaten, yıllardır bu ülkede yaşananlar bakıp, ne yönetsel, ne de sosyal anlamda bir arpa boyu yol almadığımızı görüp de başka bir şey söylememiz beklenemezdi.
Peki ama gerçekten biz adam olamaz mıyız. Bizim diğerlerinden farkımız ne? Aksine belki de birçoğundan çok daha iyilerine sahip olmak için her türlü imkan ve olanağa sahibiz ama ne halse bir türlü beceremedik yıllardır. Ne evimizin efendisi olmayı, ne de paylaşmayı beceremedik. “Ben merkezli” bir hayat tarzı oluşturduk…
Peki ama “adam olmak” o kadar mı zor..? Değil aslında. Yeter ki istek, niyet olsun…
– Vergi kaçırmayı marifet saymaktan vazgeçtiğimiz, ya da geçirildiğimiz zaman…
– Herkesin her konuda ahkam kesmekten vazgeçtiği zaman…
– Mevki, makam, menfaat için değil, inandığımız doğrular için oy kullandığımız zaman…
– İstihdamda, parti rozeti değil, bilgi ve liyakat geçerli olduğu zaman…
– Devlet katında insanların “bizdendir- bizden değildir” diye ayrılmadığı zaman…
– Ülke kaynaklarının, siyasilerin tapulu malı değil, tüm toplumun olduğunu öğrendiğimiz zaman…
– Hakkı olanın, hakkını verdiğimiz zaman…
– Aynanın karşısına geçip, kendimizi yargıladığımız zaman…
– Sadece iyi günde değil, kötü günde de dostlarımızın yanında olmayı bildiğimiz zaman…
– Sevgi ve saygımızı toplumun tüm kesimlerine yaymayı, toplumsal barışı, refah ve bolluğu paylaşmayı öğrendiğimiz zaman…
– Beraber yola çıktığımız dostlarımızı yarı yolda terk edip satmadığımız zaman…
– Başkalarının derdini, kendi derdimiz saydığımız, yardım elini uzattığımız zaman…
– Düşene bir tekme vurmak yerine, onu elinden tutup kaldırdığımız zaman…
– Hiçbir şey yapamayacağını bildiğimiz halde, yalan ve palavra atarak, yerine getiremeyeceği sözler verenlere hak ettikleri muameleyi yaptığımız zaman…
– Dostlarımızın hatalarını ve yanlışlarını arkalarından konuşmak yerine, yüzlerine karşı söylediğimiz zaman…
– Elimizdeki çöpü, çöp kutusuna attığımız zaman…
– Emniyet kemerini polis kontrol noktasını geçmek için kullanmadığımız, gereğini ve önemini algılayarak kullandığımız zaman…
– Trafik kurallarına uyduğumuz, yayalara saygı göstermeyi öğrendiğimiz zaman…
Birey olarak herkes kendini adam etmeye çalışırsa, toplum da bununla beraber adam olacaktır.
Gördünüz işte, adam olmak aslında pek de zor değilmiş…
Ve son olarak, bizim yazmaktan sıkıldığımız şeyleri, siyasetçiler de yapmaktan sıkıldığı zaman “ADAM OLACAĞIZ…”
YERİN KULAĞI VAR
RESMİ MÜSTEŞARIN BİLGİSİ YOKMUŞ:
Rehberler ve restorancıların, kurulmakta olan turizm örgütüne alınmadıkları, ama casinocuların alındığı iddialarına yanıt veren Turizm Bakanlığı’nın “resmi” müsteşarı Şahap Aşıkoğlu, basına düşen tasarıdan haberi olmadığını, tasarıların bakanın bir danışmanı tarafından hazırlandığını söylüyor. Devlet hiyerarşisini, gerçekte var olmayan kadrolarla bozarsanız, olacağı budur. İşte size kaos…
BU DEVLET PATATES DE PAKETLİYOR:
Devletin ekonomiden süratle elini çekmesi şart oldu. Beklenecek hal kalmadı. İşte yine tonlarca patates gümrükten geri döndü. Patatesçiler devletin paketlemeyi kendi yapacağını söylediğini, sonra vazgeçtiğini, bozulmanın bundan kaynaklandığını söylüyorlar. Düşünün bu devirde patates paketlemesi yapan bir devletimiz var. Sistemin mucidi Sovyetler yıkılalı 25 sene oluyor.
45 LİRAYA KİRALIK DÜKKAN:
LTB’nin yayın organı “Lefkoşa’da” okumuştum; belediyenin sahip olduğu ve komik rakamlarla kirada olan mülklerin kiralarını arttırma kararı almışlar. Başka bir yayın organından, Yenidüzen’den, Bandabuliya’nın içinde 45 TL’ye, 100 TL’ye kiralanmış dükkanlar olduğunu öğreniyoruz. Çoğu da boş tutulan dükkanlar. Bunlara yine komik olan artışlar yapılınca kıyamet kopmuş. Belediyenin durumu da ortada, vatandaşın çektiği eziyet de, almadığı hizmet de, çalışanların yıllarca çektiği maaş çilesi de… Bir de üstüne üstlük şimdi tüm hizmetlere zamlar geliyor. Ekonomik akılla yönetime geçilmediği takdirde ne belediye ayaklarının üstünde durabilir, ne de bölge canlanabilir. Tepkiler belediyeyi kararından döndürmemeli. Bu kadar popülizm yeter…
BİRAZ SUSSALAR:
CTP “düşmanlarını” uzakta aramasın. Son zamanlarda öyle çıkışlar yapıyorlar ki, partiye zarar vermek için başkalarını aramaya gerek kalmıyor. Önce Doğuş Derya, ardından Kutlay Erk ve şimdi de Asım Akansoy. Açıklamaları ile kendi partilerine ve en önemlisi adaylarına zarar verdiklerini ne zaman anlayacaklar çok merak ediyorum…
HUKUK DEVLETİ:
Fransız Cumhurbaşkanı Hollande dün halkın karşısına çıkarak Charlie Hebdo’ya yapılan terör saldırısı hakkında konuştu. En çok hoşuma giden cümlesi de şuydu: “Fransız halkına güvende olduklarını göstermek, bu güveni vermek gerekiyor. Bütün vatandaşlarımıza da bu cumhuriyete, hukuk devletine güvenebilecekleri ortamı temin etmeliyiz.” Olay budur. Kınamalar, anmalar, birlik, beraberlik mesajları boş. Adam “bize güvenin, burası bir hukuk devleti, bundan sonra yapılacaklar da bu çerçevede olacak” diyor. Doğal olarak da, oralarda insanlar devletlerine güveniyor…
MİLLET AYA, BİZ YAYA:
Son günlerde ülkemizi etkisi altına alan soğuklar gündemin ilk sırasına yerleşti. Ne hayvancıların eylemi, ne yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri bugünlerde kimsenin umurunda değil. Vatandaşın tek derdi, alışık olmadığı soğuklardan nasıl korunacağı. Bu arada bazı bölgelerde sıkça yaşanan elektrik kesintileri ise vatandaşları bu soğukta çaresiz bırakıyor. Dünya nelerle uğraşıyor, biz ise hala daha elektrik kesintilerini haber yapıyoruz…
ZİRVEDEKİLER
Hasan Kestigül: Gıda, Tarım ve Enerji Bakanlığı Müsteşarı Kestigül, hükümetin hayvan üreticilerine Süt Kurumu’nu, narenciyeciye de Cypruvex’i devretmeye hazır olduğunu, bunu üreticilere önereceklerini kaydederek, “Devlet hala daha sütün, narenciyenin fiyatını açıklamaktadır. Bu ekonomik akla sığmaz” dedi. Elindeki bu kozdan vazgeçecek hükümet bekliyoruz…
DİPTEKİLER
Hüseyin Çavuş Kelle: “Tüm dünyada olduğu gibi ürettiğimizin karşılığını gününde almayı, düşük faizli kredilerle üretim yapmayı, yüzde 60 ve yüzde 50 hibe programlarını hayata geçirip kullanmayı istemek, bunların tümünün Türkiye ile dünyadaki üretici kardeşlerimizin kullandığını bilmek ve bizim üretici, emekçi kardeşlerimizin bunların hiçbirine sahip olamaması bizim için üzücüdür…”
































