Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ne şiş yandı ne kebap…

Sonunda dağ fare doğurdu. DPUG ile CTP arasında yaşanan kriz sonrası, kopma noktasına gelen ortaklıkta, DP kanadı CTP ile hükümete, UBP ile de yerel seçimlerde ittifaka devam edileceği kararı üretti. Çok değil, daha bir hafta önce iki parti yetkililerinin yaptıkları açıklamaları duyanlar, “Bu iş bitti” yorumunda bulunuyorlardı. DP-UG Genel Sekreteri Taçoy’un, “parti MYK’sı hükümetten çekilmeyi görüşecek” diyerek krizin büyüklüğüne dikkat çekerken, CTP kanadı ise bu açıklamalara, “Kapı açık, beğenmeyen gider” sözleriyle cevap veriyordu…                                                                         Olan yine vatandaşa oldu. Günlerdir ‘hükümet bozulacak mı, bozulmayacak mı’nın derdine düşen, öte yandan UBP ile yerel seçimlerde yapılacak ittifak ne olacak diye merak edenler Denktaş’ın, “Hem hükümete, hem de UBP ile ittifaka devam” sözleriyle adeta şoke oldu…                                                         
    Ve dün DP-UG’nin aldığı kararı değerlendiren Başbakan Yorgancıoğlu, DP-UG ile UBP’nin yerel seçimlerde ittifak yapmasını doğru bir yaklaşım olarak görmediklerini, ancak asıl olanın hükümet programının uygulanması olduğunu söyleyerek, “DP-UG’nin ipin her ucunu tutuma çabası, yalnızca DPUG’ye zarar veriyor, eritiyor. Bu yöntemi akılcı bulmuyorum” yorumunda bulundu…                       
              Dün yine yazmıştım. Yaklaşık bir ay önce DP-UG’nin, UBP ile yerel seçim ittifak yapma kararıyla birlikte yaşanan kriz sonrası CTP Parti Meclisi, “Halkın beklentilerine uygun icraatlar için bir takvim hazırlama ve DP de bunun uygulanmasında hemfikir olursa hükümete devam etme” kararı almıştı hatırlarsanız. Yine soruyorum. Aradan bir aydan fazla zaman geçti, sözü edilen o takvime ne oldu? Yoksa yarın yine oturup yeni bir takvim daha mı yapacaklar..?                                                                                                         
DP hem CTP, hem de UBP ile kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyor diye yazdığımızda kızıyorlar. Peki ama bu yaşananlar başka nasıl yorumlanabilir ki..? İki parti arasında aylardır süren makam ve rant kavgası yüzünden, ülkede acil çözüm bekleyen sorunlar ötelenmekte, toplum adeta kaderine terk edilmektedir…                                                                                                                                                                     CTP, biraz da alternatifsizlikten bu hükümeti sürdürmek zorunda. DP ile ipleri kopardığı anda, hükümetin dışında kalacağını çok iyi biliyor. Bu nedenle DP’nin bu “yaramaz çocuk” mızmızlanmalarını görmezden gelip, “ağlamaması” için ağzına bir şeker daha koyarak, idare etmeye çalışıyor. Neden..? Yerel seçimlere iktidarda girebilmek, UBP ile DP arasında varılan ittifak sonucu, olası bir hezimeti ölmek adına. Kusura bakmasınlar ama, koskoca CTP sırf iktidar uğruna, bir kez daha DP’nin maskarası durumuna düştü…                                                                                                                                                                      

UBP’nin ise, DP’nin hem hükümete, hem de kendileriyle iş birliğine devam kararına nasıl bir tepki koyacağı ise bugün için bilinmiyor. Ancak DP’nin aldığı karardan hoşnut olmadıkları açık. UBP, iki başkanın kapalı kapılar ardında konuştukları hükümet senaryolarının, bir başka bahara kalmasını hazmedeceğe pek benzemiyor. Denktaş tarafından “kullanıldıklarının” hesabını, yerel seçimlerde el altından veya aleni bir şekilde soracaklardır…                                                                                                        
     Serdar Denktaş ise, Emel Sayın’ın şarkısındaki gibi, “mavi boncuk kimdeyse, benim gönlüm ondadır” diyerek hem CTP’ye, hem de UBP’ye birer boncuk vermiş ve ne şişi, ne de kebabı yakmamaya çalışmıştır. Halbuki bilmiyorlar ki, gerçekte Denktaş’ın gönlü, ne onda, ne de ötekindedir…    

YERİN KULAĞI VAR                                                                                                                                               
   ELİNİZİ TUTAN MI VAR:                                                                                                                             
              Hem Başbakan Yorgancıoğlu, hem de Başbakan Yardımcısı Denktaş  yaşanan krizle ilgili olarak, koalisyon protokolü ve hükümet programına uygun hareket edilmesi halinde bir hükümet krizinin olmayacağını söylüyorlar. Peki ama hükümet programında yazanları hayata geçirmek istediniz de, biz mi engel olduk..? Yedi aydır yaşanan krizler nedeniyle memlekette otorite kalmadı. Artık oturun ve karar verin ya tamam, ya devam diye…
KRİZ BAHANE KOLTUK ŞAHANE:                                                                                                                        
     DPUG milletvekili Zorlu Töre, CTP’nin hükümette kalmak adına Denktaş’a fonlar, Kalkınma Bankası ve LAÜ konusunda taviz verdiğini iddia etti. Bunlara hem CTP, hem de DP cevap vermeli. Ancak siyasilerimizin koltuk ve çıkar uğruna ilkelerinden nasıl taviz verdiklerini gördükçe insanın içi sızlıyor. Hani ilkeler, hani temiz toplum, temiz siyaset… Bunlarla kafamızı şişirenlerin gerçek yüzleri de ortaya çıkıyor böylece…
NE ÇOK ÇIKARCI VARMIŞ:
DP-UG’de yaşanan istifalarla ilgili olarak hem Genel başkan Denktaş, hem de Genel Sekreter Taçoy, “sayıları 3-5 geçmez, bunlar menfaat alabilmek için şantaj yapanlardır” deyip, olayın fazla büyütüldüğünü söylemişlerdi. Ama durum hiç de onların dediği gibi değil. Gün geçmiyor ki, toplu istifa haberleri duymayalım. Meğer ne çok “menfaatçi ve şantajcı” varmış partinin içerisinde…

GERÇEK DP:
DP eski Genel Sekreteri Bengü Şonya Sim TV’de katıldığı programda, koalisyonda yaşanan krizin nedeni olarak UG’lileri göstererek, “kriz UG milletvekillerinin çıkardığı krizdir” iddiasında bulunurken haksız da değil. Yıllarca DP olarak küçük ama huzurlu yaşarken, UG’lilerin gelmesiyle büyüyen partinin sorunları da aynı ölçüde büyüdü. Yakında “Gerçek DP” diye bir parti kurulursa hiç şaşırmayacağım…  

KİMSEDE KABAHAT ARAMASINLAR:                                                                                                                 
Yerel seçimlere tam 72 gün kaldı… Bu kadar kısa sürede 28 beldede yüze yakın partili, partisiz, ittifaklı ittifaksız adaylar kazanmak için çabalayacak. Ama bizler, hala daha koltuk kavgasından fırsat bulup da, start veremiyoruz. Yarın seçimler kaybedenler, kimseye kabahat bulmasın. Ne ekerseniz onu biçersiniz…
DOĞRUSU BU:                                                                                                                                                              Rumların Cuma günü Gazimağusa’da yapacakları ayin sonrasında temsili İsa’yı sokaklarda dolaştıracakları haberini duyduğumda, bunun istenmeyen olaylara neden olabileceğini düşünmüştüm. Biz ne kadar iyi niyetli olursak olalım, provokasyon yapmak isteyenler çıkabilecektir. O nedenle Dışişleri Bakanlığı’nın, ayinin kilisede başlayıp bitmesi yönündeki kararı doğrudur. Sağduyulu davranmakta fayda var…

 

ZİRVEDEKİLER
Kutlay Erk: “Kıbrıslı Türkleri, kendisine bile faydası olmayan hükümetlerle yönetmeye çalışmamız yanlış bir şeydir. Kıbrıslı Türkleri, bunalımlarını bir türlü aşamayan hükümetlere mahkum etmemiz yanlış bir şeydir. Öyle bir aşamaya gelinirse biz erken seçim isteyeceğiz”. Ben de aynen bunu söylüyorum, halk sorunlara boğulmuş, hükümetten medet umuyor, ama hükümet halkın dertleriyle hiç alakası olmayan bir bunalımda debelenip duruyor. Ve maalesef bizde koalisyonlar bunu hep yapıyor…

DİPTEKİLER                                                                                                                                                           
   BRT’yi Görmezden Gelmek: Hem BRT Müdürü, hem de sendika aynı şeyleri söylüyor; “BRT bu yapısıyla sürdürülemez”.  Bazıları koltukta daha bir yılını doldurmamış ama kuruma yıllarını vermiş Mete Tümerkan’ın müdürlüğüne ömür biçerken, kimse elimizi taşın altına koyalım, cesaret gösterelim, radikal kararlar alalım demiyor. Sorunlar belli, çaresi belli. Aynen Lefkoşa Belediyesi’nde, KTHY’de ve devlete bağlı diğer kurumlarda olduğu gibi, görmezden gelinmeye devam ediliyor. Korkarım bunun altında yine, ‘ne yani yapan başkası, ben mi kötü olayım’ mantığı var… Ben de soruyorum, siz düzeltmek için gelmemiş miydiniz?