Köşe Yazarları

Ne olacak bu hayalet kent?


Şimdi “ortada fol yok yumurta yok, nerden çıktı bu hatırlama” denebilir.

Öyle de eğer Mağusa’da yaşar ve kırk dört yıldır hemen her gün “kadavrasının” bile kalmadığı, buna karşın siluetiyle “hayalet şehire” dönmüş Maraş, sürekli gözlerinizin önünde olursa, tabi ki “ne olacak şu Maraş” diyerek her zaman hatırlarsınız!

TABİ biliyoruz.   Maraş’ın kaderi  ancak olası çözümle değişebilir. Oysa “çözüm dediğiniz Kaf dağının ardında! Nitekim bırakın çözüm olasılığını, artık iki taraf arasında “çözüm” lafını telafuz etmenin bile mümkün olmadığı siyasi görüş ayrılıkları vardır.

Grans Montana’ya kadar var olan çözüm umudu, Guterres’e nanik çekerek uçup giderken, yerine Türk tarafının “olmazsa olmazlarını”   yani “kırmızı çizgilerini” de getirdi.

“Siyasi eşitlik”   bunlardan sadece biri. Ki artık Sn. Akıncı’nın siyasi çözüm alternatifinin üzerine oturduğu politikasının kaidesi bu “siyasi eşitliktir.”

HER ne kadar henüz “müzakeresiyle açılımı”  yapılmamış dolayısıyla  “nasıl olacağı” konusunda bir görüşe sahip olmasak da anladığımız iki kurucu devlet arasındaki siyasi eşitlik ancak bu iki ayrı devletin yetkilerinin merkezi devletin üzerinde olması gerektiğidir..

Ki Anastasiadis buna “Dezantralizasyon” yani “gevşek federasyon” derken, biz de “konfederal” kulpunu takıyoruz.

FAKAT tüm söylem ve tasavvurlara karşın artık bırakın çözüm arayışlarını, müzakerelerin başlatılması bile sorun haline geliyor!

Kaldı ki Maraş’ın durum vaziyetleriyle olası statüsü konusu  gündeme gelsin!

Doğrusu şu ki ben Maraş’ı “bu açmazları” nedeniyle hatırladım.  Hatırladığım şu:

“Çözümsüzlüğün de çözüm olduğu” gerçeklerde zaten kendi devlet yapımızı “.çözüm” olmuş gibi yeniden reorganize etmek için mücadele ederken, insan Mağusa’nın yamacına heyula gibi oturmuş bu hayalet kente bakıp merakla,  “ne olacak Maraş” diye sormaz mı? Öte yandan:

“Zaten Maraş bizim değildir hadi Ruma iade edin” denir  “olamaz” derler!                            “O zaman siz imar iskâna açın. Restore edin, kiralayın, turizme kazandırın” denir…  “Hayır böyle bir oldu bittiyi kimseye hele BM’lere hiç anlatamayız derler!

“Eee ne olacak?” İşte bu sorunun cevabını bilemediğimiz için  hatırladık, hâlâ tellerinden uzanıp içine bile tüküremediğimiz, kadavrası bile kalmamış bu heyula Maraş kentini!

***

TRAFİK KAZALARI VE…

İnsan taş olsa çatlar! Çünkü yürekler dayanmaz, vicdanlar sızlar!

Çünkü “trafikte ölmek” Allah’ın insanların alınlarına yazdığı kaderleri değildir!  Ne var ki KKTC’de kader oldu!

Bir süre önce Mağusa’dan Lefkoşa’ya giderken   yine hatırladım:                             Onca parasal harcamaya, onca çembere, akşamları yanmasalar bile var olan   aydınlatma lambalarına kadar… Her bir donanımıyla çift şeritli Mağusa-Lefkoşa yolunda kaç yerde hız sınırlaması vardır” diye?

Hele bir sayayım dedim.. Yirmiyi aştığımda hesabı şaşırdım vaz geçtim!.

Ki bu çift şeritli yol yapılırken bir yandan da Mağusa-Lefkoşa arası sürenin kısaltılması öngörülüyordu! Oysa hız sınırlaması  ve trafiğin yoğunluğu nedeniyle yarım saatlik yol bazan bir buçuk saati almakta!

KAZALAR ise bu hız sınırlamalarına karşın “süratten” olmakta!

Yani devlet “vatandaşlarına” yol yapıyor, yaptığı yollarda canlarını mallarını korumak için  tedbirler alıyor hatta bu tedbirlerle trafik akışını yavaşlatıyor ama!…

İşte bu yollar sırat köprüsünden beter üzerinden gelip geçeni telef ediyor!

Türkiye bir KKTC iki! Ki yıllar önce Londra’ya gittim, bir iki ay kaldımdı o milyonlarca insanın yaşadığı koskoca kentte anca bir iki kaza gördümdü onlar da “ölümsüz çarpışmalar!”

Hem de bazı yerlerde ağaçları kesmemek için yolun ortasında ekili bırakmalarına karşın! Ki bizde benzeri olsa günde onlarca araba ağacın gövdesinde çakılı kalırdı!

BİLİR misiniz? “Ne biçim trafik,” “nasıl bir sürat” “neden bu kadar ölümlü kaza?” Diye köşemi şaşkınlık ve tabi üzüntüyle doldurmayı abese iştigal sayarım da gerçek şu ki Kıbrıs Türk insanı ya trafik kazalarından ölmekte ya kanserden!

(Ha şunu da bilirim: Kimsemiz mükemmel sürücüler değiliz! Çok hata yaptığımız da olur..)

Olay bu değil ama: Olay ölümüne ve öldürmesine araba sürmektir! Bu nedenle alt yapımız olarak gurur duymamız gereken yollarımızın    her kilometre taşı bir ölümlü kazanın gözyaşlarıyla ıslanmaktadır.

BU ülkede Kamyonculardan taksicilere kadar “örgütlü birlikler” vardır. Onlar da devreye girmeli üyelerini sürücüleri uyarmalıdırlar… Günah değil mi onca ölümlü kazaların ardından yetim kalan çocuklara, gençlere insanlara.. O çekilmez acılara!  Nasıl bir toplum olduk böyle!

***

KISACA TAKILDIĞIM. (SAATLERLE OYNAMAYA DEVAM)

Türkiye’den sonra AB de kararını verdi, “yaz kış saatleri” yerine bundan sonra bir tanesini seçerek tek saat uygulamasına geçecek!

Fakat biz Güney’i de bahane ederek hâlâ saatlerle oynuyoruz. Ne var ki  artık Güney de AB’e uygun olarak tek saat uygulamasına geçecek. Bizse inadına önümüzdeki Pazar akşamı yaz saatine geçeceğiz! Ki desinler Şakkude’nin bağı vardır!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı