Bülent Ecevit Anadolu Lisesi ve 20 Temmuz Fen Lisesi için yapılacak olan Yerleştirme Sınavı’nın kılavuz kitapçığı yayımlandı ve sınavın 25 Haziran’da yapılacağı açıklandı. Son birkaç yıldır dillendirmeye çalıştığım bir şey var. Bu sınavın anlamı kaldı mı? diye soruyor ve sorguluyorum. Son beş yıllık verilere baktığımız zaman özellikle 20 Temmuz Fen Lisesi’ne sınavla öğrenci almanın mantığı ve anlamı kalmamıştır. Eldeki veriler bize bunu söylüyor.
Bahse konu olan iki okulumuzun kuruluş amacı neydi? Bilebildiğim kadarı ile fen alanında başarılı olabilecek çocukların Türkiye’deki iyi üniversitelerde eğitim almalarını sağlamaktır. Türkiye’de de geçmişte çok başarılı fen ve Anadolu liseleri mevcuttu. Onların bir kısmı geleneklerini bugün dahi sürdürüyor. Bizde ise Bülent Ecevit Anadolu Lisesi bir nebze amaçlarına uygun, istikrarlı bir şekilde yoluna devam ediyor. 20 Temmuz Fen Lisesi için bunu söylemek güç. Bütün eğitim planlaması YGS ve LYS’de başarılı olmak için kurulan bir okulun son yıllarda KKTC genelinde bile başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Bu durum orada çalışan öğretmenlerin veya okulun yetersizliğinden çok, okulun işlevini ve önemini yitirmesinden kaynaklanmaktadır.
20 Temmuz Fen Lisesi ve Bülent Ecevit Anadolu Lisesi’nde 8’inci sınıf sonunda yapılan bir yerleştirme sınavı ile öğrenci alan iki okulumuz. Eğitim Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 2014-15 öğretim yılında 8’inci sınıflarda öğrenim gören toplam öğrenci sayısı (özel okullar dahil) 3092. Bu öğrencilerin sadece 750’si geçen yıl yapılan yerleştirme sınavına katılmış. Yani çağ nüfusunun dörtte biri. 5’inci sınıf sonunda yapılan kolej sınavına da 2 bin kişi katılıyor. Bahse konu olan okulların ikisi de Lefkoşa’da. Düşünün ki her ilçede kolej var ama her ilçede Anadolu ve Fen Lisesi yok. Peki niye yok? Bilinmez.
Karpaz’daki, Lefke’deki çocuklar nasıl gelecek 20 Temmuz Fen Lisesi’ne? Demek ki biz bu iki okulu daha çok Lefkoşa ve civarları için düşünmüşüz. Bu okullara Lefkoşa dışından gelen yok mu? Var ama kazanan öğrencilerin kaçta kaçı? Çok az… Devletin görevi her bölgeye ayni hizmeti götürebilmektir. Ortada bir ciddi fırsat eşitsizliği var ve devlet bunu kendi eli ile yaratıyor.
Hal böyle olunca Lefkoşa bölgesi dışından gelmek isteyen iyi çocuklar gelemediği için 20 Temmuz Fen Lisesi’nin de başarıları her geçen gün geriyor gidiyor. LYS sınav sonuçlarına göre Matematik-Fen Puan türünde Erenköy Lisesi’nin gerisinde kalan bir Fen Lisesi’nin sınavla öğrenci almasının ne anlamı var sizce?
Yalnız Erenköy Lisesi mi? NKL, LTL ve Kurtuluş Lisesi de Matematik-Fen Puan türünde 20 Temmuz Fen Lisesi’nin önünde…Demek ki 20 Temmuz Fen Lisesi’nde okutulan öğretim programlarında bir sorun var veya normal genel liselerden bir farkı yok ki, 20 Temmuz Fen Lisesi lehine ortada bir fark göremiyoruz. Kısa bir araştırmadan sonra genel liseler ile 20 Temmuz Fen Lisesi arasındaki tek farkın haftada birkaç saat daha fazla fen ağırlıklı dersler görüyor olmalarıymış. Ayni kitaplar, ayni öğretim materyalleri, ayni okul ortamı ve donanımı varmış. Dolayısı ile 20 Temmuz Fen Lisesi aslında genel liselerden bir farkı yok. Peki niye o zaman sınavla öğrenci alıyoruz ve çocukları bir özel dersten diğerine koşuşturuyoruz.
Farklı lise yerine farklı program türlerini tüm genel liselerde hayata geçirmenin zamanı geldi de geçti bile. Ancak bu şekilde fırsat eşitliği sağlanabilir. Yani Bülent Ecevit Anadolu Lisesi’nde GCE sınıfı olur da Namık Kemal Lisesi veya Erenköy Lisesi’nde niye olmaz? Veya niye olmasın? İskele Bekirpaşa Lisesi’nde kolej sınıfı olur da Lefke Gazi Lisesi’nde niye olmaz veya niye olmasın?
Herhangi bir yetkilinin bu sorulara mantıklı cevapları var mı? Yok, olamaz. Ne söyleseler çok anlamlı değil… Genel orta öğretim yapılanmamız, tadı tuzu olmayan bir sebze çorbasına döndü. İçinde çok sayıda sebze var ama tadı tuzu olmadığı için güzel değil.
Genel ortaöğretim uygulamalarımız karmakarışık, neyi niçin yaptığımızı, hangi amaç için faaliyet gösterdiğini bilmiyoruz. Birileri bir zaman öyle karar almış öyle gidiyor. Değiştirmek için, yanlışları düzeltmek için bir çaba yok.
“Aman dokunmayın da başımıza yıkılır” anlayışı hakim.
Esas dokunmazsak yıkılacak başımıza…
































