En Üst

25 Eylül 2017

NE MÜTHİŞ BİR MUTLULUK…

Haber İçi Üst
Haber Yazı İçi

 

Ne kadar uzun zaman olmuş, bahçeye bakan pencereyi açmamışım.
Kumruların romantik çağrılarını, serçelerin pür telaş şarkılarını duymamışım.
Hatice’nin “en medyatik cümbez” diye takıldığı, dikildiği gün bir Cumhurbaşkanı, bir Başbakan, kabinenin yarısının ilgisine mahzar olan ve onlarca tanıdığın “aman cümbeze iyi bak” diye tembihlediği cümbeze bakmamışım.
Naci Usta “Bizim verigo daha tavlara çıkmadı mı” diye sorup duruyor, Ersoy’un kaynatası kendi elleriyle büyüttüğü incirin akıbetini soruyor.
Muşmula mı yoksa avakado mu diye tartışıp durduğumuz belediye işçileri arada bir gelip yokluyorlar, daha büyük meyvelerden teşhis yapmak için.
“Muşmula suratlı” deyimini ben Leymosun’da duymuştum, okuma-yazmayı öğrendiğim o muhteşem okulda harikulade hocamız Kıymet Hanım’dan.
Soyadı Cümbezli olan bir gelin gelecekti aileye ve ben üzerinden otuz sekiz sene geçmesine rağmen hayranlıkla izleyecektim hala yaptıklarını.
Sevgili Bedia “Niye sonbaharı ihmal etin” diye soracaktı da ancak fark edecektim ekimin ortasına geldiğimizi.
Pıncır, zorunlu gittiği tatilden mecburi bir şekilde dönecekti, daha önceleri adım atması yasak olan bahçeyi her gün turlayıp, kedilerin peşinden koşacaktı da sonra dönüp dizimin dibine kıvrılacaktı.
Hüseyin, bir kokteylde “Abi bak bu Pıncır’a benziyor” diye espriyi patlatacaktı da gülmekten kasıklarımıza sızı girecekti.
Hasan, hızla büyüyen dört kök hurmayı gözleyecekti, Deniz hep okul zamanına denk düşen zeytin hasadı için pusuya yatacaktı.
Kadri Fellahoğlu belediye başkanı olduktan sonra da intizamlı bir şekilde sürdürüyor sabah yürüyüşlerini ama başını kaldırıp “günaydın” demiyor bahçede gazete okuyanlara.
Asrın, iki tekerli bisiklete terfi etti, büyük bir keyifle izliyorum attığı salvoları.
Şevket, bahçe duvarına oturup keyifli bir sohbete dalıyor Saadet ile Saadetin aklında yaptığı börekler ama Facebook’ta görüyoruz sadece.
Kestigül, müsteşar olduktan sonra yeniden “komşuluğa” terfi etti ve geceye sarkan toplantı yorgunluğunu bizim mahallede gideriyor.
Aynı mahallede oturup da uzun zaman görmediklerimle arabadan arabaya şapka kaldırır gibi gözlük kaldırarak selamlaşıyoruz da bir nebze hasretlik gideriyoruz.
Komşular pür telaş ağaçlarını buduyorlar, kapılarının önünü suluyorlar, sular bizim evin önünde ağaç dalları kendi evlerinin önünde birikiyor da kimse aldırmıyor.
“Gönyeli Belediyesi’ne teşekkürler” eylemi tasarlanıyor, taammüden önlüyorum belediye reisi üzülmesin diye.
Arka sokaklardan Haspolat’a doğru bir yürüyüşe tutuşuyorum da şok geçiriyorum şahit olduklarım karşısında.
En ucuzu 200 bin sterlin olan villalar dikilmiş ta araba mezarlığına kadar Cemal (sarcın) artık köpeklerini gezdiremez olmuş buralarda.
Yıllardan sonra evlenen bizim Cemal, beni de kıskandıracak bir bahçe düzeniyle ayağını kıran kayınvalidesin ve Öğretmen Koleji mezunu olmasına rağmen işe alınmayan eşinin derdinde.
Bütün gün mahalleye müzik yayını yapan döşemeci Süleyman’a kızıyorum, “Niye narları viskine meze yapmıyorsun” diye ve gidip kendi ellerimle ayarlıyorum “Radyo Havadis 107.8” frekansını.
Bahçeye bakan pencereyi açıyorum…
Ruhuma müthiş bir bahtiyarlık doluşuyor.
“Her şeye rağmen yaşamak (Nazım Hikmet)”
Ne müthiş bir mutluluktur…

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis danışman