Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Ne karşına ne de dikkate al” siyasetinin doğuracağı sonuç

İki hafta önce Wall Street Journal Gazetesi’nde Türkiye’nin güvenilir müttefik olup olmadığını sorgulayan başyazıda, İncirlik’e alternatif bir üssün Kuzey Irak’ta kurulmasına da atıfta bulunuldu. Bu işaret fişeği niteliğindeki yazıdan sonra da bu güvensizlik söylemi Türkiye’nin IŞİD konusunda “ikili oynadığına” kadar geldi. Türkiye’nin NATO üyesi ve Amerika’nın müttefiki olarak bölgede önemli bir rol  üstlenmesi beklenirken, petrol karaborsasına göz yumarak IŞİD’e dolaylı olarak finansal destek sağladığı görüşü ABD siyasi çevrelerine hakim oldu. 

Medyaya yansıyanlara TC hükümeti yetkilileri “algı operasyonu” diye küçümseyerek karşı çıksa da, ABD’de Türkiye’nin ekseninin kaymış olduğunu ve ikili oynadığını gerçekten düşünenler vardır. Bu düşünceden hareketle Türkiye ile askeri ve siyasi iş birliğinin pratikte faydasının azaldığı ve tekrar gözden geçirilmesi sonucu çıkabilir.
Bunun etkisiyle ABD Türkiye ile ilgili siyasetini giderek “ne karşına ne de dikkate al” siyasetine çevirir ve Türkiye’nin işlevine alternatif arayışlara kayarsa şaşmayalım.
Bu değişim ABD-Türkiye ilişkilerine etki edecek krizlerin gündeme taşınmasına sebep olmaya başlar. ABD yönetimi, Kuzey Irak’ta üs dahil Kürtlerle iş birliğini farklı bir noktaya taşımanın ötesinde başka bir şeyi daha gündeme getirebilir.
O da Kıbrıs’ın NATO’ya üye olma konusudur.
Türkiye’nin “ikili oynaması” suçlamasının bir iki adım sonrasında Kıbrıs’ı da içine alarak üzerinde durmak lazım.
Hatırlayın, Anastasiadis seçilir seçilmez o kadar sorun içinde Kıbrıs’ın NATO üyeliğini hemen gündeme getirmişti.
Kıbrıs’ta çözümsüzlük durumunda Türkiye’den Kıbrıs’ın mevcut durumuyla NATO’ya girmesi talep edilecektir. Türkiye’nin veto hakkı olsa da bu baskıyla bir kez daha ciddi bir şekilde karşı karşıya kalabilir.
Çözüme yönelik tekrar yaşanacak başarısız bir deneme Rumlara “sizi biz koruyalım” denmesine zemin hazırlayacaktır.
Türkiye’nin buna karşı olması da psikolojik olarak Rumların büyük bir bölümünün bunu kabul etmesinde de bir etken olacaktır. Ve ne kadar enteresandır ki böyle bir olasılığa Türkiye ile birlikte Rum tarafında yalnızca AKEL karşı çıkacaktır. Farklı sebeplerden dolayı da olsa aynen 15 Temmuz 1974 darbesine karşı çıkıldığı gibi. O darbe de NATO’nun çıkarlarını sağlama alması için ekseni iyice kayan Makarios’a mesaj vermek için yapılmamış mıydı? Gelinen noktada böyle bir senaryoya ne siyasi ne de ekonomik açıdan Rum’un hayır deme takati zaten olmayacaktır. Bu noktaya gelmek için olası çözüm için büyük beklentiler yaratılıp yeniden başarısız olunması kolaylaştırıcı bir unsurdur. Bunu bir kenara not edin.
Anastasiadis ile kurulan ve Biden’ın ziyaretiyle onu diplomatik teamüllerin üzerinde onore eden çok yakın ilişki de bundan dolayıdır. Şimdi doğal gaz ve NATO ile ilgili beklentiler çerçevesinde dönüp ziyaret sırasında Biden’ın söylediklerine bir kez daha bakın. Görünen o ki o ziyarette söylenenler zamanla yerli yerine oturacak tarihi ifadeleri içermektedir.
Bugün gündemde olmadığı için olasılığı düşük bir fikir olarak gelebilir ama sıra ABD’nin beklentilerine gelince adanın şu anda mevcut olduğu haliyle NATO’ya üye olması Türkiye ile kriz nedeni olacaktır.
Türkiye buna karşı yakın geçmişte yaptığı gibi veto hakkını hatırlatarak reaksiyon gösterdiğinde referans noktasının bir kısmı da bugün IŞİD ile mücadele konusunda adına ne derseniz deyin ortaya çıkan algı ya da gerçek olacaktır.
Ne denilecektir?
İŞİD konusunda temkinli yaklaştın. İncirlik’i bile konu ettin. Bölgede Kürtleri baskı altına almak için ikili oynadın.
Doğu Akdeniz de çıkacak olan doğalgazla ilgili tansiyonu artıran verdiğin siyasi ve askeri demeçler var. Benim özel sektördeki halka açık petrol şirketlerime, bu risk primi olarak geri dönüyor ve işin hızını etkiliyor. Özel sektörümün rahat hareket etmesi için ben bunun güvenliğini ve sürdürülebilirliğini sağlamak durumundayım.
NATO üyesi olarak AB ülkelerinin Rusya’ya enerji bağımlılığını kırmanın önündeki bu fırsatı engeller durumda olma. Ukrayna’ya saldırmış ve soğuk savaş dönemini getirme siyasetine yönelen Rusya ile sıkı ilişkisi olan Rum tarafının NATO’ya üye olmasının öneminin de önünde durma. Bunun Moskova için en önemli ekonomik çıkış ve bağlantı kapısını kapatacağını Rumları Moskova bağımlılığından kurtaracağını göz ardı edemeyiz Tüm bunlar NATO için hayati önem taşımaktadır.
Bu noktada artık senin de Türkiye olarak yapmak istemediğin seçimleri yapma zamanın geldi diye de eklenecektir.
NATO’nun stratejik hedefleri denilerek bugün yaşananların faturası Türkiye’nin önüne getirilecektir. Bugün yaşanan hafif dozdaki krizin etkisi Kıbrıs’a da uzanacaktır.
Anlaşma olmayacaksa o zaman doğalgazın Rum yönetimi tarafından çıkmasına ses çıkartma. Bunun güvenli bir şekilde Avrupa piyasalarına ulaşması için yeterli güvenceyi sağlama görevini senin yapman pek gerçekçi değil bunun için Kıbrıs’ın NATO’ya girmesine onay ver. Kuzey Kıbrıs da sana kalsın denilecektir.
Ya da anlaşma yapılması için daha da fazla taviz ver ve hem bu seçimi yapmaktan kurtul hem de boru hattıyla Türkiye’den geçirterek bu işten nemalan denilecektir.
Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı seçenek Kıbrıs sorununu aşacak şekilde buna doğru yol alıyor.
Davutoğlu’nun KKTC ziyaretinde yumuşak bir üslup takınarak “önce Güneye sonra da Kuzeye geçip çay içelim” açılımı da bozulma ihtimali olan Türk-ABD ilişkilerinin işi bu noktaya getireceğini görmesinden dolayıdır.
NATO’ya girmeye dünden hazır Anastasiadis de bozulmaya yüz tutmuş ABD-Türkiye ilişkilerinin doğalgazın çıkmasıyla Türkiye’yi köşeye sıkıştıracağını ve masada elde etmek istediklerinin maksimumunu bu şekilde alabileceğini düşünerek hareket etmektedir. Rum bu konjonktürün oluşup oluşmayacağını görene kadar işi sürüncemede tutacaktır.  
Esas sorulması gereken soru Türkiye’nin bu durum karşısında ne yapacağıdır.
Bir seçim yapmak zorunda kalacağı kesin.
Bir taraftan Kuzey Irak’taki Kürt devletinin Batı için stratejik ortak konumuna gelmesiyle, Kıbrıs hem etrafındaki doğalgaz hem de Orta Doğu’ya bu kadar yakın ama Orta Doğu’daki günlük çatışmanın da içinde olmayan lokasyon olarak Türkiye’den ayrışan ayrı bir önem kazanmıştır.
Türkiye Orta Doğu’daki mezhep çatışmanın bir tarafı olmuştur. Batı nezdinde bölgeye yakın olmasının ötesindeki bu ayrıcalıklı köprü özelliğini coğrafi olarak taşısa da işlevsel olarak bu rolü Kuzey Irak ve Kıbrıs’a kaybetmek üzeredir. Bölgede İsrail, Mısır ve Lübnan ile doğal gazın çıkartılması ve AB’ye aktarılması için işbirliği kurabilirse NATO üyesi olacak Kıbrıslı Rumlar AB için hayati öneme sahip olacak enerji koridoru rolüne hazırlanmaktadır.
IŞİD konusunda Türkiye iki hafta öncesine göre 180 derece dönüş yapmazsa, gelişmeler Türkiye için Kıbrıs sorununu aşmış ve kendi önemini sorgulatacak bir hale gelecektir. Türkiye’nin bütünlüğü ve ekonomisi için de en büyük tehlike budur.