Bizim “Devletimiz” yapar! Hem de “Asgari ücret” gibi ötesi tüm maaşların miyarı olacak bir değerlendirmeyle!
HEM de yüzde 56’ları orsa etmiş hayat pahalılığını dikkate alınmadan!
Asıl büyük olay ise “asgari ücretli” sınıfını oluşturan, çoğunluğu özel sektör çalışanı insanlara, insanca yaşama şansı bırakmadan!
KISACA net 8 bin 600 TL olarak belirlenen asgari ücret memleketin içinde bulunduğu “hayat pahalılığını” yenebilecek bir “çare” olamadı!
Zaten işveren her zaman asgari ücret ayarlamalarından şikâyetçiydi! Bu kez de aldı başını giden enflasyonun, TL’nin döviz karşısındaki iflasının da tetiklediği başı bozuk bir piyasada, beterin beteri oldu!
DOĞRUSU kimsenin memnun olmadığı, sıkıntısını yaşadığı ve asıl nedeninin TL’nin döviz karşısında sürekli değer kaybına uğradığı bir ortamda, söz konusu asgari ücretin de yine ve büyük oranda Türkiye’nin yıllık ve zaman zaman periyodik aralıklarla gerçekleştirdiği parasal katkıları hesaplarında yapılmış olmasıdır!
***
BİR BAŞKA GERÇEĞİ DAHA YAZALIM: Doğrusu “asgari ücret” saptamasını asgari ücretliler değil.. “Söz konusu ücret üzerinden maaşları ayarlanan” ötesi çalışan kesim yani “kamu görevlileri” saptamakta yada uğruna mücadele etmektedirler! ÇÜNKÜ asgari ücret ayni zamanda memur maaşlarının çıtadaki en küçük ölçütü olarak kullanılır! Bu nedenle olmalı ne zaman asgari ücret saptamaları söz konusu olsa “memur takımı” işçiden beter ilgilenir konuyla!
***
SORUNLAR ÜRETİMSİZLİKTEN KAYNAKLIDIR! Fakat bundan öncesi büyük sorun “siyasi konumumuzdur!” Şöyle ki eğer “Devlet” isek Devlet gibi olmamız gerekirdi ama değiliz! TALİHSİZLİK şurada ki “ulusal topluluklar” siyasetlerini sosyal ve ekonomik dinamikleriyle “devlet olmak” ilkesinde saptayıp mücadele ederlerken; biz önce Devleti ilan ettik, söz konusu “yapılanmayı” da zamana yaydık. Ki “Yönetimler” döneminde de farklı değildik! Dolayısıyla varlığını ancak Türkiye”nin himayesinde sürdürebilen bir sosyoekonomik konuma düştük!
TUTUN Kİ bu konuda geçerli sayılacak sağlam “akıl yolunu” tutun ki Güney’deki Rum kadar beceremedik! Ki onlar Kıbrıs Cumhuriyetini yıkmalarına karşın “tanınmış devlet” olarak kaldılar! Oysa “yıkmamak” için her hangi bir teşebbüste bulunmayan biz Kıbrıs Türkleri Sadece Devletten kovulmadık. “Kuzey’i işgal eden işgalciler olduk!”
***
NE DEMEK İSTİYORUZ?: “Bütün yollar Roma’ya çıksa da bizim yollarımızın asla çıkmadığını!” Çünkü biz “yöntemsizliklerle plansızlıklardan dolayısıyla programsızlıktan sakıncalıyız! Siyasi yönden tanımamaktan.. Yan yana yaşadığımız Ruma karşın ayni adada Rum’un keyfine kalmış “varlığımızın devamından arızalıyız!”
VE BUNDAN sonra da TC ile Yunanistan arasındaki sürtüşmelerle ha koptu ha kopacak savaş olasılıklarını düşünürsek, bu adada siyasi statü yönünden öyle geldik böyle gideceğiz başka çaremiz yok!
Haa! Vardır eğer bazı şeyleri başarırsak! Şöyle:
***
ÜRETİCİ FERYAT EDİYOR! “Battık!” Dünkü bazı gazetelerin manşetinde de vardı. Kaldı ki KKTC’nin gerçeğidir. Ve o gerçeğin bir “fikri ve siyasi ucu” da ta 1974 kadar geriye gider.. Şöyle ki Türkiye bizi Rum mezaliminden kurtarır Kuzey’e girer ve ilk lafı “ne istersiniz biz size verir temin ederiz. Çok sızlanmayın keyfinizi de bozmayın” olur!
HAKSIZ değil! Müdafaasını yaptığı 110 bin kişilik bir cemaattir! Yedirir de içerir de sırtarır da! Zaten öyle de olur!
NEREYE KADAR AMA? Devlet olmak iddiamızı, bu Devleti TC’nin de tanıdığınca dünyaya ilan edip yeni bir siyasi ve sosyoekonomik mücadeleye girene kadar. Ki bu mücadelenin sonu ya ölümdür ya kalım yada Kuzey’den göçüp gitmek! ***
NİTEKİM bu olasılıklar nedeniyledir ki “tanınmasını istediğimiz KKTC’yi oluşturduk..
Ancak beceremiyor kendimizi hiçbir ülkeye tanıtamıyoruz! Kaldı ki Rum-Yunan ikilisinin neden olacağı “savaşmak” gibi bir olasılık da artık her zaman mümkün!
BÖYLESİ bir tehlike çemberi içinde dünden; “yarın da bugünden daha güçlü olmamız gerekmez mi?
Hallerimize bakın: Hayat pahalılığına da yenik düştük, “üretim üretim” dediğimize de yenik düştük! “Yaptık, becerdik, yarattık” dediklerimizin de KIB-TEK gibi kurumlarımız örneğinden ispatlı halleriyle sadece yüz karamız yapmadık ayakta durmaya takatı kalmayan devletin kanserojen maddesi haline getirdik!
Asıl facia artık ne Ankara’nın akıttığı parasal katkı yarıyor derman oluyor dertlerimize ne de ürettik dediklerimiz dayanabiliyor pahaya!
































