Salgın döneminde sıkça kullanılmaya başlanan “Bulaş” sözcüğünün serüveni bir alıntı ile geçtiğimiz günlerde köşemizde yayınlanmıştı.
***
Kıbrıs’ta konuşulan Türkçe dil öteden beri Türkiye Türkçesi ile zenginleştirilmeye çalışılmıştır.
Kıbrıslı Türk aydınların dil konusundaki geçmişini ilk çıkan “Zaman” gazetesinden günümüze inceleyip bir görüş elde etmek mümkündür.
Bundan anlaşılacaktır ki, Kıbrıslı Türkler kullandıkları Türkçeyi Türkiye’den etkilenerek zenginleştirmişlerdir.
Böyle olmasına rağmen “Kıbrıs ağzı” denen Kıbrıs Türkçesinin yok olduğu söylenemez; tam aksine günlük konuşmalar yazı dilinden tamamen uzaktır.
Ancak etkilenmeler sürüyor.
“Bulaş” örneğinde olduğu gibi.
Sözcük sorgusuz sualsiz kabul görüp resmi ağızlardan halk ağzına bulaşarak sıkça kullanılmaktadır.
Demek istediğimiz, Kıbrıs Türkçesi “standart” denilen Türk dilinden bulaşmaya devam ediyor.
Dil’de görülen bulaşma başka şeylerde de bulaşmayı getirmesi mümkündür…
***
Öte yandan “standart” denilen Türkçe’nin gelişimi kendi ülkesinde de sorunludur.
Menderes döneminde olduğu gibi, akepe döneminde de Türkçe dili üzerine yapılan çalışmalar baskı altındadır ve anlaşılacağı gibi eski Türkçe ya da Arapça-Farsça etkisi ile oluşan dil motive edilmektedir.
***
Mesele falan ya da filan kelimenin dilimize yerleşiyor olması değil, her şeyde bulaşmaya yakın bir toplum oluşumuzdur.
Kültürel bulaşmaya gönüllü olmak ya da kültürel “bulaş” ı umursamamak, toplumun kendi kültürel gelişmesini zorlar.
İş siyasete kadar varır.
Bulaş bulaş üzerine!
Ve bu zihinsel bulaşma kendi siyasetçilerini de belirler…
***
Dilde etkilenmelerin olmaması düşünülemez.
Ecevit’in Türkçe diline kazandırdığı “olasılık” sözcüğü nasıl kabul görmüşse, “bulaş” ve yığınla başka sözcük de böyle kabul görmüştür.
Yazan, çizen, düşünen çevreler aydınlardır.
Haliyle bu kesimin sorumluluğu yüksektir.
Burada konuşulan dil üzerinde –Türkçe bile olsa- çalışma yapacak resmi ya da gayrı resmi herhangi bir kurum yoktur.
Böyle olunca, bir toplumun kendi dilini/ağzını ve genel olarak kültürünü koruması, geliştirmesi zordur; rüzgar ne yana eserse o tarafa savrulmak mümkündür ve demek istediğimiz de budur…
***
Her şeye rağmen Kıbrıs Türkçesi kendi ağzında da olsa bugüne kadar direncini göstermiştir.
Sokakta, çarşıda pazarda, meclis kürsülerinde, ve insanların birbirleri ile yazışıp konuşarak yaptıkları iletişimde yerini korumaktadır.
Bir kaynakta belirtildiği gibi, buraya dışarıdan gelip yerleşenler de bundan etkilenmektedir.
Bunun değeri bilinmeli ve Kıbrıs Türkçesi korunmalı hatta eğitim tedrisatlarında yerini almalıdır.
Öte yandan alfabe sayısını genizden söylenen “ñ” harfiyle çoğaltmak yerinde olur ve bu başlı başına Kıbrıs’ta konuşulan Türkçe’nin kendi kültürel kimliğini ortaya koymada adeta bir simge olur.
Bunları yapacak iradenin olmadığını söylemek mümkün!
Bir yerden başlanılabilir.
Yazarlar çizerler yazıp çizdiklerine bu özelliği katabilirler.
***
Ne deñ?
































