Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NAZIM HİKMET 114 YAŞINDA İYİ Kİ DOĞDUN MAVİ GÖZLÜ DEV

Artık söz sarhoş edemiyor beni,ne başkasınınki, ne de kendiminki

İşte böyle gülüm,iyice yaklaştı bana ölüm.

Büyük şair Nazım Hikmet, bu sözleri söylediğinde artık güneşe gözü kamaşmadan bakıyordu… Bir tren penceresiyken bir istasyondu o artık. Orada son otobüsü bekliyor, o büyük karanlığı hissediyordu… Bir evin kapısız kilidiydi. Onun gibi sözlere hayat veren, tüm dünyaya şiirlerini ulaştıran büyük kalem artık sözden sarhoş olamayacak durumdaydı. Bu, ölümü beklediğinin kanıtıydı. Onun gibi dev bir şairin, aşkla, mücadele ile geçen hayatının karanlık noktası tam da sözlerden artık başının dönmediği an olmalıydı… Nazım’ın hayatıyla ilgili bu şiirde hissettiğim şey bir cüret mi, bilmiyorum? Şiirlerin dilini başka bir yönüyle de anlamaya çalıştığım bir yaş diliminde yaşamla insan arasındaki bağın ne demek olduğunu kafama vura vura anlattı bana yukarıdaki sözleri. Sözcüklerden, şiirlerden başımın döndüğü bu zamanda yaşamdan hala alıp vereceklerimin olduğunu biliyorum. Daha güzel laflar edebilme hevesindeyken yaş almakla yaşlanmak arasındaki ilişkiyi sorguluyorum şiiri ile …

‘İnsan ne zaman yaşlanır?’ diye bir yazı okudum bugün. Aklıma kazılı yanıtı şöyleydi: “aşkın yerine huzuru seçtiği zaman”… Aşkın yerine huzurlu, rahat ve güvenli bir hayat yolunu seçtiğimiz zaman mı bırakıyoruz acaba yaşamayı? Hani yağmurda ıslanmak, rüzgarı hissetmek, doğanın tüm değişimi ile ürpermek, birini deli gibi özlemek, mantıksız da olsa, saçma da olsa insan kimyasını değiştirebilecek duygular yaşamak yerine, odalarda kumanda elimizde uyuklamakla mı yaşlanıyoruz? O zaman mı yoksa bırakıyor peşimizi şiirler? O zaman mı bırakıyoruz şarkıların peşinden gitmeyi? Bir bakış ile tüm gökyüzünü hayal edebilmeyi, betonlar yerine denize, kumsala koşabilmeyi unuttuğumuz için mi ‘dünyayı telaşsız ve rahat seyredebiliyoruz’?

Büyük usta, sözün ne zaman sarhoş etmediği noktasını taktı durdu aklıma. Birkaç gündür dilimde bu sözler, nereye gitsem beni takip ediyor. Korku mu ne? Belki peygamber yaşı dedikleri yaşa yaklaştığımdan, belki alıcı kuşlar gibi başıma tüneyen korkuların yarattığı uğultudan, ya da daha bir sevinçli, bir o kadar da hüzünlü hallerimin çoğalmasından mıdır nedir, sözcüklerin sarhoşluğunun bir gün gelip sona ermesinden ürküyorum. Onun gibi büyük bir kavga ve sevda adamının bile son sözlerinin bunlar olmasından ve sanki yaşama aşksızlıktan teslim olmasından  ürperiyorum. Sanki önümdeki perde kalkıyor, insanın yaştan değil aşksızlıktan yaşlandığı hissi yerleşiyor derinlerdebiryerlere…

Hiçbir şeyden şikayetim yok zaten,
yüreğimin durup dinlenmeden
kocaman bir diş gibi ağrımasından bile.

diyor ölümsüz şiirlerini yaşamın belleğine kazıyan dev şair. Yüreğinin ağrımasından şikayeti olmadığının kabullenişi acıtıyor içimi. Onunla söyleşmek, Piraye’ye, ‘kalbinin kızıl saçlı bacısı’na yazdıklarını okumak ve milyonları sarhoş eden şiirlerine karışmak istiyorum. Bu yazıyı yazarken kafama üşüşen şiirlerin ağırlığından başım ağrıyor biraz, uykum kaçıyor… Ne yana dönsem karşılıyor beni yazdıkları:

Gözlerin, gözlerin, gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.

Bir erkeğin bir kadının gözlerinde neleri görebileceğini, o şiirdeki bakış açısının nerelere kadar ulaşabileceğine dair şaşkınlığım artıyor her seferinde…‘söz sarhoş etmiyor beni’ diyen sesine inat, çıkıyor yine kitabımın arasından ve tam da mavilikle bezenmişken gökyüzüm söyle sesleniyor bana:

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruli  hanımeli  açan evin.

Şiirlerle yaşam arasındaki o bağlayıcı, koparıcı, diriltici, farklılaştırıcı, baş ağrıtıcı, delirtici, ama yine de kopmayan bağı bildim bileli her ‘normal!’ insan gibi Nazım’dan etkilenmiş, sözlerinden sarhoş olmuşumdur. Son günlerde yaşamın anlamına daha farkı bir gözle, biraz da korku ile baktığım bir zaman diliminde, şiiri, ölümle insan, ölümle şiir arasındaki tükenme noktasının da çağrışımını yaptırdı bana.Sözün sarhoş etmemesi noktası kanımı dondurdu. Aşksızlığın bütün halleri ile evire çevire yüzleştirdi beni. Yenilenmenin, yaşlanmamanın, tükenmemenin, bitmemenin anlamı sözden, bahardan, bakıştan, duygudan sarhoş olmak olmasındı? Ölmemek, ölüme direnmek de bu değil miydi?

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığıniçin,
yaşamak yanı ağır bastığından.

dememiş miydi? Sevmenin bütün hallerini satırlara dökerek bizi sarhoş etmemiş miydi?

Erkek kadına dedi ki
Seni seviyorum,ama nasıl?
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,yüzde hudutsuz kere yüz..

Kadın erkeğe dedi ki:Baktımdudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsamkaranlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..

Bu satırları okurken ‘yaşadım’, ‘sevdim’, ‘yazdım’ diyebilmemiz için yüz fırın ekmek yememiz gerektiğini hissettim. Yazdıklarım, sözlerim ayağa kalkıp önünü iliklediler ustanın şiirleri karşısında. Ölümü beklemenin, aşktan vazgeçiş noktası olduğu sorularını sorarken, hem yazdım, hem şiirlerini okudum. Hem okudum, hemMavi Gözlü Dev’le konuştum. Ona dedim ki:
Ey mavi gözlü dev
En güzel günlerimiz henüz yaşanmamışsa eğer
Ve eğer bahçesinde ebruli çiçekler açan o ev bizi beklerse
Kalbinin kızıl saçlı bacısı el ederse bize şiirlerden
Tahir olmak da ayıp değilse ve de Zühre
Hatta sevda yüzünden de ölmek hiç değilse hele
Bütün işin yürekte olduğunu sen öğretmedin mi bize?
Şarkılarımız rüzgara çıkmalıdır diyerek sen yüreklendirdiysen bizi
Ve bir aşkın dünyayı değiştirebileceği inancını koyduysan içimize
"Seviyorum seni
Ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi"

diyen cümleleri kana-kana, yana-yana ezberlettiysen bize, ve

‘Artık söz sarhoş edemiyor beni
Ne kendiminki ne de başkasınınki’ dediysen de yolun sonunda, bir başka şiirden bir başka selam göndereceğim. Can Baba’dan bir selam sunacağım sana, yaşamla ölüm arasında. Ölümün karşısına aşkı, aşkın karşısına yaşamı koyacağım ve diyeceğim ki:

“Ben seni ölene dek seveceğim boş laf
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim…”
———————