Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Nasıl suç cenneti olduk, işte böyle…

Dün yine asayişle ilgili bir haber vardı.
Adamın adı da ülkesi de önemli değil.
Bu ülkeye öğrenci olarak gelmiş, sonra okulu dondurmuş.
Gazeteye düştüğü konu, cep telefonu hırsızlığı ve çalıntı mal tasarrufu suçlarından tutuklanması.
Ama sıkı durun.
Bu ilk vakası değil.
Benzer suçlardan tam 22 kez yargılanmış ve sabıkası var.
Tam bir suç makinası.
Herşeyden önce, bu adam 4 yıl önce okulu dondurmuş, ama hala buralarda rahat rahat kalabiliyor. Üstüne üstlük, hiç ara vermeden suç işliyor. 
Çalışma izni mi var?
Varsa, böyle bir adama nasıl çalışma izni verilmiş.
Yoksa, demek ki KKTC’de kaçak yaşamak, yaşarken de suç işlemek bu kadar kolay.
Ya bundan önceki 22 suç?
Nasıl oluyor da hapiste değil de sokakta ve sokaklarda suç işlemeye devam ediyor.
Belli ki potansiyel bir suçlu. Cezasının ağırlaştırılması, toplum içine çıkmasının engellenmesi gerekmez mi?
Daha doğrusu, çoktan sınırdışı edilmiş olması gerekmez mi?
Ama anlaşılan yetkililerin eli kolu bağlı. Muhaceret Yasası’ndaki boşluk, doğrudan sınırdışı edilmesini emretmiyor.
Asayiş sorunu ülkenin başına belayken, bu konuda yasal boşluk bırakılabilir mi?
Öncelikle, bu tür suçları işleyenlerin, cezasını çektikten sonra derhal sınırdışı edilmesi konusunda Muhaceret yasasında düzenleme yapılması gerekir…
Ayrıca doğum yoluyla değil de, sonradan evlenme veya burada uzun süreli yaşamak dolayısıyla vatandaşlık almış olsa bile, belirli suçları işleyenlerin cezasını çektikten sonra vatandaşlığının iptali ve sınır dışı edilmesi hakkında da düzenleme yapılması gerekir…
O çok beğendiğimiz AB’de durum bu.
Aslında niyet olsa, Muhaceret Yasası’na bile gerek kalmadan, öğrencilik durumu bittiğine göre zaten sınırdışı edilmesi gerekirdi. Hatta başka yasalara bakarak, mesela “kamu düzenini bozma” gibi maddelerle de bu yapılabilirdi.
Yargının yavaş işlemesi, polis denetiminin yetersizliği, icranın konuya duyarsızlığı, asayiş konusunu daha da yakıcı hale getiriyor.
Vatandaşın canı da malı da Allah’a emanet.
Suç cenneti tanımlamasını beğenmiyorsak, herkesin biraz kendine bakması lazım. Daha duyarlı, daha organize olmaktan başka çare yok.
Bir ülkede iç güvenlik zaafiyeti varsa, başka şeyleri konuşmak fuzuli olur…

YERİN KULAĞI VAR
BUNUN ÖZRÜ VAR MI:

Cumhuriyet Merclisi geçtiğimiz Yasama Yılı çalışma raporu yayınlandı. Buna göre, geçmişten kalan 7 kanun hükmünde kararnamenin 5 tanesi birleştirilerek yasa yapılmış, geriye kalan 2 tanesi ile, bu hükümetin kendi döneminde çıkarılan 3 kanun hükmünde kararname bu döneme aktarılmış… UBP’yi “kanun hükmünde kararnamelerle ülke yönetilmez, bu Meclis’in gaspıdır” diye eleştiren CTP ve DP, ellerini çabuk tutup bunları süresi içinde  yasalaştıramamışlar. İşin kötüsü Araştırma Komiteleri. 5 Komite’den sadece polis terfileriyle ilgili olanı çalışmasını tamamlamış, KTHY, DAİ-DAK, Digiteck Ltd.’nin vergi konusu ile istihdamlar konusunda çalışmalar ise sürüyormuş. Bu eksikliklerin özrü ne olacak, merak ediyorum…

DENETİM YAPMIYORUZ:
İçişleri Bakanlığı tarafından üretime katkı için verilen 91 dönüm araziden bazılarına villa ve yedek parça dükkânının yanı sıra, gecekondular kuruluyormuş. Kardeşim bir malı verdikten sonra kontrolünü yapmak, denetlemek hiç mi aklınıza gelmiyor. O kadar duyarsız ve umursamaz olduk ki, yakında memleketin tüm hali arazileri işgal edilip, Türkiye’nin yıllar öncesi gecekondu cennetine dönerse, hiç şaşırmayacağım…

HERKES ŞİKAYETÇİ:
Ülkedeki eğitim tam bir kaos, tüm kesimler eylemde…Öğrenci adil bir öğretim, öğretmen yasalardaki hakkını, Bakan ise görevden affını ister. Eğitimin sac ayağını oluşturan öğrenci, öğretmen ve yöneten, hepsi  şikayetçi. Peki ama herkes şikayetçi ise, bu işi kim çözecek? Başbakan suskun, Başbakan Yardımcısı ise parti içi dengeleri düşünerek kara kara kimi atayacağını düşünüyor. Fillerin kavgasında, bir kez daha ezilen çimenler oluyor…  

BÖYLE GELMİŞ, BÖYLE GİTSİN: 

  UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, "Siyaset kurumunu halkın gözünde değersizleştiren siyasetçiler, başarısızlıklarına kılıf olarak ‘sistem ve düzene' başvurarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar”demiş. Özgürgün’e göre sorun, sistem ve düzen değil yani. Yıllarca onlar, ülkeyi sistemsizlik ve düzensizlikle gül gibi idare ettiler. Böyle gelmiş böyle gider, kurulan sistemsizliği bozmaya ne gerek var ki… 

BELEDİYE EMEKLİLERİ HABER BEKLİYOR:
Mehmet Harmancı Başkan’ın iyi niyetinden hiç kuşkum yok. Devraldığı enkazı yönetmek çok zor biliyorum ama, umudunu Ziraat Bankası’ndan alınacak krediye bağlayan onlarca belediye emeklisi, hak ettikleri ikramiyeleri ne zaman alacaklarının kaygısını çekiyor. Hatta aralarında bu  sürede hayatını kaybeden ve geride çaresiz insanlar bırakanlar da var. Bayram öncesi bu emekli çalışanlar hakedişlerini ne zaman alacakları konusunda Harmancı’dan gelecek müjdeli bir haber bekliyorlar. Bizden söylemesi…

MAĞDUR EDEBİYATI:
Hapisten çıktıktan sonra devlet denetimindeki çocuklarını geri almak için Meclis önünde eylem yapan ailenin dramı hepimizi üzmüştü. Ancak, ailenin geçmişini araştırınca, şimdilik çocukların devlet denetimi altında tutulmalarının doğru olduğunu anlıyoruz. Soyer’in dediğinden, “marazi toplum” olduk ya, olayları tam araştırmadan duygusal takılmayı tercih ediyoruz. Söz konusu aile ile ilgili dün duyduklarımdan sonra, çocukların devlet gözetiminde kalmaları en doğrusu olacağına inandım…  

ZİRVEDEKİLER                                           

Bülent Dizdarlı: Doktor, Girne’den Torosların fotoğrafını çekmiş, bunun üstünden siyaset yapılınca da canı sıkılmış, “İtirazım var” diyor…. “Örneğin, Türk olarak dünya üzerinde en barbar ırk olduğumuzu yazıp çizenlere, ulusal kahramanlarımızı küçümseyenlerimize, toplumsal direnişimizin haksız olduğunu söyleyenlere ve hatta Mehter Marşı dinlemeyi faşistlik sayanlara itirazım var… Yunan ve Rum ulusunun bizim ebedi düşmanımız olduğunu, bunların hele de Kıbrıs’ta ortam bulsa bizi bir kaşık suda boğmak için fırsat aradığını, kısacası “Domuzdan post, Rum’dan dost olmayacağını” ve de ‘Türk’ün Türk’ten başka dostu olamayacağını’ söyleyenlere de itirazım var”. Söylediklerine aynen katılıyorum. Merak edenler, bu müthiş yazının tamamını Havadis’in web sitesinde okuyabilirler…

DİPTEKİLER
Cemal Özyiğit: TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, doğrudan hükümete ve Başbakan’a hitabederek, “DAÜ’de rektörü korumayın” diyor… Özyiğit bir sendikacı. Üstüne bir de sosyalist olduğunu söyleyen bir partinin Genel Başkanı. Bu durumda özerkliği savunması beklenir değil mi? O ne yapıyor, tam tersine hükümeti özerk olması gereken bir kuruma müdahaleye davet ediyor. Üniversitenin özerkliğinin simgesi Senato’nun kararını hiçe sayarak. Yok eğer istediği, DAÜ’nün siyasete kurban edilmesi veya üç-beş yıl önceki durumuna dönmesiyse, o zaman Sayın Özyiğit’e söyleyecek sözüm yok…