İkinci Cumhurbaşkanı ve CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın, “Evet demezsek başımıza çok kötü işler gelir” sözü, pek itibar görmemiş olmalı ki, son yapılan araştırma aksine bir sonuç çıkardı…
“Sürdürülebilir Barış ve Demokratik Kalkınma Merkezi” tarafından her iki tarafta yapılan anket sonuçları, özellikle Türk tarafında, 2014 referandumuna göre, “hayır” oylarının arttığını, buna karşın “evet” oylarında ise bir gerileme yaşandığını gösteriyor… Yani, Kıbrıslı Türkler arasında, gerek birlikte yaşama düzeyi gerek gelecekteki bir referandumda ‘evet’ oyu verme olasılığı, 2014’e göre düşüş eğiliminde…Bu oranlar Rum tarafında da 2014’e göre “evet”i, az da olsa biraz artırarak %30’lara çıkarmış…
Anketin en ilginç sonucu ise “kararsız” oylar…
Olası bir plana karşı Türk tarafında %32’lik bir kesim “kararsız” olduğunu söylerken, Rumlarda bu oran %55’lere çıkıyor…
Peki ama bunun anlamı ne? Bence kararsız oyların bu kadar yüksek olmasının başlıca nedeni, henüz ortada bir plan, hatta bir taslağın dahi olmamasıdır. Ankete katılan kararsızlar, oy rengini, ortaya çıkacak bir planı gördükten sonra belli edecekler.
Bu sonuç bir gerçeklik olarak ortada olduğuna göre, tam da burada sormamız gereken soru şu olmalı; “2014 referandumuna sunulan Annan Planı tam dört kez değişimişti. Vatandaş üstünkörü de olsa yaklaşık 4 yıl boyunca plan hakkında bilgi sahibi olmuştu. Şimdi eğer Mayıs’tan önce bir referandum hedefleniyorsa, vatandaşlar bu planı ne zaman okuyup da oy verecek..?” Hele de önümüzde 4-5 ay gibi bir süre kalmasına rağmen, ortada elle tutulur bir plan dahi yoksa, bu iş nasıl olacak..?
Tekradan anket sonuçlarına dönecek olursak, Türk tarafının 2014’ün aksine, “hayır”a yönelmesinin nedenleri çok açıktır. 2014’te “evet” için başaltılan kampanyalardaki en önemli etken Avrupa Birliği ve diğer güçlerin Kıbrıs Türklerine verdiği sözlerdi. Neydi o sözler bir hatırlayalım; “AB vatandaşı olacağız, dünya ile buluşacağız, bize uygulanan ambargolar kalkacak, direkt uçuşlar gerçekleşecekti..”. Ama bu sözlere inanıp, %65 “evet” diyen Kıbrıs Türkü ne yazık ki “evet”inin hayrını göremedi. Verilen sözler bir bir unutuldu ve Rum tarafının %75 “hayır”ı bizim “evet”i ezdi geçti…
İşte bu ve benzer nedenlerden dolayı, Kıbrıs Türkü bu kez oyunu kullanırken iki kere düşünüyor. Bir kez daha aldatılmayı göze alamıyor…2013 ve 2014’te meydanları dolduran onbinler, gösterilen hedefe ulaşmak için güçlü bir şekilde “barış ve çözüm” istencini haykırıyordu. Hedef belliydi ve o hedefe ulaşmak için mücadele ediyordu…
Bugün bir kez daha “evet” dememiz için bize konulan hedef ne peki? Talat’ın dediği gibi “evet demezsek, bizi çok kötü günler bekler” sözü, sadece korku verir, cesaret vermez. Çok daha somut ve inandırıcı hedefler konmalı vatandaşın önüne yeni bir “evet” için…
Örneğin, olası bir referandumda Kıbrıs Türkleri olarak yine “evet” dersek, Rumlar ise yine “hayır” derse ne olacak? Toplumun, bunu bilmek en doğal hakkıdır sanırım. 2014’deki gibi, “ne yapalım Rumlar hayır dedi” mazeretine sığınıp, “bir dahaki sefer inşallah” mı denecek yine. Yoksa, “hayır” diyen tarafın bunun cezasını ödeyeceğini, net bir şekilde ortaya koyacaklar mı..? Kısaca ne olacağız?
Her şeye rağmen ben, Kıbrıs Türkü’nün, 2014’deki %65’lik evet oyunu, aynen olmasa da koruyacağı inancındayım. Benim düşündüğüm, %75 gibi güçlü bir “hayır” diyen Rumların “evet”e nasıl dönecekleridir. Bunun için 2014’de “hayır” diyen yaklaşık %25’lik kesimin “evete” dönmesi gerekmektedir. Ancak son yapılan anketler göstermektedir ki, komşuda böyle bir eğilim yok…
Sonuç olarak, Kıbrıs Türkü ikinci kez aldatılmak istemiyor. Eğer olası bir referandumda Türk tarafından “hayır” çıkması istenmiyorsa, sonuçta ne kazanıp, ne kaybedeceğimiz iyice anlatılmalı, vatandaş niçin “evet” veya “hayır” diyeceğini bilmelidir…
YERİN KULAĞI VAR
ABD’NİN DERDİ GÜNEY KIBRIS-RUSYA İLİŞKİLERİ: Kıbrıs tarihinin her döneminde, Rusya Güney Kıbrıs için bir koz olmuştur. Makarios’un Bağlantısızlar Hareketi içinde bulunması, ABD’nin silah ambargosundan sonra Rusya’dan S-300’lerin alınması, şimdi de Rusya ile askeri anlaşma, üs verme gibi şantajlar… Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’un adaya yapacağı ziyaretin başlıca konusunu da askeri işbirliği oluşturuyor. Anlaşılan ABD, Rumlara silah ambargosunu kaldırarak, daha ileri bir adımı önlemeyi amaçlıyor.
ÖZGÜR VE VERGİ ADALETİ: Maliye Bakanı Birikim Özgür, twitter sayfasında, Sosyalist ve Demokratlar Grubu’nca hazırlanan ve Avrupa Parlamentosu’nun destek verdiği “vergi adaleti” konusundaki önlemleri yayınladı. Önerilerin gerekçesi şu; küçük işletmeler ve vatandaşlar toplumsal sorumluluklarını tam olarak yerine getirirken; uluslararası şirketler, dev karlar elde edip, çok az vergi ödüyorlar. Yasa teklifleri buna karşı önlemler içeriyor. Sanırım Bakan Özgür de bu politikayı benimsemiş ve destekliyor. Ama acaba bizde parlamento bu kadar cesur mudur?
HELAL OLSUN AKINCI:
Gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmalarına ses çıkarmayan, adeta parmağının arkasına saklanan bizim solcu siyasilere inat, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın iki gazeteciye verdiği açık destek takdire şayan. Solculuk dendi mi mangalda kül bırakmayan bazıları ise, “sin da gülle geçsin” mantığıyla saklanmaya devam etsinler…
SORUN ÇÖZÜLÜR MÜ:
Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun KKTC’ye bugün yapacağı ziyaretin ana gündemi, büyük ihtimalle su konusu olacak. Aylardır suyun yönetimi kousunda ortak bir noktada buluşamayan tarafların, bu görüşme sonrası soruna kesin bir çözüm bulacağı sanılıyor. Zaten başka çaremiz de kalmadı. Ya anlaşacağız, ya da yeni bir krizle karşı karşıya kalacağız…
BİRBİRİMİZİ KANDIRMAYALIM:
Rum lider Anastasiadis, Türkiye’nin AB üyeliğine şartlı destek verebileceklerini açıkladı. Şartların başında da, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması geliyor. Aslına bakarsanız zaten dolaylı olarak tanıyor da. Türk malları Güney’de satılıyor. Sportif müsabakalarda iki ülke birbirini tanıyor. Böyle olmaktansa resmen tanısın olsun bitsin. Birbirimizi kandırmanın alemi yok…
SENEDE BİR GÜN:
Tüm sene boyu yaptıkları uyduruk zamlarla vatandaşı çileden çıkaran tüccar, yeni yılın gelmesiyle birlikte, sözde indirim diye elinde kalmış malları nasıl satarımın derdine düştü. Yıl boyu yok dövizdi, yok vergiydi diye habire zam yapan tüccar, bugünlerde 13. maaşı nasıl alırımın hesabını yapmaya başladı bile…
ZİRVEDEKİLER
George Koumoullis: Cyprus Mail yazarı, Rum eğitim bakanlarının, genellikle aşırı sağcı olduklarını ve bakanların başpiskoposun etkisiyle belirlendiklerini belirtiyor; eğitim sistemindeki kanserin, siyasi parti ve kilise kontrolundan kaynaklandığını, kurtulmak için de köklerinin kazınması gerektiğini söylüyor.
DİPTEKİLER
Hüseyin Özgürgün: İktidar ortağı bir parti başkanından duyulmaması gereken erken seçim sözünü çok sık tekrarlıyor. Şimdi de Parti Meclisi toplantısında tabanına, “erken seçimin ayak sesleri duyuluyor” şeklinde konuşmuş. Bunun iki anlamı var; halkın beklentilerini umursamaması ve kendi hükümetlerinin başarılı olacağına inanmaması… “Ya tek başımıza iktidar oluruz, ya da varsın yansın memleket”… Ben bunu böyle algılıyorum, sanırım vatandaş da aynen benim gibi düşünüyor. Anlayacağınız ülke bir kez daha boşa zaman kaybediyor.
































