Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Nasıl çözüm? (Var mı sloganlaştırılmış bir Türk tezi?)

Size sorsalar: “Adanın bölünmüşlüğünden ne anlıyorsunuz?”

A) Adanın Kuzey ve Güney bölgeleri olarak savaşla ayrıldıklarını.
B) Türklerle Rumların 1974’te birbirlerinden kendi iradeleri ile ayrıldıklarını.
C) Eskiden Türklerle Rumlar birlikte yaşarlarken 1974 Barış Harekâtı ile birbirlerinden kopartıldıklarını.
D) Federalimizi gerçekleştirmek için iki ayrı bölgenin birleştirilmesini. Vesaire…

SORSANIZ KESİNLİKLE TEK CEVAP ALAMAZSINIZ: Çünkü bu adada “bölünmüşlük” önce kafalarda gerçekleştirildi! Dolayısıyla hem kafalar karıştı hem de kimin işine nasıl gelmişse öyle karıştırdı!
Nitekim müzakerelerin başlamasından beridir adanın “bölünmüşlüğüne son verme” üzerine geliştirilen tartışma ve arayışlar bizzat “görüşmecilerin” kendi siyasi tutum ve anlayışları nedeniyle de bir kaosa dönüştü!
BUNA KARŞIN: Halâ cevap veremiyorlar: Bu federasyon dediğiniz iki bölge esasında mı olacak yoksa “birleştirilmiş Kıbrıs” ahkâmlarında “tek devleti” hedeflerken “bütün Kıbrıs” mı olacak? Sakın “pöö” demeyiniz! Çünkü Rum tarafının federasyondan anladığı başka bir çözüm şeklidir Türk tarafının anladığı yahut anlamadığı başkadır!
Rum Kuzey’den daha çok toprak kaparken kendi çoğunluk iradesini tüm adaya egemen kılacak bir federal yapıyı gözlemektedir. Ki unutmayın Cumhurbaşkanlığı’nın dönüşümlü olmasını kabul etmezken Türk halkına “azınlık” statüsü layık görmektedir.
YA TÜRK TARAFININ GÖRÜŞÜ? Açık yazalım yukarıdaki sorulara Kıbrıs Türk halkı kademelerinde ve asgari müştereklerde verilecek bütünsellikli cevabı göremezsiniz! Ben kendi adıma çok sordum. Verilen her cevap nedeniyle de çok kavga ettim!
Çünkü Kıbrıs Türk halkının “sloganlaşan” bir çözüm ilkesi yoktur. Mesela ne diyor Eroğlu: “Rum tarafını ön koşulsuz masada bekliyorum.” Ne demektir bu? “Gel masaya kavgaya kaldığımız yerden devam edelim!” Niçin? Çünkü ne istenildiği, neyin görüşülmesi gerektiği, kırmızı çizgilerin neler olduğu bilinmeyen bir ilkesizlikte görüşme değil, pazarlık adına kavga kopar!
EN AZINDAN GELİN TOPLUMCA ŞU SİYASİ TEZDE BULUŞALIM: Ki geçtiğimiz gün CTP heyetinin de katıldığı ve İspanya’nın Valensia şehrinde düzenlenen Sosyalist Enternasyonali Akdeniz toplantısında da Kıbrıs’ın çözümü ile ilgili şu görüşe yer verildi: “İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon.” Ben buna Türkiye’nin garantisini de içeren ifadeyi ekliyorum. Ve özellikle “iki bölgeliliğin, siyasi eşitliğin” de altını kalınca çizdikten sonra bu ilkesel sloganı halka mal edin ki her kafadan tuhaf ve uyduruk çözüm modelleri çıkmasın diyorum. Özellikle de Cumhurbaşkanları adaylarının ağızlarından!               
**********      
Ercan Havaalanı hikâyesi (Ve Emrullah Turanlı’nın büyük düşünceleri!)

Ercan Havaalanı ihalesi Başbakan Yorgancıoğlu ile Yardımcısı Serdar Denktaş’ı karşı karşıya getirdiydi! Koalisyon hükümetlerinde zaman zaman olabilen anlaşmazlıklardan. Ki sonrası tatlıya bağlanmamış olsa bile büyük hasarlar vermeden halledildi…

Olay çok kısaca şuydu: Başından beri S. Denktaş Ercan ihalesine karşıydı. Hem yap işlet devret sisteminde süresinin çok uzun olması hem de ihale bedeli olarak… Fakat zannedersem şu açıklamayı hiç yapmadı: “Bu ihale gerçekleşmeseydi nasıl bir Ercan hava alanı gerçekleşecekti?” S. Denktaş bir muhalefet partisi mensubu gibi sadece ihaleye muhalefet etti o kadar!
Zaten Başbakan Yorgancıoğlu da “eğer ortağımız ihale sözleşmesinin hukuki iptalini haklı çıkartacak yazılı bir belge sunmuş olsaydı iptal ederdik” dedi! (Demek ki neymiş Başbakan da ihalenin iptali için fırsat kolluyormuş!) Bu durum da gösteriyor ki Başbakan ile yardımcısı Denktaş arasında görüş birliği vardı. Neydi o? “Ne yapmak ne de yaptırtmamak!” Statüko gereği “öyle gelenlerin böyle gitmesi!”
NEDEN BU KANAATE VARDIM? Geçen gün Hürriyet Gazetesi’nde Yalçın Bayer yeni Ercan’ın temel atma törenine katılmış dışımızdan bir gazeteci olarak bakın sütununda olayı nasıl yansıtıyordu. (Ben kısaca bazı cümleleri aktarıyorum)
“Taşyapı İnşaat ihaleyi kazanan konsorsiyumun yüzde 70 payına sahip… 25 yıllığına yap işlet devlet sistemi… Taşyapı 100 milyonu peşin 220 milyon lira inşaat yatırımı ve 500 milyon da yüzde 47.8’lik devlete cirodan pay ve toplamda 800 milyon Euro’nun üzerinden bir yatırım… Adanın en büyük özelleştirmesi…”
Bunlar ihalenin parasal rakamları. Asıl büyük olay ise şu: Taşyapı’nın patronu Emrullah Turanlı artık bizden biri gibi olmuş zaten Kıbrıs’ı çok sevdiğini söylüyor ve şu açıklamaları yapıyor:
“1974 öncesinde bugün yeni hava alanı ve pist için istimlâk edilecek araziler Rum’undu. Ne yaptılar Güney’de Rum mülk sahibi buldular, ikna ettiler, Mal Tazmin Komisyonu’na müracaatını sağladılar ve hemen parasını da ödeyip araziyi Türkleştirdiler. (Benzer olay ODTÜ için Güzelyurt’ta gerçekleştirildiydi.)
Ben, işte büyük düşünce, büyük yatırım dolayısıyla büyük başarı budur derim… Yeter ki istensin. Nitekim ne diyor Kıbrıs’ı çok sevdiğini söyleyen Emrullah Turanlı? “Ben Kıbrıs’ta çok şey yapacağım. Üniversite kuracağım. İlk olarak pilot yetiştireceğim. Otel rezidans yapacağım…”
Asıl büyük düşünce ise şu: “Kıbrıslı Türklere uygulanan Uluslar arası ambargoyu kaldıracağım, göreceksiniz bunu da uluslararası hukuk yoluyla yapacağım. Aklıma koydum. Ercan’a tüm dünyadan doğrudan uçuşlar için Avrupa’da hava yolu şirketi kuracağım ya da birini satın alacağım. Uluslararası alanda tecrübeli beş avukatla çalışıyorum…”
İŞTE KKTC’YE GELDİ GELELİ YAKASINDAN PAÇASINDAN ÇEKİŞTİRİLEN EMRULLAH TURANLI: Soralım: Neydi bu iş insanı ile derdiniz? Kapitalist olması mıydı? Ercan ihalesi ile sizi kazıkladığı şüphelerinizden doğan kuşkularınız mıydı? Özelleştirme karşıtı oluşunuz muydu? Ulusal serveti sıkı sıkıya KKTC’nin malı olarak muhafaza etmek gailesi miydi? Yoksa daha iyi popülizm yapmak için Ercan gibi devasa bir hava alanını elinizin altında tutmak mıydı? Asıl sorulası ise şudur: “Siz ne yapacaktınız Ercan için?”

**********
Kısaca takıldığım: (Zümre çıkarları değil, toplum çıkarları ilkesinde tanınacak bir yıllık şans)

KTAMS manşetlere çıktı. “Hedef sivil itaatsizlik!” Güldüm! Çünkü ben bugüne kadar hükümetin icraatları ile kararlarına itaat ettiklerini hiç görmedim! Sendikalar neredeyse yatak yorganlarıyla Başbakanlık kapısı önünde yatacaklar ki sabah zaman kaybetmeden eylemlerine başlasınlar! Dolayısıyla KTAMS’ın sivil itaatsizliğini olağan karşıladım!
ANCAK: Bir yandan da kendi kendime “insaf” diyorum! Bu hükümet her ne kadar kapısına dayanmadan kimselerin derdine derman olamıyorsa da bir yandan hem hazineyi kurtarmak için tasarruf tedbirleri almaya çalışıyor hem de binlerce genç üniversite mezununa aş iş sağlamak için (bazı uygulamaları beğenmesek de) yeni yeni çareler üretiyor.
Hatta ne diyorum ben. Her halde hükümetin başına saksı düştü! Çünkü son dönemlerde ataletinden sıyrılarak cevvalleşmekle kalmadı, hemen her gün yeni bir icraatın haberini verdi…
ACABA DİYORUM. Bu hükümete özellikle sendikalar bir yıllık fırsat tanıyamazlar mı? Hani şu “zümre çıkarları değil, toplum çıkarları vardır” ilkesinde!