Adadan uzak kaldığım bir haftada değişen pek bir şeyin olmadığını gördüm. Tıpkı bıraktığım gibi, yine kamuoyunda en çok tartışılan konu nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri.
Kesinleşen iki aday var artık. Birisi daha önceden “bağımsız” aday olduğunu açıklayan Mustafa Akıncı ve CTP’nin adayı Sibel Siber.
Sayın Akıncı her ne kadar “bağımsız” aday olduğunu söylese de , TDP’nin adayı olduğunu herkes biliyor.
CTP ta başından kendi adayını çıkarcağını zaten söylemişti. Zor ve sıkıntılı bir sürecin ardından, onlar da kendi adaylarını açıkladılar sonuçta. Şimdi gözler “sağ” diye niteleyebileceğimiz kesimin adayının kim olacağına çevrildi. UBP ve DPUG’nin “aday olursa destekleriz” dediği Derviş Eroğlu, “kararımı Kasım’da açıklayacağım” diyerek, aslında biryerde aday olmayabileceği mesajını da vermiş oldu bana göre. Derviş Bey adaylık için önce rakiplerinin belli olmasını bekleyerek, seçimlere yönelik startejisini belirlemeyi tercih etmişti. Kim veya kimlerle yarışa gireceğini bilmek, avantaj sayılabilirdi.
Son tabloya bakıldığında ise kişisel kanaatim, Derviş Eroğlu’nun adaylık konusunda ilk günkü kadar hevesli olmadığıdır.
Neden derseniz; kendisine destek sözü verilmesine rağmen hem UBP, hem de DPUG içerisinde, adaylığına karşı bir grubun varlığı yanı sıra, Sibel Siber’in aday gösterilmesidir.
Kim ne derse desin, Eroğlu’nun bu yarışta karşısında görmek istediği en son isim Sibel Siber’di…
Geçiş hükümeti döneminin Başbakanı olarak popülaritesini hayli artıran ve partili partisiz herkesin gönlünü kazanan Sibel Siber, son genel seçimlerde de parti içerisinde en yüksek oyu almıştı.
Yıllardır siyaesette en büyük eksiğimiz ve kaybımız olan GÜVEN, kısa bir süreliğine bile olsa Sibel Siber’le birlikte yeniden yeşermişti. Toplumun siyasetçiye olan güvensizliğini, Sibel Siber ters çevirmeyi başarabilmişti. Buna ilaveten kadın oluşu, olaylara farklı bir pencerden bakabiliyor olması ve en önemlisi toplumla kaynaşabilmesi, onların anladığı şekilde konuşması bu seçimlerde Sibel hanımı bir adım öne çıkarmıştır. Derviş Bey de bunun farkında. Bu nedenledir ki düne göre, adaylık konusunda biraz daha temkinli davranıyor…
Mevcut ve olası diğer adaylarla ilgili yorumlar yapmak için erken ama, Sayın Akıncı toplumun sevip saydığı, dürüst bir politikacı. Keşke “bağımsız” aday olacağına, yıllarını vermiş partisinin adayı olsaydı. Partiler üstü bir aday olarak her kesimden oy almayı düşünmüş olabilir Sayın Akıncı ama, kendi partisinden bir grubun da tepkisini aldığını biliyordur sanırım…
Sonuç olarak, şu anki tabloya göre bir yorum yapacak olursak, nisan ayında bol adaylı bir seçim olacak gibi görünüyor. Eroğlu’nun aday olmaması halinde Kudret Özersay’ın adaylığı yanısıra, UBP ve DP-UG’nin de kendi adaylarıyla bu yarışta olacaklarını söyleyebiliriz…
Derviş Eroğlu’nun aday olması halinde ise, Eroğlu ile Siber arasında ilginç bir seçim yarışı izleyeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın…
İpi kim mi göğüsler derseniz, bunu söylemek için henüz daha çok erken…
YERİN KULAĞI VAR
EROĞLU’NU BEKLİYOR:
Görüşmeci Kudret Özersay’ın nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağı tartışılıyor bugünlerde. Bana göre Özersay bu konuda hevesli ancak, arkasında bir partinin olmaması, onu vereceği karar aşamasında en çok düşündüren konu. Aylardır temaslarını sürdürdüğünü biliyoruz. Halbuki uğraşmasına hiç gerek yok. Gitsin bir anket şirketine bir araştırma yaptırsın. Halkın ne kadarı onu aday olarak görmek istiyor öğrensin ve sonuca göre de kararını versin. Yok eğer beklediği Derviş Eroğlu’nun kararıysa, o zaman daha çok bekleyecek…
ÇOK DİKKAT ETMELİYİZ:
Havadis gazetesinin dünkü manşetinde yer alan “Hedef Rusya pazarı” haberi, yıllardır hayalini kurduğumuz ama birtürlü başaramadığımız bir müjdeydi. Rusya’nın AB ile dalaşması bir yerde bizim işimize yaradı. Rusya pazarı önemli bir fırsat. Tüm ticaret kesimleri ve üretici örgütleri heyecan içinde. Gerçekleşir mi gerçekleşmez mi bilmem ama, şimdiden tüm ilgili örgütlerin, devletle birlikte çalışacak özel bir denetim ağı da kurması şart. Geçmişte Rusya’ya gönderilen patates ve portakalda zehir çıktığını unutmamak gerek. En küçük bir hata herşeyi bir anda mahvedebilir…
ESKİDEN OLSAYDI:
Borçları nedeniyle elektrik akımı kesilen BRTK, Maliye Bakanlığı ve Lapta Belediyesi’nin tek kuruş ödemeden akımlarının yeniden bağlanmasını eleştiren Tuluy Kalyoncu, devletin suç işlediğini iddia etti. Düşündüm de aynı olay UBP iktidarı zamanında olduğunda, neler söylenmişti. Sendikacısı muhalefeti kurumun önüne dizilip, söylemediğini bırakmamışlardı. Eskiler boşuna dememişler, “Birinin gerçek yüzünü görmek istersen, ona mevki ve makam vereceksin” diye…
HER YIL AYNI TERANE:
Uzun yaz tatili ardından okulların açılmasıyla birlikte, sorunlar da bir bir ortaya çıkmaya başladı. Bakan Arabacıoğlu’nun iddialarının aksine, hemen hergün bir okulla ilgili şikayetler gelmeye devam ediyor. Öyle anlaşılıyor ki, Eğitim Bakanlığı da eksikleri giderme yerine, tıpkı öğrenciler gibi uzun yaz tatilinin tadını çıkarmayı tercih etmişler. Bir şeyler yapmak için ille de son günü mü beklemek gerekir…
HER İŞİMİZ BÖYLE:
Son yıllarda ülkeyi tehdit eden ve ilkokullara kadar sıçrayan uyuşturucu konusunda da tıpkı eğitimde olduğu gibi vurdumduymazlık devam ediyor.Uzmanların saldrganlık kavga, adam yaralama gibi birçok olayın temelinde uyuşturucunun bulunduğuna dikkat çekmesine rağmen ne yazık ki devlet gereken önlemleri alma konusunda sınıfta kaldı… Sahi o geçen haftlarda kurulacağı açıklanan komisyonlar ne oldu?
KIBRIS ORGANİZE İŞLERE YATAKLIK EDİYOR:
Hacca gitme ayağına Cidde’den Türkiye’ye 1519 adet cep telefonu sokmaya çalışanlar, Atatürk Havalimanı’nda yakalanmış. İşin bizi ilgilendiren kısmı ilginç. İki ekip halinde çalışan organize çetenin bir kısım elemanları, Çin'den aldıkları telefonları Cidde üzerinden aktarmalı olarak İstanbul'a getirmişler, diğer ekip de aynı zamanlarda KKTC’den gelerek valizleri kendilerininmiş gibi göstererek gümrük salonundan çıkarmaya çalışmış. Nasıl ama…
ZİRVEDEKİLER
Kıbrıs Rallisi: Avrupa Rallisi’nin Kıbrıs ayağına Kıbrıs Türk ralli sporcularının katılması büyük olay oldu. Beni en çok etkileyen, ralliyi izleyen gençlerin, “Dünyalı olmak böyle bir şey demek ki” sözleri oldu. Hepsi hem gururlu, hem de buruktular. Halkın ilgisinin nedeni de bence bu duygulardı ve “Biz de yapabiliriz” demeye gittiler. İki sporcumuzun yarışın tüm etaplarını tamamlaması güzel. Emek veren herkesi kutlamak gerek…
DİPTEKİLER
Devletin İş Kazalarına Bakışı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Gürpınar, iş kazaları konusunda cezaların yeterli olmadığını söylüyor ve tadilata gideceklerini belirtiyor. Öncelikli mesele, sorumlulara ne ceza verileceği değil, kazaların olmasını önlemek olmalı. En son Girne’de can kaybıyla sonuçlanan göçük olayı bağıra bağıra geldiği halde, o inşaatı mühürleyemiyorsak, sorumlusunu cezalandırsak ne yazar. O sorumluya cezası, kaza olmadan önce verilmeliydi. Bakanlık, öyle yasa değişikliği falan beklemesin, mimarların mühendislerin defalarca yaptıkları uyarılara rağmen o inşaatı mühürlemeyenleri cezalandırsın. Bunun için de yetkisi var zaten…
































