CTP içerisindeki Cumhurbaşkanı adayı krizi sürerken, bu konuda ortaya atılan iddialar, bırakın CTP gibi bir partiye, siyasi ahlaka da aykırı… CTP’de 2013 genel seçimleriyle başlayan ve son belediye seçimlerinde tavan yapan, “bıyıklı – bıyıksız” kavgası durmak bir yana, Nisan 2015’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde daha da derinleşecek. İddiaya göre, parti içindeki “eski ve yeniler”, önümüzdeki seçimleri, birbirlerinden “intikam alma” olayına döndürmeyi hedefliyorlarmış. Durum böyle olunca da, kaybeden, adı ne olursa olsun CTP’nin adayı olacaktır.
İşin ilginci, her iki taraf da, birbirleriyle olduğu kadar, genel başkan Özkan Yorgancıoğlu ile de hesaplaşacaklarını ve seçim sonuçlarından sonra partide yeni bir başkanlık krizinin başlayacağını iddia ediyorlar…
Yani Nisan ayında yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanlığı’nı kazanmak yerine, kendi adayları üzerinden birbirlerini dövmeyi tercih ediyorlar. Hatta bir gurup, daha da ileriye giderek bu emellerine ulaşmak için partinin küçülmesine bile rıza gösteriyor. Bu hırs ve kavgayı, yıllardır inandıkları ideoloji için direnen, birlik ve mücadelenin öncülüğünü yapan bir partinin geldiği noktayı anlamakta ve izah etmekte zorlanıyorum…
Ne yazık ki ülkenin en büyük iki partisinden biri, üç-beş kişinin şahsi hırsları için heba ediliyor. Bu konuda genel başkanlık koltuğuna oturduğu günden beridir bir türlü partiye hakim olmayı başaramayan Yorgancıoğlu’nun günahlarını da unutmamak gerekir…
Bu noktada CTP, tam da genel seçimler öncesi UBP’nin durumuna benziyor.
Parti içinde yaşanan bu kavga ve karmaşanın bitmesi, partililerin “sen-ben” kavgası yapmak yerine yeniden birlik olmaları için Cumhurbaşkanlığı seçimi çok önemli. Kendileri de çok iyi biliyorlar ki, bu seçimlerde alınacak bir hezimet, birçok şeyi kaybetmelerinin başlangıcı olacaktır…
Bu nedenle adaylık konusunda izleyecekleri yol, partinin geleceğini de belirleyecektir. Ya bütünleşecekler, ya tümden parçalanacaklar.
*****
Çıkarılan yasalar bir işe yaramamış…
Merkez Bankası, 2014 ikinci çeyrek raporunu da yayınladı.
Raporun göstergelerle ilgili detayları, ekonomistlerin işi.
Ancak Merkez Bankası Bilal San’ın altına imza attığı giriş bölümü, mali dengeler konusunda siyasetin etkisini, yasal düzenlemelerin eksikliğini vurguluyor. İşin bu tarafı da, hepimizi ilgilendiriyor.
Öncelikle San, geçtiğimiz 2 yılda donuk alacakların yeniden yapılandırılması konusunda çıkarılan 4 yasanın “ülkedeki tahsili gecikmiş alacaklar” sorununun çözümüne katkıda bulunmadığı, aksine Haziran 2012’de 467 milyon TL olan tahsili gecikmiş alacakların Haziran 2014 itibarıyla 573 milyon TL’ye yükselmesine neden olduğu ifadesini kullanıyor.
Yani açıkça, çıkarılan yasaların, borçların geri dönüşünü sağlamadığını, aksine bankaların tahsilatta büyük sıkıntılara girdiğini vurguladı. Bu konuda bankacılık sektörüne verilen sözlerin de tutulmadığının altını çizdi.
Merkez Bankası raporunda, borç ilişkileri konusunda her durumun yasa ile belirlenmediği de ifade edildi. Anlaşılan hala bu ilişkiler konusunda yasal boşluklar var. Başkan San, “lütfen zamanınızı bu yasalara çıkartmaya ayırın” anlamına gelecek, cesur bir çağrıda da bulundu.
Ve yine anlaşılan, arka arkaya çıkarılan faiz affı, borç-alacak ilişkileri yasaları, sadece kötü niyetli borçlu sayısını arttırmış…
YERİN KULAĞI VAR
BU SAATTEN SONRA:
Sonunda CTP karar verecekmiş, Cumhurbaşkanı adayı Talat mı olsun Sibel mi olsun diye… Bu saatten sonra kim olursa olsun, ikisine de yazık olacak. Haftalardır her iki adayı da aslanların önüne atıp parçalatan parti, kendi olası adayına zarar verdiğini hala daha anlayamadı ne yazık ki…
GÜNDEM DEĞİŞTİRİYOR:
Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim ile Bakan Sennaroğlu arasındaki kavgayı bilmeyen kalmadı. Akim bu kavgayı gündemden düşürmek, ilgiyi başka tarafa çekmek için UBP iktidarı dönemini suçlayarak, “Bu kurum Tatar döneminde 176 milyon eksiye gitti. Bu milyonları ne yaptılar? Bu kurumda 28 kayıp araç bile var. Önce bunun hesabını versinler” dedi. Akim’in bu iddiaları doğruysa, ciddi bir suçlama. Koskoca arabalar yerin dibine girmedi ya, bu iddialarını araştırmak ve ispatlamak da aslında onun görevi. Tatar’dan açıklama bekleyeceğine, kendisi bulup açıklasa ya.
VATANDAŞ ÖDEYEMİYOR:
Merkez Bankası raporunda, Başkan San’ın yorumlarından çıkan, ekonominin iyiye değil kötüye gittiğidir. Vatandaş aldığı parayla ancak geçimini sağlarken, borcunu ödeyemiyor… Konuya uzaktan değinmekle yetinen Başbakan da, bütçede israftan kaçındıklarını söylemekle yetiniyor.
BU DA RUM ÇELİŞKİSİ:
Anastasiadis, dün Cumhurbaşkanlığı devir teslim törenine katılan Yunan Dışişleri Bakanı ile Erdoğan’a bir mektup göndermiş. Türkiye’den Kıbrıs konusunda işbirliği ve samimiyet istemiş. Diğer taraftan 1 Eylül’de Erdoğan’ın KKTC’ye yapacağı ziyareti de şöyle değerlendirmişler; “Ziyaret yasadışıdır ve adadaki ‘işgal’ olgularının bir adım daha sağlamlaşmasıdır ki bu cevapsız bırakılamaz”. Ne yaman çelişki değil mi… İş birliği ve samimiyet bekleyene bakın…
AYNI TERANE:
Her yıl okulların açılacağı dönemde yapılan haberler, bu yıl da değişmedi. Okulların açılmasına sayılı günler kala, ilk ve orta dereceli okullardaki müdür ve müdür muavini eksikliğinin yanı sıra öğretmen kadrolarının da doldurulamadığını görüyoruz. Bütün yaz uykuya yatan bakanlık, tamir bekleyen 50 okulu halen tadil etmedi. Hep deriz ya, böyle gelmiş böyle gitmez diye ama, görünen o ki böyle gelmiş böyle gidecek…
MEMLEKETİN HER YERİ FİLM SETİ:
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, “Kapalı Maraş, bir film platosu haline çevrilebilir” önerisini yapmış. İlahi Sayın Denktaş, KKTC’nin her bölgesi doğal filim platosu zaten. Her türlü filmin çevrildiği bir ülke haline geldik. Vurdulu kırdılı, polisiye, hırsızlık, tecavüz ve daha birçok konuda her gün bir film çevirmiyor muyuz? Filim çekmek için ille de Maraş olması gerekmez ki, KKTC’nin tümü doğal plato…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Kıbrıs Türkü, piyade elde savaştığı günlerde bile kendi yayınlarını susturmadı. Bankaların battığı, ekonominin çöktüğü günlerde bile yayın yapmasını becerdi. Bu hükümet, kariyerine! televizyon yayınlarını susturma becerisini! de ekledi. Bir memlekette devletin televizyonu elektriksiz bırakılıp yayınları susturulurken bazılarının da devlet olanaklarını peşkeş çekip büyük paralar kazanması söz konusu olabilir mi? Eğer o ülkenin adı KKTC ise olabilir…”.
DİPTEKİLER
Hayal Satmak: Vandalın biri 6 yaşındaki bir çocuğa cinsel tacizde bulunmuş, bir diğeri 14 yaşındaki kıza tecavüz etmiş. Ve daha buna benzer polisiye haberler her gün gazetelerin manşetlerine taşınıyor. Bunlar ne ilk, ne de son olacak. Sorunu çözecek olan emniyet güçleri ise, siyasetteki kavga nedeniyle kendi içerisinde paramparça olup, iş yapamaz duruma geldi. Ama siyasilerimiz böyle bir durumda bile çıkıp, topluma hayal satmaya devem ediyorlar…
































