Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Myanmar ve Yaşanan İnsanlık Dramı!

Ekvator çizgisi Myanmar’ın eski adıyla “Burma” yahut “Birmanya”nın  tam ortasından geçmektedir. Bu 676 bin 578 kilometre karelik ülke 52 milyonluk nüfusa sahiptir. Bu ülkede uzun yıllar komünistler ve iktidar yanlıları arasında iç savaşlar sürdü. 1952’de askeri darbe ile sosyalist bir rejim kuruldu. Adı Myanmar olarak değiştirildi. Şu anda da ülkeye “Cumhuriyet rejimi” denmesine karşın” askeri rejim egemendir…

İNSANLIK DRAMI. Son günlerde yaşanan büyük insanlık dramına gelince: Ülke nüfusunun bazılarına göre yüzde 4 bazılarına göre yüzde 10-14 aralığında olan nüfusu Hindistan ve Çin müslümanlarından oluşur.  Şu anda Arakan’da katliama uğrayıp göçe zorlanan insanlar “Çin kökenli Müslümanlardır.” Her gün televizyonlarda görüntüleriyle izliyoruz. Dünyanın en çok yağmur alan her tarafının bataklık ve içinden geçilmez ormanlarla kaplı olan bu ülkede insanlar yalınayak, aç susuz, çocukları kucaklarda, yaşlıları ağaç dallarından yapılmış derme çatma sedyelerde Bangladeş’e göç ediyorlar.

Ve başta BM’lerle AB olmak üzere dünya ülkeleri  bu büyük soykırımı, insanlık faciasını seyretmektedirler. Çünkü kıyılan Müslümanlardır! O zaman bir daha soralım ama:

NEDİR BM’LER?  Bu soruya dünyada en doğru cevabı yalnız “mağdur ve mazlum” ülkeler verir! Çünkü onlar büyük ve emperyalist ülkeler tarafından kıyım kıyım kıyılırlarken, hak ve hukukları paçavra haline getirilirken, toplu mezarlara gömülürlerken, göç yollarında kırılırlarken; şunu bilirler: “BM’ler ve AB durumu izlemekte, şayet toplantı yapmışsa “üzüntülerini” beyan etmektedir!” Bu büyük gerçeği ve insanlık dramı ile talihsizliğini Kıbrıs Türk halkı çok iyi bilir! Bilir ki BM’ler ve AB çözüm değil sorun üretir! İşte yeni ispatı: “Myanmar eski adı ile Birmanya yahut Burma ve kitleler halinde binlercesiyle soykırıma uğrayan Müslümanlar! Fazla söze gerek var mı?

—————————————————————————————————————————————–

BÜYÜK İŞLERİN YÖNETİCİLERİ OLAMADINIZ!

Köşemde yazarken “büyük düşüncelerin eserlerini” paylaşmak isterdim!

Yorumlarıma “karamsarlıklarımı” değil, “sevinçlerimi katmak isterdim!

Kelimelerimin renkler cümbüşünde cenneti tasvir eden resimler oluşturmasını isterdim!

Yazarken sevinçten kanatlanıp uçmak isterdim!…

Çok şey “istedim” değil mi? Üstelik imkânsız değil mi? Artı, büyük hayal değil mi? Hele bu memlekette bu yönetimle değil mi?

OYSA: İnanın ki çok bir şey değil istediğim! Aynen sizlerin de Kıbrıs Türk halkının da istediğince biraz huzur, biraz tertip temizlik, biraz  düzgün alt yapı, biraz istikrar, biraz ciddiyet ve biraz hukukun üstünlüğü işte!

MESELA: Siz Sn. Kemal Dürüst! Her devrin adı ile müsemma  “Bakan”ı oldunuz!  Geçmişte ve şimdi de iki zor Bakanlık vardı, ne sendikalardan kurtarabilirlerdi yakalarını ne  yurttaşların serzenişlerinden kaçabilirlerdi. Halen de öyledirler, biri “Eğitim” diğeri “Sağlık Bakanlığı!” Sizin sayenizde Sn. Bakan bir üçüncüsü  daha ulandı yanlarına: “Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlığı!”

Sn. Bakan açıkça yazayım. Bırakın bu memleketi karanlıklardan aydınlığa çıkarmayı, Akşamları yolları bile kurtaramadınız  karanlıklardan, trafik kazalarının sorumlusu ve suçlusu durumuna düştünüz!

HELE: Oldu mu ya Sn. Bakan? Karanlıklardan kurtaramadığınız memlekete nazire, haftalardır insanları Bakanlığınızı  çok yakından ilgilendiren ve medyanın adını “skandal” koyduğu  bir atama olayı ile çalkalıyorsunuz yapacak bir başka iş kalmamış gibi!

Ki Sn. Akıncı “(anlatmaktan bile usandığım bu abuk sabuk atama kararını) “siyasal etik ve devlet kurumlarıyla makamların saygınlığı açısından uygun bulmadığını” söyleyerek imzalamadı!

BÜYÜK İŞLER: Özledik!Su” gibi mesela! Büyük olaydı. Ne yaptınız ama? Sevindiremediniz, güldüremediniz, hatta çeşmelerden aktığı halde içiremediniz insanlara! Kuraklıktan çatlayan topraklara salamadınız!  Çünkü siz büyük işlerin yöneticileri olamadınız!

_______________________________________________________________________________

KISACA TAKILDIĞIM: (ATALAY BEYEFENDİ’NİN BAŞARISIZLIĞI!)

(Dün Hüseyin Ekmekçi’nin Atalay beyefendi ile ilgili   yazısını “çok önemli” diyerek bir yana koyuyorum ve  bir başka açıdan ekliyorum)  Atalay beyefendiye müzakereler devam ederken çok çattımdı. Yok! Din iman olayından dolayı değil. Sümme haşa! Herkesin dini imanı kendine.  “Fakat konu eğer “Kıbrıs sorununun çözümü” için okunup üflenecek  duaları aşıp, papazlar, hahamlarla el ele   kol kola siyaset sahnesinde “arzı endam eylemeye gelmişse” işte orada zihnim takılır!

Çünkü aylarca onca hoşamadilere, birlikte toplantılara, turlamalara, “barışçı çözüm” açıklamalarına kadar türlü çeşitli sloganlarla sarmalı  din adamlarıyla olagelen toplantı ve etkinliklerden sonra, Hrisostomos tek bir şey söyledi hâlâ ayni şeyi söylüyor: “Çözüm olsa da yürümez!”

Yani Atalay beyefendi o Hrisostomos’a “keşke çözüm olsa” lafını bile söylettiremedi! (Aslında böyle bir din adamının ki kendisi Allah’a bizden çok daha yakın olmalıdır, Görevinde ne kadar başarılı olduğu da şüphe kaldırır!)

Başbakan kendisini görevinden almak istedi, Sn. Akıncı “bana gerekçe gösterin” dedi! İşte Ekmekçi’yi tamamlayacak  bir gerekçe daha:

“Bir yılı aşkın süredir Atalay beyefendinin elinden tutup gezmelere gittikleri Hrisostomos’u enosis yemininden bir milim geriletemedi. Oysa sorunun çözümsüzlüğünün asıl çıban başı o Hrisostomoslu kilisedir! Eee ne yaptı Atalay beyefendi o anlı şanlı toplantılarıyla? Sonuç ortada. Demek ki başarısız!  Görevinde kalsa ne yazar!