Mustafa Akıncı ile yeni müzakere dönemi başlarken aklıma şu sorular takılıyor:
Bugünkü müzakereler Annan Planı müzakerelerinden daha mı zor ilerlemektedir, niçin?
Annan Planı’nda uzlaşıya varılan konular bugünkü çözüm sürecinde referans olara kabul görmekte midir? Yoksa geçen zaman ve değişen koşullar nedeniyle gündem dışına mı itilmişlerdir?
Gerek Annan Planı’nda gerekse bugünkü müzakerelerde hangi konu üzerinde mutabakata varmak zor olmaktadır?
Bu sorulara cevap veremedim! Çünkü Annan Planı’ndan sonra Kuzey’de büyük değişiklikler oldu. Dolayısıyla iki toplum arasındaki siyasi ve ekonomik farklılıklar azalırken, Güney boyunu posunu aşan işlere girişti! Sonuçta hem ekonomik krizlere düşüp fakirleşti hem de Doğu Akdeniz’de yeni kriz yarattı!
BU NEDENLE. Bugün Anastasiadis’le masaya oturacak olan Akıncı, öncesi “görüşmecilerden” çok daha güçlüdür. Dolayısıyla “çözümü sağlamak için ödün vermeyi değil, aksine siyasi eşitliğe dayalı federal Kıbrıs’ı tesis etmek için mücadele edecektir… Bu da, şu anda dıştan bakarken “oluşturucu veya kurucu” olsun “iki Devlete” dayalı çözümü çağrıştırmaktadır! Yani Rum tarafının korkulu rüyası! Öte yandan?
NEDİR MÜZAKERELERİN EN ZOR KISMI?: Tabii ki “yürütme” ile en sona bırakılan “mülk sorununun” çözümüdür.
Annan Planı’nda “yürütme” çok çetrefildi. Buna karşın Devlet Başkanlığı Görevi “Başkanlık Konseyine” veriliyordu. Başkan ve başkan yardımcısı Rum Türk olarak 20 ayda bir dönüşümlü görev değişikliği yaparlarken, her 5 yılda da nüfusu daha çok olan “devletten” yeni bir Cumhurbaşkanı seçilecekti…
“Çetrefil” dediğim ve çok kısaca aktardığım bu basit “yürütme” olayı bile oluşacak Federal Devlet’in gerçekten iki halk katlarında uygulanmasının o kadar da basit olmadığının somut ispatıdır. Öyle “hemen şimdi çözüm” demekle ne “barışı” kurtarmak mümkündür ne de her şeyden çok daha önemli olan “istikrarı” sağlamak mümkündür. Bize benzer son “federal sistem” uygulaması Bosna’da yapıldı şimdi savaşıyorlar!
KISACA. Türk-Rum halkları liderlik ve ilgili organlarının bir araya gelerek Kıbrıs adasını hem içte hem dışta huzurlu kılmaları elbette temennimizdir ama doğrusu “bu iş nasıl olacak” sorusuna hâlâ cevap bulamadık!
**********
Turizm dediğimiz: (Tüm memleketi cıvıl cıvıl saran bir şenliktir! KKTC’de suskunluk!)
Tahmin ederim KKTC ekonomisine katkıda bulunacak her türlü yatırım ve girişim karşısında siz de sevinirsiniz. Nitekim ben ne zaman “turist” etiketli bir yabancı ile konuşma fırsatı bulsam ilk sorum şu olur? “KKTC’yi nasıl buldunuz?”
Geçmişte dudak bükeni çok olurdu! Dobra dobra “pissiniz” diyeni de az değildi! Bizi az biraz daha yakından tanıyanlar ise “sizin kadar çocuklarına düşkün insanlar görmedik” derlerdi.
Fakat Kuzey’de yatırım olanakları arayan yabancılar hâlâ yakınmaktadırlar. “Hantal merkeziyetçi bürokrasiniz nedeniyle bu ülkede iş yapmak mümkün değildir! Kırtasiyeciliğin, bürokratik engellerin içinde boğuluyorsunuz!”
Buna karşın bizim de onlardan şikâyetimiz vardır: “Büyük Anavatan insanları” olarak KKTC’yi “Yavru vatan” lafına sarıp gargaraya getirdikten sonra her bir işleri ile yatırımlarını beleşe çıkarmak açıkgözlüklerinden dolayı! Mesela şu Bafra!
Vakti zamanında Serdar Denktaş TC’li işadamlarına otellerini yapmak için o güzelim sahillerde araziler dağıtırken yöreyi “ikinci bir Aya Nappa olarak yaratmak hedefindeydi.” Neden olmasındı eğer arsa kapatanlar otellerini yapsalardı!
Şimdilerde casinoları nedeniyle doluluk oranları iyi de olsa tutun ki koskoca sahil o üç turistik otelle ıssızlıkla yalnızlığı yaşıyor! Oysa turizm “cıvıl cıvıl kalabalıkların sevinç ve mutluluk çığlıklarında büyür!
VE GELDİK TURİZM OLAYIMIZA. Günlük TC gazetelerini alanlar magazin sayfalarında “Kıbrıs” adına artık çok daha sık rastlarlar. “Falan ünlü, filan şarkıcı KKTC’ye bayıldı” haberleri çıkar. Bazı ünlüler bu asude ülkeden ev alacaklarını, Kıbrıs insanının ne kadar medeni olduğunu da söylerler… İşte o sözünü ettiğim “sevincim” bu nedenlerledir! Çünkü bizimkisi gibi adalarda ne ağır sanayi oluşturabilirsiniz ne daha çok ürün için kurak çorak topraklarını zorlayabilirsiniz…
Zaten gelecekte çözüm de olsa KKTC’nin “ne olacağının” yol haritası yavaştan belirmeye başladı: Üniversiteleri ile işaretlenirken, turizmi ile kalkınan bir Kuzey! Nitekim buradaki Turizmciler, TC’nin de dikkatini çeken reklam ve tanıtımları ile KKTC’yi çoktan “turizm beldesi” olarak lanse etmeye başladılar.
ANCAK! O büyük “boşluk” devam ediyor! Kıbrıs Türk turizminin “donmuşluğunu eritmek” mümkün olmuyor. O “cıvıl cıvıl” dediğimiz turizm sadece otellerin şarkılı türkülü Casinolarında var, onlar da memleket turizmine yansımıyorlar.
MESELA: Artık rutin ve bizden bir gelenek haline gelmişliği ile hemen her Pazar günü bir köyde “festival” adıyla kurulan “panayırların” iç turizmi ayağa kaldıran gerçeğini, “memleket turizmine” ayni ruhla adapte edecek heyecan ve çabayı gösteremiyoruz… Turizme de turiste de yabancı duruyoruz! Kısaca: Turizmi KKTC ile emiştirmek için bu konuda uzman tetikçilere yahut dinamizm getirecek ateşçilere ihtiyaç vardır diyoruz…
**********
Kısaca takıldığım (Sınır kapıları açılsın derken…)
“Maraş verilsin! Yeni sınır kapıları açılsın!” Hiç mesele değildir. Zaten bunlar bugün değilse yarın olacaklar. Asıl mesele şudur ama.
Maraş’ın verilmesini, mesela Derinya ve Aplıç Kapılarının açılmasını Türk halkının “yeni umutları” olarak lanse etmek! Ki “bu kapılar açılacak, Rumlar Kuzey’e Türkler Güney’e akacak ve Kıbrıs Türk halkı ekonomik yönden kalkınacak!”
Dam başında saksağan vur beline kazmayı! Ki bu kapılar 2013 yılında açıldıydı! İnsanlar Kuzey’e Güney’e akarak evlerini yerlerini gördülerdi… Fakat kimse çıkıp bu kapıların açılmasından sonra Rum müşteriler sayesinde KKTC ekonomisinin ihya olduğunu söylemesin çünkü olmadı! Fakat Türk’ün Rum çarşılarını ihya etmesi hem gerçekti oldu, hem de olmaya devam etmektedir!
VE O BÜYÜK TASAVVUR: Maraş açılacak imar iskân işleri başlayacak, Kuzey’den Türk işçileri Güney’e geçip inşaatlarda çalışacak ve Kuzey’e para akıtıp ekonomiye katkıda bulunacak!
Başından beridir yüzümü utançtan kızartan bu olaya takılırım: “Türk’ün Rum patronlarının yanında işçi ırgat olarak çalışması kaderini hiç mi kıramayacağız? Biz hep Rum’un yaratacağı işlerde çalışarak mı hayat hakkı gözleyeceğiz?”
TABİİ DURUM ÖYLE DEĞİLDİR: Güney muhtac’ı dide duruma düştü ki Kuzey’e himmet ede! Köprülerin altından çok sular aktı. Fakat bizdeki “fikri sabitlerin” kafası hiç değişmedi! Türk-Rum ilişkilerini iki halkın yakınlaşması çözüme katkıda bulunması olayından saptırdılar ve yerine Rum patronun, Rum ticaret ve ekonomisinin, Rum sultasının emrine sokulacak Türk halkı imajı yaratmak stratejisini soktular! Çünkü kafalarındaki birleşik Kıbrıs olayı işte o Rum’un o Türk’ün hayatına koyacağı ipotektir ki Türkiye’nin Kuzey’de söz hakkı kalmasın! Yazık ama! Sonuçta KKTC itibarının korunması gereken bir devlettir…
































