Siz kışıladıkça o muzır bir eşek arısı gibi etrafınızda vızıldayıp dönüyor, korkutup tedirgin ediyor! “Müzakerelerden” söz ediyoruz! Rum tarafındaki seçimlerden önce yeniden başlama olasılığı yoksa da taraflar öncesi müzakerelerin rövanşını yeni bir müzakere masasında almak düşüncesinde birbirlerine hâlâ sataşıp peşrev çekmeye devam ediyorlar!
Tabi Montana sonrası suçlamalarla devam eden siyasi atışmaların bir nedeni de KKTC liderliğinin hangi yöne gideceğine karar verememesidir! Mesela müzakereleri tümden akıldan çıkartıp hâlâ Zümrüd’ü Anka kuşu gibi adı var kendi yok şu “B” hatta “C” planlarını uygulamaya mı sokalım? Yoksa Rum tarafının can kurtaran simidi gibi sarıldığı “Guterres Belgesine” biz de mi sarılalım? Kimse bilmiyor!
****
GÜNEY FEDERASYONA HAZIR DEĞİL! “Bilinmezlikler” hâlâ siyasi sorunla ilgili bir konsensus sağlamayı başaramamış Sn. Akıncıyı da sıkıntıya sokuyor! Buna karşın hükümeti alîmizin yarattığı “aşıklar maşuklar, dostlar sevgililer, vatandaşlıklar krediler, memleketi boğan pislikler arasından, nasılsa sıyırıp yetki ve sorumluluğuna kaydettiği siyasi sorunu “tek kale” salâha götürmeye çalışıyor da nafile!
ÇÜNKÜ: Son zamanlarda Sn. Akıncı’nın üzerine sık sık açıklamalar yaptığı şu “siyasi eşitliğimizi” Rum tarafının aynen garantilerde olduğu gibi tanımasının ne mümkünatı vardır ne de ileride olasılığına yönelik bir umudu!
Oysa ne diyordu Sn. Akıncı BM’ler’de Guterres’le görüşmesinde: “Rum tarafı federasyona ve eşit ortaklığa hazır değil!”
Rum tarafı sadece bunlara değil, aslında olası anlaşmanın AB’de “birincil hukuk olmasına” da hazır değil!
PEKİ NE OLACAK? “Sorunla ilgili açıklamalar, dalaşmalar, Güney’le sürdürülmeye çalışılan kandırmaca, yutturmaca yapay ilişkiler; falanla vaziyetler idare edilecek! Tutun ki bizi de inandırdılar, Rum’daki seçimleri beklemek gerekiyormuş! Kaldı ki bizde de olası seçimler kapının ardında! İşte şimdi oraya geliyorum:
********** GEÇEN HAFTAYA NERESİNDEN NASIL BAKALIM?
Bakacağız da neresine nasıl? Her tarafı lime lime dökülen bir KKTC! Mesela yeni ders yılı yine eksiklikler aksaklıklarla başladı! Adli yılın açılışında memleketteki en büyük sorunun denetimsizlik olduğu yeniden vurgulandı! Her üç ayda bir yayımlanan “Göç Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezinin” memleketin püri melalini ayazlatan anketi tüm açmazlarıyla bir daha yayımlandı!
HANGİ BİRİNE BAKALIM? Sn. Başbakanımızın özel yaşamı içinde oluştuğu iddia edilen ve TC medyasına kadar düşen haberlerle süslenirken insanların ağızlarında vıcıklaşmış sakız gibi çiğnenen “vatandaşlıklar olayı” ile ilişkilendirilen “sevgili” hikâyelerine de mi bakalım! Ki merak edersiniz!
Hükümetin Başbakanının işi mi kalmadı yapacak! Haa, “dedikodudur” da bu memlekette yargı vardır, kimin kime çamur atmaya, karalara boyamaya hakkı vardır ki? Ama bakıyoruz bir iki kırık dökük kelimeli açıklamadan öte hiçbir tepki yok!
Eski Cumhurbaşkanı Francois Hollande’ın da Fransa gibi mezhebi geniş, toleransı büyük bir ülkede adı bu tip olaylara karıştıydı ama ne ülkede ne de dünyada hoş karşılanmadı ayıplanıp kınandıydı! Politikacılara yakışmıyor kısaca! Üstelik geçen haftanın en önemli olayı bu ise ötesi olaylara hükümet icraatları yönünden hangi yüzle bakacağız ki? ****
GÜVENSİZ TRAFİK: Geçen hafta artık KKTC’nin “büyük ve çözümsüz sorunları arasına giren (ki o sorunlar “Kıbrıs siyasi sorunudur” bir, “çevre pisliğidir” iki ve şimdi sözünü edeceğimiz “trafik sorunudur” üç) bir kez daha gündeme taşındı! Hatırlarsınız Meclis Trafik sorununun çözümüyle ilgili olağanüstü toplanıp komite de oluşturmuştu, emirlerine bütçe de ayrılmış hatta 30 milyon da harcanmış ama trafik kazalarının beter oluşu önlenememiş!
Geçen hafta “AB Sürdürülebilir Ulaşım Enstitüsü” yöneticisi Dr. Jürgen Perschon AB komisyonu tarafından düzenlenen “Temiz, Akıllı ve Paylaşımcı Ulaşım” panelinde konuşurken “Kıbrıs’ta trafiğin güvenli olmadığını” söyledi..
Bunu zaten biliyorduk. Ama Kentlerin arabalar için değil, insanlar için yapıldığını, çocukların rahatlıkla oynayabileceği alanların olması gerektiğini de biliyor muyduk? Ki ben zaman zaman “köşemde” bunlara “köpeklerimizi dolaştıracağımız alanlar da olmalı” eklemesini yaparım!
Kısaca memleketi doymak bilmez bir iştaha ve sorumsuzlukla harcadık! Arabaların yollarda birbirine vura çarpa gidip geldiği, her tarafın hatta kaldırımların bile araba park yerine dönüştüğü, betonarme yığınlarıyla doldurduk! Bundan sonra bu trafiği bu çarpıklık içinden çekip kurtarmak mümkün değil! Ne “çevre yollarına” saçma sapan bir ifadeyle “kaçış yolları” deseniz ne de cezalar üstüne cezalar yığsanız! Günahı da vebali de “her şeyi bilen” “kendini dünyanın odağı zanneden” biz Kıbrıslı Türklerindir! Ki bir gün o geleceğin büyükleri olacak çocuklarımız yarattığımız bu acube çarpıklıklara tahammül ve cesaret gösterip Kuzey’de yaşamaya devam ederlerse yedi ceddimize hayırdualar edecekler! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (TEZ BİR TÜRBE BULUNA!) Memleketin ahvali iyi değil. Her bir kurumu çarpık yamuk yumuk. Devlet “başından” kıçına dökülüyor. Çare?
Hoca Nasrettin’e okuyup üflesin de düzselsin diye felçli bir çocuk getirmişler. Hoca bir bakmış, “aha şurada bir türbe var götürün üzerine işesin” demiş! “Aman Hoca efendi demişler ya çocuk çarpılırsa!” “İyi ya demiş Hoca, o zaman düzelir! Tavsiyem: Bakanlar kurulu hemen ve tez elden bir türbe arasın!
































