Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakereler yeniden başlarken

Mont Pelerin bozgunundan sonra  Rum tarafının pişmanlık duyduğu bir gerçek! Çünkü  “tek başına inisiyatif” yüklenmekten kaçan Anastasiadis bir taktik hata ile  son anda Mont Pelerin’i terk ederek “gidip bir de Çipras’la görüşeyim” demeseydi, belki de  bu bozgun yaşanmayacaktı,  hatırlarsanız!

Oysa o son ana kadar  harita üzerindeki kriterler konuşulmuş, mesela Türk tarafına yüzde 28.2 ile29.2 arasında toprak bırakılacağı üzerinde bile uzlaşıya varılmıştı. Doğrusu bu oran Türk tarafı için alabildiğine makuldu. Hele  Kuzey Güney sınırları girintili çıkıntılı değil de belirgin doğrulukta saptanırsa kabul görmemesi mümkün değildi.

Tüm gelişmeler çözüm umutlarını  yeşerterek devam ederken ve bizzat Anatasiadis “çok umutluyum” derken son anda Mont Plerinden ayrılarak Yunanistan’a gider. Ve ne  olursa orada olur!

(Bir parantez açıyorum. Ulusal Konsey’inden çözüm için yetki alan Anastasiadis’in müzakereleri berhava eden bu davranışına Rum medyası ve sorunla ilgili siyasiler tepki gösterirlerken bakın Anastasiadis’e hangi kelimelerle saldırdılardı: “Korkak, aptal, her zamanki gibi inisiyatif yüklenemeyen…)

Nitekim Anastasdiadis’in “toprak kriterlerini” konuşup fakat harita üzeride  Sn. Akıncı ile tespitlerini yapmadan 5. Konferansa havale etme politikası da bu eleştirilerin içinde yer aldıydı!  Sonuçta Atina ziyareti sonrası Yunan Dışişleri Bakanı Kocaş’ın  “Türk askeri adadan çekilmeden 5’li konferansın  olamayacağı açıklaması” masayı berhava etmeye yettiydi!”

RUM’UN PİŞMANLIĞI:     Bir doğrunun altını çizelim. Bugüne kadar hiçbir müzakere hatta referanduma gitmesine karşılık Annan planı bile çözüme bu kadar umut kapısı açmadıydı. Bunda Türk tarafının çok iyi niyetli tutumu kadar Rum tarafının da mevcut siyasi koşullar içinde artık “istediğini değil, ancak kendisine verilebilecekleri” alacağını anladığının bilinci yatıyordu.

Nitekim Rum tarafı Annan planı döneminde açılan kapılardan Kuzey’e çok gelip gitti. Görüp tanık olduğu ise Türk halkını ambargolara tutsak edip, tanınmamışlıkta bıorakmasının pek işe yaramadıydı.. Aksine gördüğü şuydu:  Tüm baskılara karşın Kuzey,  Güney Rum’nun artık istese de istediğince sahip olamayacağı kadar gelişmiş bir konumdadır ve eğer bugün de Kuzey’den bir çözüm sonucunda alabileceklerini almazsa yarın çok geç kalacaktır!  Üstelik Türkiye dünden çok daha köklü Türkiyelilerle Kuzey’dedir ve bu yayılmayı durdurmak ancak çözümle mümkün olacaktır!

BU GERÇEKLER: Önceleri de yazdıktı. Müzakereler koptuğu yerde yeniden başlar. Çünkü her iki tarafın da çözüme ihtiyacı vardır! Şimdi görüyoruz ki Eide’nin de girişmi ve Sn. Akıncı’nın makul politikası ile müzakereler fakat bu kez “ucu açık” olmadan, evet koptuğu yerden başlayacaktır.

Bunlara karşılık geçen günkü Köşemde  yazımı şöyle bitirdiydim: “Türkiye ile Yunanistan arasında  uzlaşı olmadan müzakerelere başlansa da sonuç değişmez.” Bazılarımız bu yargıyı beğenmeseler de gerçek budur. Çünkü her zehirin mutlaka bir panzehiri olmalıdır ki adadaki siyasi dengeler bozulmasın.


         SON GÜNLERİN BUNALIMLARI!       

Son günlerde tatsız olaylar yaşıyoruz, üstelik bir süre daha bu tatsızlıkların  acıları ile  yanmaya devam edeceğiz.

Ancak: Dövizin vurgunu irademizin dışında gelişiyor. ABD’de Trump’ın Ocak’ta resmen Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasına kadar istikrarsızlığın devam edeceği  söyleniyor. Yani kısa bir süre değil!                                            Ne var ki    dövizin sürekli Türk lirasını tokatlamasına, insanların nafakalarıyla oynamasına,  ceplerindeki paraları eritmesine karşılık “yetkili ve sorumlu makamlara” bakıyoruz, tek fiskelik tedbir almıyorlar! Ve aklıma geliyor:

Türkiye bankalara emir verdi. Kim dış ülkelerden “değerli varlıklarını” TC’ye taşırsa bankalar sorgusuz sualsiz o “varlıkları” kabul edecek. (İster helal olsun ister haram. İster vergisi ödenmiş olsun  ister ödenmemiş olsun. Bunun da TC’ye nasıl bir çare olacağını anlamadım ama seksen milyonluk ülke bakın nasıl çareler üretiyor!) Öte yandan dövize karşı TL’yi daha çok tedavülde tutacak tedbirleri de alıyor…”

YA BİZ: Aradan 43 yıl geçti! Bu 43 yılda KKTC’ye baktıkça ne dediler TC’deki muhteremler? “Ekmek elden su gölden Cumhuriyeti!”

Öyle miyiz? Evet! Çünkü 43 yıldır çözemediğimiz pek çok sorun yanı sıra belki çözümü imkânsızdı ama “TL kullanırken döviz karşısında mağduriyeti en aza indirecek bir mali sistem yaratamadık!” Bugün de “kolaycılığın, hazırcılığın sonucu olmalı, döviz vurgunu yerken bile tevekkel ya Allah diyoruz!” Oysa Allah insana çare üretsin diye akıl izan verdi!

Ne var ki geçtiğimiz günlerde S. Denktaş “TC’den ithalat TL ile olmalı” dediydi. Bu da bir çaredir üstelik çok geç kalınmıştır. Eğer hâlâ söylediğinin arkasında duruyorsa Ankara’ya bunu anlatmalıdır, çünkü bu kez eğer iflaslar yaşanırsa 2001’i aratacaktır!

 


       KISACA TAKILDIĞIM: (NEREYE KOŞUYORLAR?)                                                            

Bir trafik kazası sonucunda  iki gencecik öğrenci kızımızın ölümü memleketi ayağa kaldırdı. Kambur üstüne kambur olarak eklenen sorunların, son patlama noktasında tutun ki  bir toplumsal indifa yaşandı! İnsanlar artan trafik kazaları ile ileriye alınamayan saatlerden dolayı  tepkilerini ortaya koydular, hükümeti protesto ettiler!

Fakat “feci olayın” bir vasıta  olarak kullanılıp sadece hükümeti değil, Türkiye’yi de hedef alan tepkisel eylemleri ve bu eylemlerde ilkokul öğrencilerini bile kullanacak  kadar hadleri ile kanunları aşanları gördükte; “işte asıl büyük kaza  budur” dedim! Tüm KKTC’yi töhmet ve şaibe altında bırakan kaza!

       PROVOKASYON: Açıkça yazayım: “Eğer bugün “Rum tarafınca beslenip, Türk tarafında Türkiye’ye karşı çıkışlarıyla ödülendirilenler varsa! Rum tarafının bu “özel görevlileri”  Türk tarafında faaliyet gösterirlerken TC ile TC’nin adadaki varlığına inanan yurttaşları hedef alıyorlarsa…

Bu gelişmeye ne “demokratik teamül” denir ne de özgür düşünce! Çünkü olay KKTC’de Güney’den yana tutumlarıyla öne çıkmış bir “örgütlü tarafın,” Kuzey’de “Türkiye ve Türkiye’nin güvencesine inananlara”  karşı çıkışları ile yarattıkları bir yeni mücadeledir. Olayın adını koymak istemiyorum! Fakat yapılan yanlıştır diyorum!