Müzakereci Kudret Özersay’a göre geçen günkü toplantıda “konuların özüne dair çok derinlemesine bir tartışma yapılmış.” Yine Özersay’a göre “resim netleşiyor.”
Anlıyoruz ki taraflar bir yandan iskandil yaparlarken öte yandan Kıbrıs tuvaline geleceğin çözüm resminin fırça darbelerini atıyorlar… Pekala nedir görüşülenler? Açıklandığı için biliyoruz, bir daha hatırlayalım:
1. YÖNETİM: Özersay’ın “üç önemli ve temel konu” dediğinin olası federasyondaki ilk ayağı “yönetim şeklidir.” Tabi yönetime şekil verecek olan “Merkezi Hükümetin” en dinamik organı “Yürütmedir.” Özersay açıklarken, “federal Yürütmenin nasıl seçileceği, kararların nasıl ele alınacağı gibi konularda Rum tarafının görüşlerin alındığını” söylediydi.
2. FEDERAL YETKİLER: Kuzey Güney Federe Devletlerin kendi içlerindeki yetkileri. İleride çok baş ağrıtacak bir konu çünkü Eroğlu’na göre Tek Egemenliğin altındaki bu “Kuzey Güney kanatlarının kendi içlerindeki egemenlikleri” bazı siyasi çevrelere göre konfederasyonu çağrıştırıyor ki Rum tarafınca kabul edilebilir değil. Dolayısıyla ya yetkileri budamak isteyecek yahut da sonunda “kabul edilemez” deyip muzırlık çıkaracak! Nitekim bu konunun derinliğine tartışılması geçen günkü toplantıda varılan mutabakatla bir sonraki toplantıya ertelendi.
3. MÜLKİYET KONUSU: Hatırlarsınız “en son görüşülecek konuydu.” Fakat Rum liderliğinin “Güç Paylaşımı” görüşülürken arada “toprak konusunu da deşelim” ısrarı sonucunda, “harita ve rakamlar dışında her halde fikir olarak konuşulmasında mahzur yoktur” dendi ve gündeme sokuldu.

MÜZAKERE MASASI KURULMUŞTUR: Tutun ki bir çözüm için en önemli olay, Müzakerelerin başlamasıydı.” Doğrusu tüm “umutsuzluğumuza” karşın bunu başarı olarak kabul ediyoruz. Çünkü Annan planından bu yana “Türk ve Rum halklarının” siyasi bakış açılarının ne kadar değiştiğini, bu değişimin olumlu mu yoksa olumsuz mu dolayısıyla çözüme ne kadar istekli olduklarını öğrenmenin tek yolu “müzakereler” olabilirdi.
Neyse ki başladı devam ediyor. Üstelik bu kez işin içinde olmayan yok! Mesela AB, BM’ler kadar hatta fazlası ile “müdahil” duruma geçmiş… Amerika sadece görüşmeleri başlatan taraf olmakla kalmıyor, bir yandan da iki üç aya kadar çözüm bekliyorum diyerek adeta ültimatom veriyor! Davutoğlu’lu Türkiye şimdilik umutlu görünüyor! “Şahin” olarak nitelenen Eroğlu bile hemen her açıklamasında “hakçasına çözümden yana tavır koyuyor, bir yerde çözüm içeri çözümsüzlük dışarı” diyor…
DOLAYISIYLE: Hadi bugün de pişmiş aşa su katmayalım dedik! Memleket çözüm umuduyla nefes alırken kalkıp da “bu Rum’la bu adada ne köy olur kasaba” desek ne yazar… Dolayısıyla haydin çözüme diyoruz! **********
BELEDİYELER BATARKEN UĞURLARINDA İŞ BİRLİĞİ YAPILIYOR DİYE FERYAT KOPARMAK, TUHAF BİR İŞ OLUYOR!
Başbakan Yorgancıoğlu istediği kadar “olay etik değildir” desin… Dün de anlatmaya çalıştık. Bizatihi “DP ile UG yerel seçimlerde kendi içlerinde bile “işbirliği” yapmak zorunda kalırlarken, UBP’nin kapısını çalmaları etik olmasa da kaçınılmazdır…
Ki tersinin de olabileceği zaten CTP bünyesinde konuşuluyormuş. Faraza CTP kalksa ve de bazı belediyelerde UBP ile işbirliğine soyunsa, DP-UG’nin tepkisi ne olurdu?
KALDI Kİ: Şaşırtıcı bir başka olay daha vardır: 28 belediyenin içinde ayakta durabilen belediyeler bir elin beş parmağı kadar bile değildir…
Buna karşın “adaylar” “batan gemilerin mallarına” hücum edercesine birbirlerini çiğniyorlar! Ve tabi insanın sorası geliyor: “Yahu altından kalkamayacağınız borç devralmak için bu ne istek bu ne iştaha!”
Örneğin Kadri Fellahoğlu tüm açmazları ile ayazlanıyor. “Ben kurtaracağım” iddiası ile yüklendiği Lefkoşa Belediyesinin kadavrası altında kaldı, nefes alamıyor! Ve bundan sonra da eğer büyük oranda bir para pompalama söz konusu olmazsa hiçbir kuvvet Lefkoşa belediyesini kurtarmaya yetmeyecek biliniyor!
Bu gerçeğe karşın yine de Lefkoşa belediyesinin talibi de çok meraklısı da!
Öte yandan dün de yazdık. Siyasi partiler parça körçe oldular. Mesela UBP artık eski gücünde değil. CTP zaten öteden beri “belirli oyların” partisi olmayı hiç aşamadı! DP-UG sudan çıkan balıklar gibi… kentlerdeki bazı Belediye Başkanları partilerinin dışındaki “halkın oylarını” almasalar sandıkta kalacaklar!
Eee, hangi siyasi parti bile bile kendini sandığa mahkûm edecek tevekkülü gösterir ki? Olay bu!
**********
TRAFİKLE İLGİLİ ŞU YENİ PRİMLER OLAYI (TRAFİK KAZALARINI ÖNLEMEK İÇİN İNSANLARI SUÇLU İLAN EDİP PEŞİN PARA CEZALARINA MAHKUM ETTİLER!)
KKTC “Birlik” “dernek” adı altında örgütlenip sonradan memlekette hem “tekel” hem de bazı sendikalar” gibi “paralel devlet” haline geliveren çok olaya tanıktır…
Halkın da tanık olduğu asıl olay ise “kendi hakkını hukukunu koruma kisvesi” altında örgütlenen bazı “mesleki zümrelerin” tek dertlerinin, “aslında paraları cebellu etmeleri” olduğudur!
Nitekim şimdilerde bir yenisi “devlet eliyle” yürürlüğe sokuldu. Yorgancıoğlu hükümetini ve ilgili bakanlığı tebrik ederiz. Çünkü.
BAKIN TRAFİK SORUNUNU HANGİ BÜYÜK DEVRİMLE ÇÖZÜYORLAR: Bir süre önce Kıbrıs Türk Sigorta Rearüans Şirketler Birliği oturdu ve araç sürücü sigorta ve poliçelerinde devrim yaptı!
Bu devrim mücahitlerinin, “sürücüleri” yaşlarına göre kategorize ederek daha kaza yapmadan nasıl “parasal cezalara çarptırdıklarını” geçen gün yazdıktı.. Mesela 25 yaş altı gençler “deli esamesine düşürülerek ve potansiyel suçlu ilan edilerek yüzde 30’dan fazla prim ödemeye mahkûm edilirlerken, keza 65 yaşın üzerindeki yaşlılar da “artık alil ve bunamış sınıfına dahil olduklarından onlar da kaza yapmasalar bile peşin hükümle yüzde 30 daha fazla prim ödemeye mahkûm oldular
ADINA DEVRİM DENİLEN BU YASANIN NE GETİRİP NE GÖTÜRECEĞİNE ŞİMDİ BİR DAHA BAKALIM: BİR: “Fiyat tespiti” kanunen yasak olması gerekirken bu “Sigorta Birliği” resmen hem de kendi kafasına göre fiyat tespiti yapıyor, üstelik Sigorta Şirketlerinin rekabetini de ortadan kaldırıyor..
İKİ: Hiç kaza yapmamış insanları, “gençler ve yaşlılar sınıflarına ayırarak” kendi “hükmü karakuşi” akıllarına göre potansiyel suçlu ilan edip peşin peşin yüzde 30 daha çok prim vermeye mahkûm ediyor!
ÜÇ: Bunlara karşılık hiç kaza yapmayanlara ne kadar parasal indirim yapacaklarından hiç söz etmiyor! Ki bu oran AB’de bazen yüzde 60’lara kadar indirimli olabilmektedir…
DÖRT: Arabaları da güçlerine göre kategorilere ayırıp 2 binin üstündekilere yüzde 30 daha fazla prim ödeme zorunluluğu getiriyorlar ki oluyor yüzde 60!
BEŞ: Kişi Kayıtları bilgisayarlarına girecek deniyor. Yani kişilerin mahrem bilgileri de benzeri Türkiye’de yaşanmışlığınca “Sigortacıların” eline geçiyor…
ALTI. Yine tüm bunlara karşın “trafik kazalarının önüne geçeceğiz” iddiasına ise “nasıl geçeceklerine” dair tek bir anlatım ve bilimsel doküman ortaya koyamıyorlar…
YEDİ: “Devrim” dedikleri ise “tamamen kişi hak ve özgürlüklerine saldırı olan “suç işlemeden insanları suçlu konumuna sokmak oluyor!”
KISACA: Bu “devrim” dedikleri olayın Sigortalamalarda astronomik prim ödemeleri getirmesi ve insanları kaza yapmadan suçlu sandalyesine oturtması ötesinde başka da hiçbir özelliği yoktur! Dolayısıyla “sistemin” yahut “düzenlemenin,” trafik kazalarını nasıl önleyeceğini (zannedersek o astronomik primlerle caydırıcılıktan medet umuyorlar) hem izah etmek hem de hangi hakla insanları kaza yapmadan mahkum ettiklerini açıklamak zorundadırlar. Öte yandan bu “Birliğe” tanınan “Hukuki yetkilerin” o dillerden düşürmedikleri “demokrasi” ile ne kadar bağdaştığını da ilgili Bakanlık izah edip halka duyurucu açıklama yapmalıdır… ÇÜNKÜ: Artık bu memlekette “halkı kurtaracağız” diyerek ortaya atılanların sonunda halkı nasıl tepelediklerini yaşamaktan, öte yandan devleti yücelteceğiz diyenlerin sadece kendilerini yücelttiklerini görmekten bıktık usandık… Kısaca iliğimize kadar her vesile ile sömürülen insanlar haline getirildik… Yeter ama!
































